K
Konuk Yazar
07 Haziran 2013 · 355 okunma
Bir kahramana övgü
Kahramanlık her zaman göğsünü düşman kurşunlarına siper etmek değildir. Alevlerin içine dalıp bir insanı cehennemden çıkararak, bir arabanın altında kalmak üzere olan birini yolun kenarına savurarak, bir kurşunun önüne a
Kahramanlık her zaman göğsünü düşman kurşunlarına siper etmek değildir.
Alevlerin içine dalıp bir insanı cehennemden çıkararak, bir arabanın altında kalmak üzere olan birini yolun kenarına savurarak, bir kurşunun önüne atılarak yapılması da gerekmez. Bazen konuşmak kahramanlıkların en büyüğü olabilir.
Selma Batmaz böyle bir kahraman. Hikâyesini Yıldıray Oğur'un köşesinde okudum. Taraf okuru olmayanların bu hikâyeyi kaçırmasını göze alamazdım. Köşeme aktarmaya karar verdim.
Selma eski bir PKK militanı. Şimdi 48 yaşında. 12 yıldan beri Almanya'da yaşıyor. 1990'da kocasını dağda kaybetmiş. Bunun üzerine o da dağa çıkmış. Bir buçuk yıl Bekaa Vadisi'nde "eğitim" görmüş. Sonra bir eylemde yakalanıp 5.5 yıl Diyarbakır Cezaevi'nde hapis yatmış. İnanılmaz işkencelerden geçmiş, sakat kalmış. Hapisten çıkınca tekrar örgüte katılmayıp Almanya'ya yerleşmiş.
Tam 12 yıl susmuş. 12 yıl sonra bir gün daha fazla dayanamayıp Bekaa cehenneminde yaşadıklarını anlatmaya karar vermiş.
90'lı yılların sonlarında "Kürt davasına katılmak" üzere kitleler halinde Bekaa'ya giden gençlerin başına gelenleri; içlerinden birçoğunun şüpheli görülüp, "ajan" veya "hain" damgası yiyip kurşuna dizilişlerini şöyle anlatıyor:
"Her sabah 05.30'da uyanıyorduk. 450-500 kişilik askeri taburla 'ölüm poligonu'na gidiyorduk. Her gün rutin bir şekilde dört-beş kişiyi çıkarıyorlardı. Sonra bunlar kurşun yağmuruna tutuluyordu. Onlar can verirken 450-500 kişi hep bir ağızdan 'Biji Serok Apo' diye slogan atılıyordu. Bu vahşet tablosundan sonra da hepimiz spora çıkıyorduk.
Bekaa Vadisi sabahlara kadar devam eden işkence sonucu atılan çığlıklarla yankılanıyordu. Adamları ayaklarından asıyorlardı. Naylon eritilerek vücutları yakılıyordu insanların. Hiç unutmuyorum, Ankara'dan gelen iki Sivaslı bayan vardı. Bunlar teyze kızlarıydı. Bir telsiz fabrikasında çalışıyorlarmış. Onlardan birinin el ve ayaklarını yakmışlardı.
Biri Lübnanlı, memleketini hatırlayamadığım başka biri, toplamda iki Kürt'ü bir yere gömmüşlerdi. 40 gün sonra bunların yeraltında atıldıkları mahzenin kapısı açılıyor ve bunların birbirlerini yiyerek öldükleri görülüyor.
15 yaşındaki çocuğa sidiğini içirmişlerdi. Antepli ve soyadı Polat olan bir çocuk oradaydı. Ona neler yapıldığını şu anda aklıma getirmek bile istemiyorum. Bekaa'da yaşananlar ne Diyarbakır'da ne Vietnam'da ne de başka bir yerde yaşandı. Militanların arasında Nayloncu Azime adında biri vardı. Bu kadın naylonu eritip insanların vücuduna damlatıyordu."
"Halkımdan af diliyorum"
Selma Batmaz bütün bu anlattıklarını kurulacak bir Hakikatleri Araştırma Komisyonu'na anlatmaya hazır. "Bekaa'da katledilenlerin nereye gömüldüklerini biliyorum. Bir heyet oluştururlarsa gider yerlerini gösteririm. Bana o dönem yayınlanan Serxwabun'un (PKK'nın yayın organı) sayıları gösterilirse orada yargılanan ve öldürülenlerin hepsini çıkarırım" diyor.
O, bir kahraman. Çünkü bu yaptığının anlamını gayet iyi biliyor; bu konuşmasıyla ölümüne davetiye çıkardığının farkında. "Bu davada ölenlere ahdim vardı, ben yüreğimin sesine kulak verdim ve vicdanım daha fazla sessiz kalmama izin vermedi" diyor.
Ve sözlerini şimdiye kadar sesi çıkmayanlara bir çağrıyla noktalıyor:
"Sesi çıkmayanlar!
