Aktüel faktör
Bölgemizi büyük felaketlere götürme istidadı olan mezhep çatışmalarını besleyen iki faktörden biri siyasî; diğeri fıkıh, kelam ve hadis gibi ilimlere ilişkin farklı usuller ve konulardır. "Siyasî faktör"ü aktüel ve tarih
Bölgemizi büyük felaketlere götürme istidadı olan mezhep çatışmalarını besleyen iki faktörden biri siyasî; diğeri fıkıh, kelam ve hadis gibi ilimlere ilişkin farklı usuller ve konulardır.
"Siyasî faktör"ü aktüel ve tarihi olmak üzere ikiye ayırabiliriz. Bugün aktüel siyasî faktör üzerinde durmaya çalışacağız.
Aktüel faktörün rolü, 1979 İran İslam devrimiyle başladı. Son 250 yıllık tarihte gerek felsefî-politik, gerek oluş şekilleri ve gerekse doğurdukları sonuçlar itibarıyla üç büyük devrime tanık olduk: İlki, 1789 Fransız İhtilali. İhtilal, milliyetçi akımları, milli devletleri ve laiklik-sekülarizm zemininde yeni bir siyaset biçimini öne çıkardı ki, Osmanlı'nın Batı'sında ilk etkilerini yarım asır, Doğu'sunda yaklaşık 1,5 asır sonra gösterdi. Başka sebepler yanında Fransız İhtilali, Osmanlı'nın dağılmasında önemli rol oynadı. 1917 Bolşevik devrimi de Doğu Avrupa'da ve Asya'da ilk etkilerini 20-50 sene içinde gösterdi ve yaklaşık 2,5 milyar insanı bir şekilde manyetik sahası içine aldı.
Üç, faktörel özellikleriyle aynı kategoride olan İslam devriminin de etkisini göstereceği tabiiydi. 10-30 sene içinde de Ortadoğu'da sarsıntılar yaratarak göstermeye başladı.
Devrimin yol açtığı iki sonuçtan biri, İran'ı bölgede her geçen gün biraz daha öne çıkan bir devlet konumuna çıkarması, diğeri dünya Müslüman nüfusunun yaklaşık yüzde 20'sini oluşturan Şiileri 'siyasallaştırması'.
Şiilik esasında siyasî bir mezheptir ve tarihte de hep böyle olmuştur. Ancak 12. İmam'ın gaybubetinde kendi adına ve özerk dinî önderleri takip ederek siyasî alana girmesi olayı yenidir; 1826 Rus Savaşı, 1890 Tütün direnişi, 1906 Meşrutiyet ve Anayasa hareketini bir kenara bırakacak olursak, 1964-Hordat olayıyla başlar, 1979'da sürecini tamamlar. "Fars unsuru"nun İran ve bölge coğrafyasında öne çıkması 1924 Kaçar hanedanının yıkılıp yerini Pehlevilerin almasıyla başlar. Irak ve diğer bölgelerde Şiiliğin "aktüel siyaset"te gözükmesi 20. yüzyılın ilk çeyreğinde gözlenir. Mesela Irak Şiilerinden taklid-i mercii Ayetullah Mehdi el Halisi'nin "Musul için İngilizlerin yanında Türklere karşı savaşmak haramdır" fetvası ve bundan önce Ayetullah el Uzma Mirza Hasan Şirazi'nin "Müslümanların gayrimüslimler tarafından yönetilmeyeceği" yönünde verdiği fetva kilometre taşları arasında yer alır.
İran ve Şiiliğin bölgesel güç kazanması, Batı'nın, özellikle ABD'nin takip ettiği politikaların sonucudur. Rusların Afganistan'ı işgal etmesiyle cihad başladı, Afganlılara kendi dinî geleneklerine göre bir yönetim kurma şansı verilseydi, bu trajik durum yaşanmazdı, ancak ABD ve Suudiler, İran'ı doğusundan kuşatma düşüncesiyle cihada en yanlış ve kaba yöntemlerle müdahale ettiler ama işe yaramadı. İran hem kaostan yararlanıp Orta Asya'ya daha rahat açıldı hem nüfusun yüzde 20'si olan Şiiler özerk siyasî blok olarak teşekkül etti.
Saddam, İran'a saldırıncaya kadar Irak Şiileri "Irak'ın yurttaşları"ydı ve nüfusun yüzde 65'ini teşkil ettikleri halde İran'a karşı sekiz sene savaştılar da. Ama İran ve devrim tehlikesi paranoyasına kapılan Saddam ve onu "Ortadoğu mahallesinin kabadayısı" ilan edip İran üzerine saldırtan Batılıların kışkırtmaları sonucunda hem Irak harabeye döndü, Saddam rejimi yıkıldı hem devasa bir Şii nüfus siyasî özerk bir bilinçle yeni sahnedeki yerini aldı. Bu süreçte Bahreyn, BAE, Arap yarımadasındaki Şiilerin harekete geçmemesi mümkün değildi. Lübnan çok daha öncesinden Emel ve Hizbullah'la siyasallaşmıştı, Suriye'nin zaten İran'la stratejik işbirliği anlaşması vardı (Şubat-2005), Yemen de bundan etkilendi.
Sonuçta Filistin sorununun İsrail'in insafına bırakılması; ABD'nin kaba bölge politikaları; Suudilerin, Şia'nın tam karşı/zıt kutbunda yer alan Vehhabiliği ve sert Selefiliği politik bir ideoloji olarak kullanması; Avrupa ülkelerinin duyarsız tutumları, çifte-standartları; Arap yöneticilerinin zaafı ve Arap toplumlarının çaresizliği İran'ı öne çıkardı. Bu süreçte Şiilik tabii ki önemlidir, ama asıl belirleyen 'mezhep' değil, "aktüel siyasî" faktördür. Aktüel çatışmada "Sünnilik-Şiilik"ten çok, "Şiilik-laiklik-sert Selefilik" rol oynamaktadır.
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
