Bin bir karanfilden biri
Eski Cumhuriyet Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay tutuklanalı bin bir gün olmuş. Günlerin sayısına, her duyduğumda hayret ediyorum. Her okuduğumda, “Bildiğim Mustafa ne yapmış olabilir?” diye kaç kez düşündüm, cevaplayama
Eski Cumhuriyet Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay tutuklanalı bin bir gün olmuş. Günlerin sayısına, her duyduğumda hayret ediyorum. Her okuduğumda, “Bildiğim Mustafa ne yapmış olabilir?” diye kaç kez düşündüm, cevaplayamadım!
Benim gibi, tutuklu geçen günleri gözlerinin önünden geçirenlerin çoğu, bir hükümle düşüncelerini noktalıyorlar: Siyasal davanın siyasal kararları.
Benzer hükümlere, iktidar partisi yetkililerinin cevaplarını benim gibi siz de duymuşsunuzdur. Daha dün Hüseyin Çelik basın toplantısında, “Hükümetin yargıya emir vermesi mi isteniyor” diye soruyordu. Muhalefet partisi lideri, geçen hafta Silivri’yi ‘toplama kampı’ olarak nitelendirdi.
Dün Mustafa Balbay hakkında Cumhuriyet’te yazılanlar basının meslektaş dayanışmasından başka bir şeydi. Sevgili Can Dündar yazısını, adaşı Can Yücel ustanın dizeleriyle bitirmiş: “Amaaaa / Biz onları, / Biz onları affetmeyeceğiz azizim.”
Diğer gazetelerdeki haberlerde de ‘satır aralarında’ denir ya, haber arkasında bir arayış seziliyordu. Tutuklama, tutukluluğun bu kadar uzamasından yakınmalarda hep açık olmayan işaret var: “Onlar!”
Onlar kim? Nerede?
Kanunlarımız, Meclisimiz, hükümetlerimiz, hapishanelerimiz mi? Yoksa ‘onlar’ polisimiz, yargıçlarımız, siyaset adamlarımız, basınımız, şüpheliler mi? ‘Onlar’ babamız-anamız olmasın! Bu yargıçların hocaları, onların çocukluk arkadaşları, gittiği kahveden veya bardan tanışları olmasın ‘onlar’? Her kimse, onların şimdiki dünyaları, çevresi hatta biz olmayalım parmak uzatarak gösterilen?
Birisini ‘yaftalama’ ihtiyacı duymadan düşünelim.
Bizim bir yargı sorunumuz, ondan da önce bir anayasa sorunumuz var! Anayasamızı konuşmaya başlarken, yıllardır söylenen ‘siyasetin tabiileşmesi’ gerekir. Siyasetin tabiileşmesi, herkesin hiç değilse anayasa üzerinde her şeyi konuşabildiği, ama her aklına geleni, eskiden kendine sakladıklarını, korktuklarını, utandıklarını... her ne hal ise söylenmeyenlerin konuşulabildiği bir siyasal düzenin kapılarını açalım. Tam olmasa da üç beş adım atalım da anayasa tartışmaları sırasında ‘sözünden dolayı’ kimse tutuklanmasın!
Benim siyasetin tabiileşmesi dediğime, son günlerde ‘yol temizliği’ deniyor. Maksat bir, hepsine birlikte girişmek de gerekmez, ne yapabiliyorsak onu yapalım! Yol temizliğinde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun tutuklanma usulleri niçin hemen ele alınıp gözden geçirilmez? Adalet Bakanı çalışmaların sürdüğünü söyledi geçen hafta; nedir bu kadar uzun zaman alan?
Diğer husus, yargıçların benim düşüncelerimi niçin paylaşıp çare bulmadıklarıdır! Pek çok kişi benim gibi, Mustafa Balbay’ın 1001 gün tutuklu kalmasını anlamıyor. Bunu açıklama görevi kime aittir? Adalet Bakanlığı mı? Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, mahkemesi, savcısı mı, neresi? Bilgi edinme hakkı bir kişinin vardır da halkın bilgi alma hakkı yok mudur?
Sevgili Balbay’ın niçin orada yattığını araştıran ve inanılır bütünlükte yazan bir haberci arıyorum!
Kardeşim Mustafa, sabrını ve iradeni kutluyorum! Sevgili Gülşah’ın, Tülay Köse’nin yansıttığı özgüvenin ve gücüne hayran kaldım.
Kim verecek bilemiyorum ama sana ve eşine bir karanfil de ben gönderiyorum aziz kardeşim!
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
