Ahlaksız ticaret…
Canlı yayındaki doktor maşallah çok bilgiliydi. Öyle ki; her hastalık hakkında kesin bir teşhis koymakla kalmıyor, tedavisi için de anında, doğal olduğunu söylediği bir ilaç sunuyordu. Sanki lokman hekimdi mübarek!.. Ann
Canlı yayındaki doktor maşallah çok bilgiliydi. Öyle ki; her hastalık hakkında kesin bir teşhis koymakla kalmıyor, tedavisi için de anında, doğal olduğunu söylediği bir ilaç sunuyordu. Sanki lokman hekimdi mübarek!.. Annem hiç kaçırmaz bu programı. Sadece bu programı mı, bütün sağlık programlarının kesintisiz müdavimidir vesselam. Bu tarz programlar çıktı mı, o saatten itibaren televizyon kumandası anneme aittir ve doktorun söylediklerini kaçırmamak için sessizlik kesin hükümdür. Mümkünse sağlık programlarının hepsini de tek tek, pür dikkat izlemek ister. Doktorun söylediği hemen her hastalık için, “tam benim hastalığı tarif ediyor” demeyi de ihmal etmez yaşlı kadın.
Okumuşluğu yazmışlığı olmadığı için kanalın hemen altında yazılı numarayı aramak da her daim biz aile efradına düşer. Bu sefer ben çevirdim numarayı, canlı yayına bağlanmak ve annemin rahatsızlığını anlatarak çare istemek, bunu da annemin duymasıydı niyetim.
Telefonda, gayet kibar konuşan, Türkçesi ve ikna gücü akıcı bir bayan, “buyurun beyefendi” deyince canlı yayına bağlanmak istediğimi belirttim. Bayan, “şu an birçok seyirci kanalımızı arıyor, bize ulaşmak istiyor, siz şanslısınız, buyurun ben yardımcı olayım” deyince afalladım. Ruh halimi belli etmemeye, ses tonuma yansıtmamaya çalışarak, “nasıl yani, siz mi annemin derdine çare bulacaksınız, hekim siz misiniz?” dedim. Bayan gayet pişkin bir sesle, “yaşlıların hastalığının çoğu birbirine benzer beyfendi, buyurun yardımcı olayım” deyince tekrar, bunda bir iş var diyerek konuşmama devam ettim. Annemin rahatsızlığını bir bir sıraladım. Telefondaki bayan gayet hazırlıklıydı anlaşılan, hiç tereddüt etmeden, “size bir krem önereceğim, onu ağrıyan yerlerine sürsün, tüm sıkıntılarından kurtulur, ama en az bir yıl kullanması gerekiyor, doktorumuz bunu öneriyor, fiyatı 175 TL” dedi. “Çok pahalı değil mi?” dedim. Bayan işin uzmanıydı, müşterinin nerede duracağını, nerde düşüneceğini, tereddüt edeceğini iyi biliyordu. “Beyefendi, bugün Cuma, günün anlamına binaen fiyatı 150 liraya düşürdük, kaçırmayın, adresinizi alayım…”
Müşteriyi bağlamak bu olsa gerek, “Tamam hanımefendi, düşünmek istiyorum, gerekirse tekrar ararım, teşekürler…” dememe rağmen, arkadan bir soru daha, “Anneniz kaç yaşında?”
Peşimi bırakmayacağı kesinleşmişti. İşi eğlenceye vurmaya başladım, “78 yaşında”
“70 yaşın üstündekilere kampanyamız var, keşke önce söyleseydiniz, size 125 liraya olur, hemen alın derim ben size, kaçırmayın.”
Eğlenmekle birlikte canım sıkılmaya da başlamıştı. İşin sonucunun nereye varacağını da merak ediyordum doğrusu.
“Hanımefendi annemle konuşmak istiyorum, belki istemez, ben sizi ararım…”
Başka bir soru, “Ne iş yapıyorsunuz?”, “Öğretmenim.”, “Öyle mi, kanalımız öğretmenlere ayrı bir değer verir, size 80 liraya bırakıyorum ürünü, hayırlı olsun, adresiniz?”
Olacak iş değildi doğrusu. Şaşırmakla birlikte gülmeye de başlamıştım kendi kendime. Ulusal bir kanalda bu tür bir rezilliğin olabileceğini bizzat yaşamasam, biri anlatsa inanmazdım doğrusu. Gülmekle şaşkınlık arası bir ruh haline bürünmüşken karşılıklı kısa bir sessizlik oldu. Bunu telefondaki bayan yanlış değerlendirmiş olacak ki tekrar konuşmaya başladı. Ancak bu seferki ses tonu biraz sertti. Belli ki ürünü hala almayışıma sinirlenmişti.
“Beyefendi, bu kadar düşünmeye ne gerek var, altı üstü 80 lira.” Fırça geldi ardı sıra. “Nereden arıyorsunuz?”, “Kayseri’den.” , “Evet, Kayserililerin sıkı pazarlıkçı olduklarını unutmuşum galiba, size son fiyat 50 lira olur, başka da olmaz, düşünmeyin, hayırlı olsun.”
Bu kadar fiyat indiriminden, ilk fiyat ile son fiyatı arasındaki uçurumdan sonra iyice ürkmüştüm. Bu ürkme, ürünün fiyatından değil, kandırılma duygusundan ve ürünün sahte olabileceğindendi. Konuşmayı nihayete erdirmek için atağa geçtim, gayet kibar bir ses tonu ile, “Teşekkür ederim hanımefendi, sonra arayım ben sizi, kusura bakmayın, telefonda meşgul ettim, belki başka hastalar da bekliyor, onların zamanını ziyan etmeyeyim…”
Kadın daha da sertleşti, ürünü almayışıma sinirlendiğini belli etmekte bir mahzur görmediğini ispatladı. O güzel ses tonundan, akıcı Türkçesinden, üslubundan, kibarlığından eser kalmadı bir anda ve, “Bakın beyefendi, ürünü neden hala almadığınızı anlamıyorum, gayet kaliteli, oldukça da faydalı. Herkesin memnun olduğu bir ürün. Eğer mesele fiyatıysa, daha da uygun bir ücrete bırakabilirim size. Mesela yüzde elli daha iskonto yapabilirim…”
Dayanamadım. İstemezdim ama duygularıma kapılıp, “yok artık!” diyerek telefonu suratına kapattım. Çileden çıkmıştım. Böyle ticaret, böyle ahlak mı olur? Evet, pazarlık sünnettir, sonuçta esnaf malın fiyatını makul bir miktara indirir, ama bunun ki aldatmanın da ötesi, insanı aptal yerine koymaktan başka da bir şey değildi. Hem de ulusal ve ünlü bir kanalda. Ne denir ki, “Allah ıslak etsin!” demekten gayri…
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
