ANADOLU’DA ANADOLU’YU KONUŞMAK…
Korkmuştuk önce. Kimselere söyleyememişsek de, “Anadolu’da böylesine büyük bir organizasyonu yapabilir miyiz?” sorusu kafamızda, çekincesi yüreklerimizdeydi. Kültürün, sanatın başkenti kabul edilen Payitaht’ta bile böyle
Korkmuştuk önce. Kimselere söyleyememişsek de, “Anadolu’da böylesine büyük bir organizasyonu yapabilir miyiz?” sorusu kafamızda, çekincesi yüreklerimizdeydi. Kültürün, sanatın başkenti kabul edilen Payitaht’ta bile böylesine bir etkinlik yapılamıyorsa, acaba Kayseri’de yapılabilir miydi?
Tek tek görüştüğüm Türkiye Yazarlar Birliği şube başkanlarının, “olur” demeleri heyecanımıza heyecan katan bir başka aşama, bir başka güzellikti doğrusu. Sevinmiş, muştulu bir haber almıştık adeta. İlk defa yazarların sorunlarının gündeme geleceği, “Kültür de, sanat da biz de varız” diyeceğimiz böylesine bir zirve yapmak, üstelik de bunu Anadolu’da gerçekleştirmek gerçekten cesaret isteyen bir işti, biliyorduk.
Bilirsiniz; biz yazarlar biraz da iflah olmaz insanlarızdır. Çoğu zaman nefsimiz aklımızın önünde yer alır, kendimizden başka yazar, şair tanımayız. Ne yapalım ki Allah biz yazarların hamurunu böyle karmış. Böyle bir zirveye ev sahipliği yapmakla diğer gruplardan, derneklerden, dergilerden nasıl bir tepki alacak, nasıl bir katılım sağlanacak, onu da hesap etmeliydik. Acaba ilgi görecek miydik? Yüreklerimizden korkuyu çıkartıp bir kenara koyarken, yerine cesareti yerleştirip işe koyulduk.
İlkbaharın habercisi o güzelim çiçek kokularının yüreklerimize sindiği, ruhlarımızın toprakla beraber yeniden dirildiği, börtü böceklerin bir kez daha bahara, “merhaba” dediği 30-31 Mart günlerinde, zirveleri karlıyken eteklerinde çiçekler açan o güzelim Erciyes’in gölgesinde buluştuk yazarlarla. Doğa, tabiatın yeniden dirilişine merhaba derken, biz de ülkenin değişik yerlerinden şehrimize gelen arkadaşlarımıza “merhaba, hoş geldiniz” dedik, aynı heyecanla, aynı ümitle.
İki gün süren etkinlik boyunca, Anadolu’muzun bu güzel şehrinde, Kayseri’de, panel süresince ve serbest vakitlerde kültürü, sanatı, edebiyatı konuştuk yazarlarımızla. Dillerimizden çok gönüllerimiz söyleşti karşılıklı. Bu tür bir araya gelmelere ne çok ihtiyacımız olduğunu hatırladık. Dillerimizin ifade edemediğini yüreklerimiz, bakışlarımız söyledi birbirine. Doğudan batıya Anadolu'muzun sanatçı duyarlılığını, onun kalbi olan bu şehre, Kayseri'ye taşıdık hep birlikte.
Anadolu'da yazar olmanın hiç de kolay olmadığını, bedel ödenmesi gerektiğini konuştuk. Ülkeye egemen güçler için düşünen insanların bir tehdit olduğunu söyledik. Yazarın hiç de makbul kişi kabul edilmediğini, istenmeyen adam olduğunu, hafife alınarak ya da yalnızlaştırılarak cezalandırılmak istendiğini, sesi kısılma yoluna gidildiğini dile getirdik.
Yazarın okuyucu ile buluşması önündeki engellerin kaldırılması ve ürünlerin okuyucuya ulaşabilmesi için yazar dayanışmasının gerekliliğine, Türkiye Yazarlar Birliği gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarının önemine, Kayseri Büyükşehir Belediyesi gibi yerel yönetimlerin, sanayici ve iş adamlarının desteğine, Anadolu’da yayımlanan Erciyes, Berceste, Şiir Vakti, Çıngı ve Semaver gibi dergilerin etrafında kümelenerek yaşamaları için destek olunmasına, belli merkezlerde oluşan kastların aşılabilmesi için yeni yayınevleri kurularak bu alanda rekabetin oluşturulmasına, dağıtım konusunda devletin destek ve teşvikinin önemine dikkat çekerken, Anadolu’nun artık taşra olmadığını, değerleri ve kültürü ile yaşatılması ve yansıtılması gerektiğini vurguladık.
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
