DOLAR49,45
EURO55,62
BITCOIN4.033.463
14° KAYSERİ
Üst banner
K
Konuk Yazar
07 Haziran 2013 · 204 okunma

Bayramınız kutlu olsun

Biliyorum, bugün bayram ve hepiniz bayram şekeri yerine de geçecek bir yazı bekliyorsunuz. Toplu bayramlaşmalarda, ev ziyaretlerinde, aile arası sohbetlerde sizlere malzeme sunacak... Zihninizi fazla yormayıp gönlünüze h

Biliyorum, bugün bayram ve hepiniz bayram şekeri yerine de geçecek bir yazı bekliyorsunuz. Toplu bayramlaşmalarda, ev ziyaretlerinde, aile arası sohbetlerde sizlere malzeme sunacak... Zihninizi fazla yormayıp gönlünüze hitap eden... Biraz ondan, biraz bundan...

Mesleğin eskileri bayram yazıları için öyle konuları seçerlerdi.

‘Eskiler’ dediğim, bazısı 1970’li yıllara kadar etkilerini sürdüren, çoğu şöhreti geçen yüzyılın başında yakalamış imparatorluk kalıntısı gazeteciler: Ahmet Rasim... Hüseyin Cahit Yalçın... Ömer Rıza Doğrul... Refi Cevat Ulunay... Falih Rıfkı Atay... Refik Halit Karay... Orhan Seyfi Orhon... Ahmet Emin Yalman... Mümtaz Faik Fenik... Adviye Fenik... Burhan Felek... Peyami Safa...

Tabii Necip Fazıl Kısakürek, Nazım Hikmet, Eşref Edip Fergan ve Aziz Nesin gibi daha ideolojik yazarları da listeye eklemek gerekiyor...

Çoğunu yazdıkları günlerde gazetelerden takip etmiş, bazısını ise sonradan kitaplarından tanımıştım. Aksine pek çok olayın varlığından haberar olsam da, zaman zaman birbirleriyle takıştıkları, kalem kavgaları yaptıkları durumlarda bile, hep belli bir seviyeyi korumuş olduklarını düşünürüm.

Bir çoğu hiç batmayacak gözüyle baktıkları bir imparatorluğun çözülmesine, yerini nasıl evrileceğini asla bilemeyecekleri yeni bir devlet biçiminin almasına, İttihatçı-İtilâfçı kavgasının yeni Cumhuriyet’te de devamına tanıklık etmişti. Saltanat hadi neyse de Halifeliğin kaldırılması büyük bir travmaydı çoğu için...

İstiklal Savaşı’nı bazısı kazanılamaz gördüğü için sürekli itiraz edip durdu köşelerinde; “150’likler” diye bilinen listeye girip soluğu yurtdışında aldı öyleleri... Kimi Mustafa Kemal’in ‘Atatürk’ haline dönüştüğü dönemde ‘muhalif’ kaldığı için, kimi İsmet İnönü’nün cumhurbaşkanlığını gönlüne yatıramadığı için, kimi bir büyük savaş sonrası nimet paylaşımına isyan ettiği için... Kalemi elinden alınarak bir kenara itildi.

O günlerin deneyiminden şunu biliyoruz: Söyleyeceği sözü olanlar, kalemi özlenenler, uzlet dönemi kısa veya uzun sürse de, sonunda yine kalemlerine kavuştu...

Hayatlarında dönemin otoritesinin hiçbir engeliyle karşılaşmayanlar bile, kalemi elinden alınanlara bakıp, hep hizada kalmanın yollarını aradı. “Neydi o eski Ramazanlar” veya “Nerede o eski bayramlar” edebiyatı biraz da zorunlu arayışın sonucudur. Eski ustaların dillerde tad bırakan o tür yazıları biraz da bu gözle okununca, her paragrafın bir yerlere nazire, birilerine gönderme olduğu fark edilecektir.

Masum bir bayram yazısından siyasi sonuç çıkarılmayacağı güvencesiyle en siyasi mesajlarını bayram yazılarının satır aralarına gömmeyi bilmiştir meslek ustaları...

Ülkemiz hayli zamandır evrensel değerlerle buluşmayı amaçladığı için bizlerin kalemlerimizin eski ustalarımız kadar kıvrak olması gerekmiyor belki de...

Zamanın çarkları şimdilerde çok hızlı işlediği için geçmişe dair anlatacak pek az hikâyemiz mi var yoksa?

Yoksa bizlerin gözümüzü açtığımız günlerden bu yana, yani en az yarım yüzyıldır, göğsümüzü gere gere övünebileceğimiz fazla bir olay yaşanmamış olabilir mi?

Cevabı sizden...

Paylaş X Facebook

Yorumlar 0

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Detaylar için Çerez Politikası.