Bir başka olur zor günlerin dostluğu…
Yaklaşık bir haftadan beri Karadeniz’de, tabiri mümkünse Türkiye’nin incisindeyim. Yaklaşık sekiz yıl görev yaptım burada, haricen birkaç sivil toplum örgütlerinde aktif olarak çalıştım. Dolayısiyle başta Sinop, Kastamon
Yaklaşık bir haftadan beri Karadeniz’de, tabiri mümkünse Türkiye’nin incisindeyim.
Yaklaşık sekiz yıl görev yaptım burada, haricen birkaç sivil toplum örgütlerinde aktif olarak çalıştım. Dolayısiyle başta Sinop, Kastamonu ve Samsun olmak üzere pek çok ili tanıyorum; dostlarım, sevdiğim arkadaşlarım var buralarda.
Hem arkadaşlarımı, hem de coğrafyanın el değmemiş görsel güzelliğini özlemişim. Tatilini Ege’de, Akdeniz’de geçirenlere acıyorum doğrusu buraları görünce.
Sinop’un Boyabat ilçesine yaklaştıkça heyecanım daha da arttı. Eşime ve oğluma fark ettirmemeye çalıştım ama içim kabarıp kabarıp sakinleşti, hedefe yaklaşan her bir kilometrede heyecanım daha da arttı. Hani, çok sevdiğiniz bir dostunuzu ziyarete giderken yaşayacağınız mutlu anlar adına heyecanlanırsınız ya, öyle bir duyguydu işte yaşadıklarımız. Yol boyunca kimlere uğramamız gerektiğini konuşurken arabada, dostlarla ilgili anılar da gözlerimizin önünden geçti bir bir, birbirimize anlattık, tatlı tatlı gülüştük.
Bir hafta uzun bir aman gibi gözükse de, aslında öyle değilmiş anladığım. Hele hele insan sevdikleriyle, dostlarıyla, acıları paylaştığı arkadaşlarıyla birlikte olunca, hiç de uzun bir zaman değilmiş doğrusu. Bir çırpıda geçip gitti.
Anladığım şu ki, geriye sadece güzel günlerin hatırası ve sizi iyi yâd eden insanların tatlı tebessümleri kalıyormuş, gerisi boş. Hani şair demiş ya, şu gök kubbede baki kalan hoş bir seda imiş diye, aynen öyle. Sizi arkanızdan anlatan tek şey bu…
Ve şunu bir kez daha anladım ki, hiçbir şey için bir başkasını kırmaya değmezmiş hayat. Değer verdiğiniz meta, makam, her neyse, belli bir zaman sonra ne kadar da anlamsızlaşıyor, “boşunaymış” dedirtiyormuş insana.
İlk gün sürekli gülen yüzüyle Cevdet ELMACI dostum karşıladı beni. Gezdik, birlikte sohbet ettik, eski günleri andık, gülüştük. İkinci gün komşum Mustafa DAĞLI beni Karadeniz’in o dillere destan yaylasında, çam ağaçlarının ortasına kurduğu, her tarafı ormana nazır evinde misafir etti. Obama, Mustafa Bey’in bu villasının güzelliğine şahit olsa, zannederim ki Beyaz Saray gözünden düşer de eve göz koyar. Bir daha bulamam korkusuyla, orman içinde gezi yaparken bol bol ciğerlerime oksijen çektim, hatta depoladım.
Benim büyük oğlanın öğretmeni, otuz bin nüfuslu ilçede pek çok alanda destan yazan Celal ÇATAL Hocayı da unutmamak gerekir. Emekli olmasına rağmen hala kabına sığmayan, tam bir STK’cı, hemen her güzel işte parmağı olan Celal Hoca… Şimdi de huzur evi yaptırmak için kolları sıvamış. Biliyorum ki bu işin de altından kalkacaktır, çünkü Allah iyi niyetle yola çıkana yardımcı olur.
Dostlarımın hepsini tek tek ziyaret etmeye çalıştım, ancak vaktim yetmedi, İbrahim AÇIKGÖZ arkadaşım en son günün akşamı dostlarımla toplu olarak bir arada bulunma fırsatı sundu bana, benim için herkesi evine davet etti. Buradan kendisine ve benim için verdiği emeğe çok teşekkür ediyorum. Şu fani dünyada, kısa zaman sürse de beni mutlu etti, dilerim yüce Allah’ta onu mutlu eder.
Arkadaşlarımı bir arada görünce onları ne kadar da çok özlediğimi hatırladım. Yüzlerine baktığım her bir simada derin, anlamlı farklı farklı hatıralar yaşadım. Bu arkadaşlarımla 28 Şubat sürecini birlikte yaşamıştık. O günlerine arkadaşlığı bir başkaydı doğrusu. Zira; bin yıla bedel zor günlerin dostluğuydu yaşadıklarımız. Bir yanda idari kovuşturmalar, bir yanda adli davalar, bir yanda STK çalışmaları ve bizleri durdurmak için oynanan ayak oyunları… Hepsini de yaşadık hep birlikte. Acıydı ama birbirimize daha çok kenetlendiğimiz günlerdi.
Hayat belki de bu, kimbilir. Öbür taraf götürebileceğiniz sadece, size şahitlik yapacak iyi ya da kötü amelleriniz, gerisi boş.
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