Ben her şeyi üstlendim, bu işin içinde ölüm vardır, biliyorum, ben ölümü omuzluyorum, halkımı da çok sevdiğimden, ölümüne Kürt davasına bağlı olduğumdan ölümü omuzluyorum. Yalnızım ve cesaretliyim, bu vahşetin açığa çıkması için elimden gelen budur. Sizi daha önceden bilgilendirmediğim için beni affedin, sizlerden/halkımdan af diliyorum."
Yarın devam edeceğim.
Selma Batmaz böyle bir kahraman. Hikâyesini Yıldıray Oğur'un köşesinde okudum. Taraf okuru olmayanların bu hikâyeyi kaçırmasını göze alamazdım. Köşeme aktarmaya karar verdim.
Selma eski bir PKK militanı. Şimdi 48 yaşında. 12 yıldan beri Almanya'da yaşıyor. 1990'da kocasını dağda kaybetmiş. Bunun üzerine o da dağa çıkmış. Bir buçuk yıl Bekaa Vadisi'nde "eğitim" görmüş. Sonra bir eylemde yakalanıp 5.5 yıl Diyarbakır Cezaevi'nde hapis yatmış. İnanılmaz işkencelerden geçmiş, sakat kalmış. Hapisten çıkınca tekrar örgüte katılmayıp Almanya'ya yerleşmiş.
Tam 12 yıl susmuş. 12 yıl sonra bir gün daha fazla dayanamayıp Bekaa cehenneminde yaşadıklarını anlatmaya karar vermiş.
90'lı yılların sonlarında "Kürt davasına katılmak" üzere kitleler halinde Bekaa'ya giden gençlerin başına gelenleri; içlerinden birçoğunun şüpheli görülüp, "ajan" veya "hain" damgası yiyip kurşuna dizilişlerini şöyle anlatıyor:
"Her sabah 05.30'da uyanıyorduk. 450-500 kişilik askeri taburla 'ölüm poligonu'na gidiyorduk. Her gün rutin bir şekilde dört-beş kişiyi çıkarıyorlardı. Sonra bunlar kurşun yağmuruna tutuluyordu. Onlar can verirken 450-500 kişi hep bir ağızdan 'Biji Serok Apo' diye slogan atılıyordu. Bu vahşet tablosundan sonra da hepimiz spora çıkıyorduk.
Bekaa Vadisi sabahlara kadar devam eden işkence sonucu atılan çığlıklarla yankılanıyordu. Adamları ayaklarından asıyorlardı. Naylon eritilerek vücutları yakılıyordu insanların. Hiç unutmuyorum, Ankara'dan gelen iki Sivaslı bayan vardı. Bunlar teyze kızlarıydı. Bir telsiz fabrikasında çalışıyorlarmış. Onlardan birinin el ve ayaklarını yakmışlardı.
Biri Lübnanlı, memleketini hatırlayamadığım başka biri, toplamda iki Kürt'ü bir yere gömmüşlerdi. 40 gün sonra bunların yeraltında atıldıkları mahzenin kapısı açılıyor ve bunların birbirlerini yiyerek öldükleri görülüyor.
15 yaşındaki çocuğa sidiğini içirmişlerdi. Antepli ve soyadı Polat olan bir çocuk oradaydı. Ona neler yapıldığını şu anda aklıma getirmek bile istemiyorum. Bekaa'da yaşananlar ne Diyarbakır'da ne Vietnam'da ne de başka bir yerde yaşandı. Militanların arasında Nayloncu Azime adında biri vardı. Bu kadın naylonu eritip insanların vücuduna damlatıyordu."
"Halkımdan af diliyorum"
Selma Batmaz bütün bu anlattıklarını kurulacak bir Hakikatleri Araştırma Komisyonu'na anlatmaya hazır. "Bekaa'da katledilenlerin nereye gömüldüklerini biliyorum. Bir heyet oluştururlarsa gider yerlerini gösteririm. Bana o dönem yayınlanan Serxwabun'un (PKK'nın yayın organı) sayıları gösterilirse orada yargılanan ve öldürülenlerin hepsini çıkarırım" diyor.
O, bir kahraman. Çünkü bu yaptığının anlamını gayet iyi biliyor; bu konuşmasıyla ölümüne davetiye çıkardığının farkında. "Bu davada ölenlere ahdim vardı, ben yüreğimin sesine kulak verdim ve vicdanım daha fazla sessiz kalmama izin vermedi" diyor.
Ve sözlerini şimdiye kadar sesi çıkmayanlara bir çağrıyla noktalıyor:
"Sesi çıkmayanlar!
Ben her şeyi üstlendim, bu işin içinde ölüm vardır, biliyorum, ben ölümü omuzluyorum, halkımı da çok sevdiğimden, ölümüne Kürt davasına bağlı olduğumdan ölümü omuzluyorum. Yalnızım ve cesaretliyim, bu vahşetin açığa çıkması için elimden gelen budur. Sizi daha önceden bilgilendirmediğim için beni affedin, sizlerden/halkımdan af diliyorum."
Yarın devam edeceğim.
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
