'Arus mansura!'
Arapça ve Farsçada geline "arus" denir. Aynı kökten türetme olarak "düğün"e de "ırs." Mevlânâ Celaleddin dervişin vefat ettiği güne "Şeb-i arus" der. Dervişin gözünde, ölüm onun için dünyadan ebedi kopuş, dolayısıyla acı
Arapça ve Farsçada geline "arus" denir. Aynı kökten türetme olarak "düğün"e de "ırs." Mevlânâ Celaleddin dervişin vefat ettiği güne "Şeb-i arus" der.
Dervişin gözünde, ölüm onun için dünyadan ebedi kopuş, dolayısıyla acı, hüzün, korku ve panik değil, hayatı boyunca cemali emsalsiz yüce Allah'a kavuşacağı buluşma, kavuşma (vuslat) günüdür. Gelin ve düğünle kök ve anlam akrabalığı dolayısıyla Şeb-i arus bizim irfanımızda "gerdek gecesi" şeklinde yerini almıştır.
Mardin'de gerdekten bir gece öncesinden (kına gecesi) evlenecek kız "gelin" muamelesi görür. Geleneğe göre kına çarşamba gecesi olur, perşembe ikindi vakti gelin evinden çıkar, yeni evine sevinç gösterileriyle götürülür, giderken düğün herkese duyurulur. Düğünün üç sünneti vardır: Yemek (velime), eğlence ve ilan-duyurma.
Kına gecesinden başlamak üzere gelinin sıfatı "arus mansura"dır. "Mansura" yardıma, nusrete nail olmuş kız demektir. Gelini "mansura" kılan iki önemli faktör vardır: Biri Allah'ın yardımı ve inayetiyle ebeveyninin rızasını kazanmış, ailesinin desteğini ve himayesini arkasına almış olması. "Bekâr kızın nusreti aile ve yakınlarının himayesi ve desteği"ni kazanmasıdır. Diğeri ve bundan daha önemlisi, büluğ çağına erip gelin olduğu güne kadar namusunu, iffetini, bekâretini titizlikle korumuş olmasıdır.
Bu, bir genç kızın hayatta elde edebileceği en yüksek başarıdır. Kendisi için Allah ve Rasulü'nün koyduğu sınırlara (hudud) bilinçle riayet etmiştir, bedeninin kendisine ait değil, onu Yaratan'a ait olduğunu unutmamıştır, Allah'ın Elçisi'nin (sas) tarif ettiği şekilde bedenini (avret yerlerini) örtmüştür; içli dışlı olduğu erkek arkadaşı, gizli-aşikâr dostu (ahdan) olmamıştır. Kutlu ve paha biçilmez bir inci gibi bekâretini korumuş, kendini ve bedenini ona helal olacak müstakbel erkeğe saklamıştır. Bunun sembolü olarak yüzünü de örtmekte, örtüyü sadece damat açabilmektedir. Beden erkek ve kadın, bize ait değildir, biz onu yaratmadık ki, onu Yaratan'ın koyduğu sınırlar dışına çıkıp dilediğimiz gibi kullanalım. "Bu beden bana aittir, hayat benim hayatım, dilediğim gibi özgür yaşarım" Allah'a başkaldırmaktır. Bu bilinçle yetişen, bunun terbiyesini alan gelin büyük sınavı başardığı için "mansura" sıfatını kazanmaya hak kazanmıştır ki, bu sadece bir sıfat değil, aynı zamanda yüksek bir mertebedir. Bu mertebeye erişen genç kız, Hz. İsa'nın (as) havarileri (Ansarullah), Hz. Peygamber'i (sas) canları gibi koruyan Ensar ile aynı ecri ve hazzı elde etmiştir.
Anadolu'nun ve İslam dünyasının hemen hemen her yöresinde bu temayı ihtiva eden sayısız ritüeller, semboller vardır. Bunlardan biri de baba evinden çıkan geline babasının veya erkek kardeşinin beline kuşak bağlamasıdır. Kuşak gelinin ailesinin arkasında hayat boyu sürecek olan destek ve himayelerini sembolize eder. Ama aynı zamanda kızın babası ve erkek kardeşleri "Biz kızımızın namus ve iffetinin kefiliyiz" mesajını verirler.
Bedeni sekülerleştiren modernizm ve onun ideolojik ve politik aygıtı olarak iş ve işlev gören feminizm, kuşak sembolizmini erkek egemen kültürün prangası görür. Dinden, gelenekten ve namustan, dolayısıyla bekâret ve iffetten nefret eder. Feministlerin vehmine göre kuşak ailenin kız üzerindeki esaretidir. Namus, iffet ve hatta bekâret eğer nikâha kadar korunması gereken mutlak bir değer ise, bu kızın özgür olmadığını, kendi bedeninin aile ve toplumun denetimi altında olduğunu gösterir, diye düşünmektedirler. Her argümanları gibi bunun da herhangi bir temeli yoktur. Zira sahih geleneğe göre, kızı nusret sahibi kılıp onu "mansura" mertebesine ulaştıran şey, Allah'ın yardımı (Nasrun minallah) ve kendi cehdi, iradesi ve yüksek sorumluluk bilincidir. Ebeveyni veya ailesi bu kutlu çabasında ona sadece yardımcı olmuşlardır, bu onların görevidir.
Bunları niçin yazıyorum? Bu hafta evden bir kızımızı "arus mansura" olarak uğurladık. Bu vesile ile geleneğin sembolleri üzerinde düşünme fırsatım oldu. Bu ülkenin, bu yurdun bütün genç kızlarının birer "arus mansura" olmasını diledim. Dinin, geleneğin ve ailenin resmi ve sivil bunca saldırılar karşısında olduğu bir şaşkın zamanda geleceği arus mansuranın dünyaya getirip eğiteceği salih nesiller kuracaktır.
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
