1 Eylül…
Geçtiğimiz cumartesi 1 Eylül’dü. Yani Dünya Barış günü… Bazı tarihlere özel anlamlar yüklemek ve beklentiye girmek, Batı modernizminin bir anlayışı. Anneler günü, babalar günü, sevgililer günü, sigarayı bırakma günü gibi
Geçtiğimiz cumartesi 1 Eylül’dü.
Yani Dünya Barış günü…
Bazı tarihlere özel anlamlar yüklemek ve beklentiye girmek, Batı modernizminin bir anlayışı. Anneler günü, babalar günü, sevgililer günü, sigarayı bırakma günü gibi onlarca çeşit özel günler sayabiliriz. Böylece güzel ve önemli hasletleri, belirlenmiş tarihlerde yeniden hatırlatmak istiyorlar kanaatimce.
Nedense Batılılar bu tür işlerden zevk duyuyorlar. Ötesi, bu tutum dünya milletleri tarafından da benimsenmiş gibi ve zamanı gelince de değerlendiriliyor, değişik anmalar, kutlamalar yapılıyor.
Gerçekten de, insanlık tarihinin farklı zamanlarında olduğu gibi günümüzde de barışa, huzura oldukça çok ihtiyaç var. Şöyle bir etrafınıza bakın. Çok uzaklara gitmeye de gerek yok, hemen yanı başımızda Suriye’de kan gövdeyi götürüyor, Irak her an patlamaya hazır bir bomba gibi bekliyor, Myanmar, Filistin, Afganistan, Çeçenistan, Pakistan, Doğu Türkistan…
Say gitsin…
Yirmi birinci yüzyılda insanlık hala huzur ve barış ararken, sıkıntının olması acı bir gerçek. Bilim, teknoloji, iletişim almış başını giderken insanların hala ortak noktalarda buluşmayı, savaşmadan birlikte yaşamayı beceremiyor olması acı. Kabil ile Habil’den bu yana iyi ile kötünün savaşı hala devam ediyor.
Birlikte, savaşmadan yaşama sıkıntısının halklar arasında değil, yöneticiler arasında olduğu da aşikar. Efendiler böylece hem ürettikleri silahların satılmasını sağlamış oluyorlar, hem normalin üstünde aşırı tükettikleri için artan dünya nüfusunu böylece frenlemiş oluyorlar.
Bir taşla birden fazla kuş yani.
İktidarlarla araları çok iyi oldukları için de istedikleri her sebepten savaş üretebiliyorlar. Onlar zenginliklerine zenginlik, servetlerine servet katarken insanlar, siviller, masumlar sebepsiz yere ölüyorlar.
Duygu yoksunu olduklarını bildiğim için vebalden bahsetmek istemiyorum.
Bir diğer mesele, savaş taraftarlarının böyle özel günlerin içini boşaltma çabaları. Önceki günlerde terör örgütünün uzantısı bir siyasi parti ve onun STK’ları barış mitingi yaptılar. Hiçbir şekilde terörü lanetlemeyen bir partinin barış mitingi yapmasının ne anlamı vardır?
Tek amaç, insanların bu kavramlara olan inancını zayıflatmak, idealizmi, yaşanabilir bir dünya umudunu ortadan kaldırmaktır. Başka bir işe yaramaz.
Terörü destekleyen, barıştan anlamayan, adaleti gerçekleştiremeyen, milliyetçilikten uzak, dini kullanan partilerin isimlerini bu manada koymaları, sizce ne anlama gelir.
Bu güzel kavramların içlerinin boşaltıldığı anlamına gelmez mi?
Ünlü hikayeci Aziz Nesin’e soyadını sorarlar. Şöyle cevap verir yazar. “1934 yılında soyadı kanunu çıktığında herkes kendi soyadını kendisi seçti. Böylece insanların bütün gizli aşağılık duyguları açığa çıktı. En cimriler elibolu seçti, en korkaklar yürekliyi seçti, tembeller çalışkanı seçti, çirkinler yakışıklıyı. Ben kendime Nesin’i seçtim, çağırdıklarında ne olduğumu düşünmek için.”
Oldukça güzel bir anekdot değil mi?
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
