DOLAR49,45
EURO55,62
BITCOIN4.033.463
14° KAYSERİ
Üst banner
K
Konuk Yazar
07 Haziran 2013 · 121 okunma

Bilim dünyasında durum stabil!

Hâkim düşünce ve bilim dili Batı tarafından oluşturulduğundan İslamiyet, olayları derinden etkileyen, bazen belirleyen rol oynadığı halde aydınların ve akademisyenlerin zihninde hak ettiği konuma sahip olmuyor. Aydınları

Hâkim düşünce ve bilim dili Batı tarafından oluşturulduğundan İslamiyet, olayları derinden etkileyen, bazen belirleyen rol oynadığı halde aydınların ve akademisyenlerin zihninde hak ettiği konuma sahip olmuyor. Aydınları ve bilim adamlarının zihnini şartlandıran hatalı kabuller var:

 

1) "Din ve elbette İslamiyet vahy değildir, tarihsel ve toplumsal bir durumda ortaya çıkmıştır". Vahy olduğuna inanan ilahiyatçılar ve bilim adamları bilimsel yöntemi kullandıkları için vahyi tarihsel veya hermönetik okumaya tabi tutmak zorunda kalıyorlar. Bu modernist politikalardan dindar feminist hareketlere kadar her sivil ve politik etkinlikte zihni temel oluşturuyor. Dini vahy eseri kabul etmeyen bir deistin düşünce ve bilgi üretme yöntemiyle vardığı sonuç ile, vahyi kabul etmekle beraber aynı düşünce ve bilgi üretme yöntemini kullanan ilahiyatçı veya dindar bilim adamının varacağı sonuç mahiyet itibarıyla aynıdır.

2) "Tarih zorunlu bir çizgi üzerinde ilerlemektedir. Müslüman toplumlar bu lineer harekette geri kalmıştır, sürece dâhil edilmeleri için dine dışarıdan müdahale edilebilir, edilmelidir." Devletler ve hükümetler tarafından benimsenen modernizasyon politikaları ve reformist düşünce kalıpları bu hedefe yöneliktir.

3) "Toplumun ilerleyip modernleşmesi, kalkınıp gelişmesi gerektiğinden din ve dindarlar sürekli tarassut altında tutulmalıdırlar." Kendi hallerine bırakıldıklarında, Batı'da billurlaşan normlara ve kurallara göre işleyen ilerleme-modernleşme süreçlerine zarar verebilirler, tersine bile çevirebilirler.

Bu üç arka zihni zemin üzerinde sosyal ve politik olayları açıklamaya çalışan sosyal bilimcilerimiz, İslamiyet'i baş edilmesi gereken bir tür sosyal problem veya musibet, arkaik alışkanlıklar, aydınlatılmaya muhtaç zihni kirler yığını gördüklerinden aslında hiçbir sosyal ve politik olayı, o olaya ruh ve anlam veren kendi hakikati içinden okuma becerisini gösteremiyorlar. Bu konuda söz konusu beceriyi gösterebilmiş tek bir sosyal bilimci gösteremiyoruz.

Sosyal bilimler perspektifinden bakıldığında da bilim adamlarının bir türlü aşamadığı üç engeli var:

a) İslamiyet yapıp eden öznenin arka fonunda temel bir sabitedir. Özne ciddi ve sahih manada dindar ise, din/dinî vecibe ve hükümler eylemlerinde 'belirleyici'; dinî hayatı hayli zayıf veya kültürel/nominal Müslüman'sa, dinin, öznenin eylemleri üzerinde farklı derecelere göre 'etkileyici' rolü vardır. Her iki durumda dinin toplumsal-politik olaylar üzerinde oynadığı rol önemlidir. Ancak söz konusu rolün payını ve önemini doğru hesap edebilmek için "İslamiyet'i bilmek" lazım. Sahih dindarın neye göre davrandığı ya da dinî hayatı ciddiye almayan kültürel/nominal Müslüman'ın neye göre hareket ettiği için "İslamiyet'i bilmek" lazım. Açıkçası Kur'an, hadis, fıkıh, tefsir, kelam, tasavvuf ve bu meyandaki bilgi ve irfan hâsılası hakkında hiç değilse ortalama bilgi temeli olmayan bilim adamları ve aydınlar hiçbir zaman Müslüman öznenin eylemlerini tam olarak anlayamazlar.

b) Bilim adamlarının kullandığı bilimsel yöntem, Batı'nın kendine özgü toplumsal, tarihsel ve politik gelişmesini açıklamak, anlamlandırmak ve yönlendirmek üzere teşekkül ettiğinden, başta İslamiyet olmak üzere başka faktörlerin de rol oynadığı bizim toplumlarımızda yaşanan olayları açıklamaya, anlamlandırmaya ve doğru mecrada yönlendirmeye elverişli olamıyor. Bu yüzden aydınların ve bilim adamlarımızın zihni her zaman karışık-müşevveş, müphem ve hariçten destek almak durumundadır. Şu var ki, kendileri yöntem ve bilgi üretemediklerinden, Batı'dan aldıkları destek üzerinden zihniyet de alırlar ve bu sosyo-politik alanda Batı'nın süren hegemonyasının teminatı rolünü oynar.

c) Aydınlar ve bilim adamları "resmî toplumun serası"nda -okul ve üniversitelerinde- yetiştirildiklerinden, devlet ricali gibi dine ve dindarlara hep 'olağan şüpheli' gözüyle bakıyor, her hareketlerini, talep ve hamlelerini tarassut altında tutuyorlar.

Taraf'ta Şerif Mardin'in iki gün süren röportajını okurken bunları düşündüm. Bilim dünyasında her şey eskisi gibi, durum stabil!

Paylaş X Facebook

Yorumlar 0

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Detaylar için Çerez Politikası.