DOLAR49,45
EURO55,62
BITCOIN4.015.395
10° KAYSERİ
Üst banner
K
Konuk Yazar
07 Haziran 2013 · 550 okunma

10 Temmuz, özel bir gün…

10 Temmuz benim için özel bir gündü. İlk defa bu sene 86 yılı meslek lisesi mezunları olarak bir araya gelecek, birbirimizi görecek, kucaklaşacak, yıllar sonra hasret giderecektik. Kolay değil, aradan tam yirmi altı sene

10 Temmuz benim için özel bir gündü. İlk defa bu sene 86 yılı meslek lisesi mezunları olarak bir araya gelecek, birbirimizi görecek, kucaklaşacak, yıllar sonra hasret giderecektik. Kolay değil, aradan tam yirmi altı sene geçmişti. Bir çırpıda söylenen bu rakamda ne anılar, ne yaşanmışlıklar, ne mutluluklar, acılar, hatıralar gizlidir, bilir misiniz? En azından kendi adıma böyle olduğunu söyleyebilirim. Kendi yaşamınızı kısaca şöyle bir gözden geçirirseniz, sanırım ne demek istediğimi anlarsınız.

Aniden kendi arasında organize olan üç-dört kişilik arkadaş grubu, telefon numarası olan diğer arkadaşlara da haber vererek, buluşmaya katılmalarını sağlamak için çaba sarf ettik.

Buluşmaya kimlerin geleceğini düşünürken farkında olmadan değişik duygusallıklara, anılara, heyecanlara dalıp gittiğim anlar oluyordu günler öncesinden. Diğer arkadaşları bilmem ama ben oldukça heyecanlıydım doğrusu. İçimde tarifsiz, karışık, tuhaf duygular vardı. Yıllar önce küstüğüm, hala konuşmadığım arkadaşlarım da gelebilirdi, çok sevdiklerim de. Kayseri’de yaşayanlar da katılabilirlerdi, il dışından gelenler de...

Nihayet o gün gelip çatmıştı. Buluşma yerine heyecanla vardığımda ilk şoku o an yaşadım. Yaşlı bir kişi ile Kayseri’de ikamet eden bir başka arkadaşım oturuyorlardı masada. Yaklaşırken o yaşlı kişiyi tanımak için hafızamı zorlamama, bildiğim arkadaşlarımı tek tek itinayla aklımdan geçirmeme rağmen yine de çıkartamadım suretini.

Kimdi bu?

İsmini söylemesine rağmen yine de tanımakta zorlandım. Bir insan bu kadar mı değişir, farklılaşırdı, hayret ettim. Ne de olsa çeyrek asırdan daha fazla bir zaman geçmişti hepimizin sırtından, yüreğinden. Onun da beni tanımakta zorlandığını tahmin edebiliyorum. Şaşkınlık ve hayret içindeydik. “Yolda görsem tanımam, selam vermeden geçerdim” dedim, o da bana aynı şeyi söyledi, gülüştük.

Onun derinleşmiş yüz hatlarında kendimi gördüm, ne yalan söyleyeyim ürktüm. “Acaba ben de mi böyle çökmüş, yorulmuş, bitkin görünüyorum” diye düşündüm. Elbette ben de farklı olamazdım, aynı yaşlardaydık ne de olsa. Fiziksel manada ufak tefek farklılıklar olsa da aynı yıllar eskitmişti bizleri, aynı seneler geçmişti ömrümüzden…

İnsan bu yaşında daha rahat fark ediyor galiba dünyaya gönderiliş maksadını. Kemale ermek, dünyayı anlamak bu yaşlarda daha belirgin oluyor anlaşılan. Düşünüyorum da, peygamber efendimize de peygamberlik kırk yaşında gelmemiş miydi? Kırk yaş ve sonrasının dinimizde önemi büyük değil mi? Demek bizler de yaşlanmıştık. Farkında olmadan demek bizler de amca grubuna girmiştik. Hayat ne kadar da acımasızmış, işte o zaman daha iyi anladım. Heyhat, herkese oynadığı oyunu bizim döneme de oynamış meğer…

Lise yıllarındaki yaramazlıklarımızdan bahsetmeye başlamıştık ki, diğer arkadaşlar da gelmeye başladılar tek tek. Masaya yaklaşanlar tanıdık yüzler arıyorlardı suretlerde, biz de öyle. Birbirimizi tanımak için hafızalarımıza sürekli oltalar atıyorduk, bir yerlerden bulup çıkartmaya, “işte o” demeye çalışıyorduk, belliydi bakışlardan, gözlerden, süzüşlerden. Sıkça

görüşülen arkadaşları tanıyorduk, hatta değişimlerinin farkında bile değildik. Ya yıllar sonra ilk defa görüştüklerimiz…

Yıllar sonraki ilk görüşmeler, bakışmalar, gülümsemeler, sarılmaların samimiyeti görülmeye değerdi doğrusu. Gözlerimizde oluşan hayret bakışları, yaşadığımız ruh hallerimizin yüzümüze yansıyan en son haliydi.

Sonra, koyu bir sohbet başladı aramızda. Herkes bir şeylerden bahsetmeye, içindeki özlem ateşini karşısındaki aktarmaya, birikmiş duygularını ortaya sermeye çalışıyordu. Heyecandan kimse bir diğerinin ne söylediğinin farkında bile değildi, sürekli ben konuşayım istiyordu, sanki yılların yükü sadece kendi üzerinden geçmiş gibi.

Düşünüyorum da, yeni mezun genç bir delikanlı gibi hissediyorum kendimi. Sanki daha dün gibi aklımda pek çok şey, hatırlıyorum. Uzansam tutacağım sanki lise yıllarımı. Uzatsam elimi anılarıma temas edeceğim gibi. Halbuki bir kaçımız emekli olmuş bile, hepimizin de en az on beş yaşında çocukları bile var, ne garip değil mi?

Bir zaman sonra sakinleştik, heyecanımız geçmeye başlayınca aklıma geldi, hemen bir kağıt kalem bulup, ismimi, elektronik posta adresimi ve telefonumu yazıp yanımdaki arkadaşıma verdim. Haberleşelim istiyorduk, bundan sonra kopmamak, birbirimizden haberdar olmak, her sene tekrar tekrar buluşmak istiyorduk. İçimizi yakan bu fikirle herkes kağıda haberleşme bilgilerini yazdı.

Ayrılmak elbette zor oldu. Damağımızda kalan, bizi bir yıl idare edecek tatlarla ayrıldık. Gençliğimizi, yaşanmışlıklarımızı, ortak anılarımızı, acılarımızı, mutluluklarımızı o geceye emanet edip evlere dönmek gerçekten çok zor oldu.

Paylaş X Facebook

Yorumlar 0

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Detaylar için Çerez Politikası.