DOLAR49,45
EURO55,62
BITCOIN4.016.083
10° KAYSERİ
Üst banner
K
Konuk Yazar
07 Haziran 2013 · 100 okunma

Beyin, kol ve ayak

Amerikan Devlet Başkanı Obama, Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesinde Çin Devlet Başkanı Hu Cintao'ya şunları söylüyor: "En büyük rekabetçi avantajımızın bilgi, icat, patent ve telif hakları olduğu ABD benzeri

Amerikan Devlet Başkanı Obama, Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesinde Çin Devlet Başkanı Hu Cintao'ya şunları söylüyor:

 

"En büyük rekabetçi avantajımızın bilgi, icat, patent ve telif hakları olduğu ABD benzeri ekonomiler için Çin gibi büyük pazarlarda ihtiyacımız olan korumaya sahip olamamamız kabul edilemez." Zaman'da (15 Kasım) yer alan bir habere göre, Çin'den 600 bin liralık sipariş alan Devrekli baston ustası Erol Dedemen, bastonları Çinliler taklid edecek diye siparişi reddetmiş. Dünyadaki belli başlı marka sahibi firmaların, en büyük şikâyetlerinin Türklerin markalarını taklid ettikleri konusu olduğunu biliyor muydunuz? Onlar da tıpkı Obama ve Devrekli baston ustası gibi taklitten yakınıyorlar.

Taklid bir şeyi aslına benzetmeye yeltenmektir. Ancak hiçbir zaman aslı (orijinali) değildir. S. Hüseyin Nasr'ın sözüdür "Japonlar bir şeyin özünü, Türkler formunu maharetle taklid ederler". Batı uygarlığını 200 senedir büyük bir azimle taklid etmeye çalışıyoruz, tam başarı sağlayamadığımızdan olacak, sonunda "iktibas" etmekle yetindik. Modern maddi uygarlığı başarıyla taklid etme başarısını ilk gösteren Japonlar oldu.

Japon kalkınmasının temelinde, bizim geçen yüzyılın İslamcılarının zannettiğinin aksine, "kendilerine özgü kültürleri, örf ve âdetleri" değil, şeylerin özünü taklid etme yetenekleri, hırsları; Amerika'nın İkinci Dünya Savaşı'nda onlara karşı kullandığı atom bombasının yol açtığı vicdani rahatsızlık; Çin ve Sovyet komünist yayılmasına karşı Japonların başını çekeceği Batı tüketim alışkanlıklarının ve hayat tarzının bütün Asya ölçeğinde demokratizasyonu gibi faktörler yatmaktadır. Japon ruhu, Güneşin Oğlu İmparator'un açtığı üst şemsiye altında bütün toplumu kucaklar, söz konusu toplumsal örgütlenmenin tabii ki temeli son yapı taşı olan "aile"dir. Bütün bu süreç ifadesini Japon kilim deseni sembolizminde bulur. Bugün Batı'yı başarıyla taklid eden Japonya'da ne örf ve âdet kalmıştır ne birbiriyle dayanışma halinde olan aile. Kendine özgü çözülme belirtileriyle melankolik, benmerkezci, inancını kaybetmiş, sadece üreten ve tüketen zengin bir Japonya var. Modern Japonya'da Shintoizm folklorik bir değer olarak öylece durur. Samurayların atalarının kurduğu derebeyi şatolarının modern versiyonları uluslararası firmalar, markalardır.

Çin ve Hind de aynı mecraya giriş bulunuyorlar. Arkadan Brezilya geliyor. Batı Asya'nın bu role hazırlanması için teşvik edilen ülkesi tabii ki Türkiye'dir. Türkiye bu rolü üstlenirse İslam dünyası "entegre edilmeyen boşluk" olmaktan çıkıp sürece dahil edilecektir. Bu bize "Doğu-Batı karşıtlığı"nın anlamsızlığını göstermektedir. Doğu diye özerk bir dünya kalmamıştır, Pakistan sınırından başlamak üzere ister güneye inin ister Uzakdoğu'ya gidin, her yer Batı'dır, Batılılaşmış, Batılılaştırılmıştır. Çin, "varoluşun anlamı hareketsizliktir" diyen Tao'nun, geleneği ve tabii hiyerarşiyi temel alan Konfüçyüs'ü; Hindistan da "kurtuluşu ıstırapta, arzuların denetlenmesinde ve fukaralıkta arayan" Budizm'i terk ederek "başarı" göstermektedir.

Çin ve Hind'in Batı'yı taklid etmeleri, seri üretimle hacmini artırmaları, daha da minimize edip satın alma gücü düşük pazarlara sunmaları, adına küreselleşme dediğimiz modernitenin yeryüzü ölçeğinde yaygınlık kazanması sürecini hızlandırmaktadır. Bunun öngörülebilir sonuçları olacaktır:

1) Tabii kaynaklar, gıda ve enerji üzerindeki çatışma daha da artacaktır. Henüz daha Çinliler ve Hindliler tüketmeye başlamadılar, sadece üretiyorlar. 2,5 milyar insanın Batı tarzı tüketmeye başladığını düşünün.

2) Kaynak kullanımı ve sınırsız büyüme, ekolojik dengeyi daha çok sarsıntıya uğratacaktır.

3) Nüfusu azalan Batı'nın yükü azalacaktır. Zira dünya nüfusunun yüzde 3'ü beynini kullanıp tasarlıyor, yüzde 17'si yönetiyor ve yüzde 80'i amelelik yapıyorsa, bu yeni küresel düzende, tasarlayıp yöneten tepedeki yüzde 20 Batı'daki nüfus olacaktır. Geri kalan yüzde 80'lik nüfusa amelelik ve tüketici pazar olma işi kalıyor. Bunların düşünmesine gerek yok, zaten onlara ayrılan rol, düşünmelerini gerekli kılmıyor. Beyin yine Batı'da kalıyor, diğerlerine kol ve ayak işi düşüyor.

Paylaş X Facebook

Yorumlar 0

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Detaylar için Çerez Politikası.