BIST11.722
DOLAR49,45
EURO55,62
ALTIN6.633
BITCOIN4.054.869
14° KAYSERİ
Üst banner
K
Konuk Yazar
07 Haziran 2013 · 1,1B okunma

Bugün 21 Temmuz.

21 Temmuz 1905 günü, yani bundan tam 109 yıl önce Ermeniler, önünü kesemeyeceklerini anladıkları Ulu Hakan Abdülhamit Han’a suikast düzenlemişler, onu ortadan kaldırmak istemişlerdi. Ancak kaderin bir cilvesi ki, saniyel

21 Temmuz 1905 günü, yani bundan tam 109 yıl önce Ermeniler, önünü kesemeyeceklerini anladıkları Ulu Hakan Abdülhamit Han’a suikast düzenlemişler, onu ortadan kaldırmak istemişlerdi. Ancak kaderin bir cilvesi ki, saniyelerle ölçülebilecek bir zaman sürecinde kurtulmuştu Abdülhamit Han bu suikasttan.

Tarih konusunda biraz sıkıntılı olduğumuz bir gerçek. İşin ilginç tarafı, tarihimizi roman ve hikayeler üzerinden, magazinsel boyutta bildiğimiz de acı bir vakıa. Kanuni dönemi deyince Hürrem Sultan aklımıza gelir mesela. Osmanlı deyince haremdeki ayak oyunları ilgimizi meşgul eder. Selçuklu deyince, kardeş kavgaları falan. Olayların nedenine, niçinine indiğimiz, gerçek boyutuyla sorguladığımız, daha doğrusu öğrenme kaygımız yok. İşin magazin boyutu bizi daha çok ilgilendiriyor.

Bundan on yıl önce Abdülhamit hakkında sorular sorulsa, çoğunlukla olumsuz kanaatler duymak mümkündü. Zira yabancılar Abdülhamit düşmanlığı üzerinden bir Osmanlı anti sempatisi oluşturmuştu zihinlerimizde. Hatırlasınız, “Kızıl Sultan, vampir, aydın düşmanı, yok yere sebeplerden ötürü insanları kodeslere tıkan sultan” gibi bir takım yaftalamalar hepimizin dimağında henüz tazeliğini korumaktadır. Dedelerimiz, anne babalarımız, biz ve çocuklarımız, hep aynı yalanlarla oyalandık, belki de tarihin şahit olduğu en müşfik adama, sultana düşman olduk. Bu özel bir algı projesiydi ve yıllarca tuttu da. Hedefleri-ki; İsrail’in ilk cumhurbaşkanı Chaim Weizmann öyle diyor- 200 yıl boyunca zihinlerimize, duygu dünyamıza Abdülhamit özelinde Osmanlı ve İslam düşmanlığı yerleştirmek, kendi tarihimizden soğutmak, bizi başkalaştırmaktı. O ulu Hakan ki, ömrü hayatında sadece bir kişinin idam fermanını imzalamıştır, o da mahkeme kararıdır.

Ancak son on yılda çok şey değişti, milletin evlatları yeniden kendi öz tarihiyle buluşma, sevişme, kendini tanıma, kim olduğunu öğrenme imkânı yakaladı.

Eğer resmi tarihçilere kalsaydı bu iş, daha çok beklerdik doğrusu.

Montesquieu’nun şöyle ilginç bir tespiti vardır. “Türkler olmasaydı tarih olmazdı. Ancak Türkler, ne yazıktır ki kendi tarihlerini yazacak tarihçiler yetiştirememişlerdir.”

Evet, ne kadar da doğru değil mi? Yıllarca Sultan 2. Abdülhamit’e “Kızıl Sultan” diyen, Osmanlıyı işgalci gören, ondan nefret eden, kendi kültürünü beğenmeyen, Avrupa’yı her şey zanneden, atalarından utanan bizler olmadık mı? Hala bu kafada tipler yok mu aramızda.

İşte ne olduysa gerçekleri öğrenmeye başladığımız ve evlatlarımızı bu gerçekler üzerine yetiştirmeye başladığımız vakit oldu.

Vakti zamanında Osmanlı ile uğraşarak onu parçalayan, bölen, böylece küçük/uydu devletler oluşturup İslam dünyasını daha kolay kontrol eden, bu hedef üzerinden Osmanlı düşmanlığında ittifakı kuran Batı, şimdi de aynı projeyle yine bize vurmak istemiyor mu?

Suç Batıda mı? Elbette ki hayır. Bu onun ulvi bir amacı? Bunu gerçekleştirmek için de elinden gelen her şeyi yapacak, bu belli. Sürekli farklı politikalar geliştirerek bize yüklenecek. Ne zaman ki kontrol etti bizi, ardından da kendine dönüştürecek, kendi boyası ile boyayacak nesillerimizi.

Suç bizde. Bir türlü bir araya gelemeyen, ittifak kuramayan, birlikte hareket edemeyen Türk ve İslam dünyasında. Tarih boyunca aramıza öyle nifaklar sokmuşlar ve bunda da o kadar çok mesafe almışlar ki, aynı inanca, aynı ırka, aynı kültüre, aynı geçmişe, aynı geleneğe sahip olduklarımızla bile oturup adam gibi konuşamıyor, sürekli farklılıklarımızı öne sürüp, ayrılık nedeni oluşturuyoruz.

Sayacak o kadar çok şey var ki ayrılık nedeni olacak. Ama ondan daha çok da, ortak hareket etmemiz gereken sebepleri var.

Konunun başına dönecek olursak, biliyorum, yapacak çok iş var daha. Bu hale bir anda gelmediysek, bir anda da bu ittifakları sağlamamız mümkün değil. Zamanla, on yıllar, yüz yıllar içinde olacak bir iş, bunu bilerek yola çıkmak gerekir. Başarının ilk şartı, içimizdeki, Avrupa’nın uşakları, projeleri olanları dışarı atmak, tüm ön yargılarımızdan sıyrılarak, ortak noktalarımızı bulup, kardeşlik ortamı oluşturmak. Başka şansımız yok.

Bu vesileyle Ulu Hakan’ı yeniden anıyor, ruhaniyetine Fatihalar gönderiyoruz.

Paylaş X Facebook

Yorumlar 0

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Detaylar için Çerez Politikası.