DOLAR49,45
EURO55,62
BITCOIN4.014.390
12° KAYSERİ
Üst banner
K
Konuk Yazar
07 Haziran 2013 · 613 okunma

27 Nisan…

Dün 27 Nisan’dı. Yine takvimimizden bir yaprak düştü, ömrümüzden bir gün daha geçti. Kader kâtipleri ellerindeki silgilerle yaşantımızdan bir günümüzü daha sildiler. Elde kaldı bilmem kaç gün… Tarihi derinliği öyle müthi

Dün 27 Nisan’dı. Yine takvimimizden bir yaprak düştü, ömrümüzden bir gün daha geçti. Kader kâtipleri ellerindeki silgilerle yaşantımızdan bir günümüzü daha sildiler. Elde kaldı bilmem kaç gün…

Tarihi derinliği öyle müthiş bir milletiz ki, bilmem farkında mıyız ama, Allah’ın her gününe bir acımız ya da güzelliğimiz saklı.

Dün 27 Nisan’dı. Herkesin gündemi farklı olmakla birlikte, genel gündem Anayasa Mahkemesi başkanı Haşim KILIÇ’ın talihsiz açıklaması ve başbakanın Ermeni meselesiyle ilgili yayımlamış olduğu mektuptu.

Dün 27 Nisan’dı. Başkasının, başkalarının günü, gündemi farklı da olsa, benim için Abdülhamit Han’ın tahttan indirilip sürgüne gönderilişinin yıl dönümüydü dün. Anlamı, içeriği, derinliği buydu.

Tam yüz altı yıl önce dün Ulu Hakan Ulusalcı/İttihatçı/Mason, bir takım satılmış matbuat ve Avrupalı dış güçlerin işbirliğiyle tahtından indirilip Selanik’e sürgüne gönderildi. Hiçbir Osmanlı sultanı tahttan indirilse bile sürgüne gönderilmemiş, Dersaadet dışına çıkartılmamışken, ne yazıktır ki, bu tasvip edilemez zalim tavır, sadece ona reva görüldü.

Geçen hafta, “Kazanlı Yenilikçi Alimler” sempozyumunda tebliğ sunmak için Tataristan’ın Kazan şehrine davetliydim. Orada yardımcı Doçent bir dostum, benim Abdülhamit sevdamı görünce, rahmetli dedesiyle ilgili bir anekdot paylaştı benimle.

Şöyle; Abdülhamit Han ve hanesi, sürgün yediği 27 Nisan akşamı, bir an önce tren garına ulaşıp Selanik’e yola çıkmak için zifiri karanlıklar içinde Yıldız yokuşundan hızla arabalarla aşağı inerken, önceden haber verilen medrese talebeleri yol kenarına dizdirilmişler.  Arabalar tam önlerinden geçerken yol boyu dizilen talebelere araçlara tükürme emri verilmiş. Malum, darbe ortamı, herkes bir diğerinden korkuyor ve yarının ne getireceği meçhul. İnsanlar dehşet içinde ve hala ne olduğunun farkında bile değil. Talebeler korku içinde emri yerine getiriyor ve lakin ne için arabalara tükürdüklerini, içinde kimlerin olduğunu bilmiyorlar. Sadece, başlarına bir şey gelmemesi, meçhul bir kurşuna ya da bıçak darbesine maruz kalmamak adına verilen emri yerine getirmek için tükürme faaliyetinde bulunuyorlar.

Bu ne alçakça bir tavırdır. Bu ne alçakça bir fikirdir. Bu düşünce kimin aklına gelmiştir? Aslında bu tükürükler sadece Abdülhamit’e değil, onun soyuna, sopuna, hanesine, şerefine, koskoca Osmanlıya ve Osmanlının asli unsuru olan bu aziz millete savrulmuştur. Ve hal böyleyken İttihatçılar buna nasıl izin vermişlerdir?

Otuz üç yıl tahtta kalmış, Osmanlıyı dönemin şartları içinde en iyi şekilde temsil etmiş, kendi insanını dışarıya karşı ezdirmemiş, ömrü mücadele içinde geçmiş, tahtta kaldığı sürece bir gün dahi rahat yüzü görmemiş, bayındırlık ve eğitim konusunda çağının en iyisini yakalamayı hedef edinmiş, yüz yıllık projelere imza atmış bir Osmanlı sultanına reva görülen bu zulüm de nedir? Bu kin kime aittir? Kimler bu kine ortaklık etmiştir?

Alman Birliği’nin Kurucusu Bısmark Abdülhamit için, dünyada yüz gram akıl varsa bunun beş gramı bende, beş gramı diğer sultanlarda, doksan gramı da Abdülhamit’tedir derken her halde boşa konuşmamıştır. Ya da, Üstat Necip Fazıl, Abdülhamit’i anlamak her şeyi anlamaktır derken boşuna söylemiyor bu cümleyi demek ki. 

Abdülhamit, yaptıklarıyla, düşündükleriyle, projeleriyle, bugün bile dudak uçuklatan, günümüze ışık tutan, değeri ne yazık ki yüz yıl sonra anlaşılan bir liderdir.

Bugün onun, Ulu Hakan’ın bugün daha iyi anlaşılmasının ve hatta keşfedilmesinin ana gerekçesini ben, kökleri bu topraklarda olan, yönünü batıya değil, kendi insanına ve öz değerlerine dönük yerli yöneticilerin, akademisyenlerin, yazar, şair ve düşünce adamlarının bugünün Türkiye’sinde iş başında olmasına bağlıyorum. Başkaca bir açıklama, düşünce ya da yorum beni tatmin etmiyor.

Bu vesileyle ebediyete göçmüş Ulu Hünkar’ı bir kez daha saygı, sevgi, hürmet ve şefkatle anıyor ve arıyorum. Ve diyorum ki dostlar, onu daha iyi anlamak adına, bugünün anısına onunla ilgili bir eser okumayı ihmal etmeyin. Etmeyin ki, düşmanlarımız çatlasın.

Paylaş X Facebook

Yorumlar 0

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Detaylar için Çerez Politikası.