Bugün Ramazan…
Herkesin Ramazanını kutlamak istiyorum öncelikle. Dinen on bir ayın sultanı olarak vasıflanan güzel bir aya kavuştuk, üstelik ilk gün de cumaya denk geldi, ne güzel bir tevafuk değil mi... Hissetmek, bu güzel başlangıcın
Herkesin Ramazanını kutlamak istiyorum öncelikle. Dinen on bir ayın sultanı olarak vasıflanan güzel bir aya kavuştuk, üstelik ilk gün de cumaya denk geldi, ne güzel bir tevafuk değil mi...
Hissetmek, bu güzel başlangıcın hazzını tüm ruhumla almak, huzuru, mutluluğu bütün bedenimle duyumsamak, ramazanı doya doya yaşamak istiyorum, gözlerimi kapatıp derin bir iç çekiyorum, ama olmuyor nedense. İçimde bir boşluk var sanki. Yokluyorum içimi, çocukluğumdaki, gençliğimdeki ramazana dair heyecanları arıyorum yüreğimin her bir köşesinde, yok, yok…
Kırıntılardan öte pek bir şey kalmamış gibi.
Ramazanı müjdeleyen televizyon haberleri, camilerin teravih hazırlıkları, mahyalar, çarşı pazar alış-veriş kalabalığı, hanımların aralarında yardımlaşarak yaptığı yemek hazırlıkları, etrafımdaki koşuşturmacalar… Kimseye söyleyemiyorum ama beni eskisi gibi heyecanlandırmıyor.
Yaşım kırk beşe dayandı. Önümde yaşamak için daha uzun yıllar olduğunu düşünmek, hissetmek istiyorum, ama ya mutluluk? Huzur değil, mutluluk. Yaşam mutluluk getirecek mi bilmiyorum? Şu geçip giden hayat acı-tatlı pek çok şey yaşattı bana, gözlerim bir sürü güzel-çirkin görüntüye şahitlik etti, kulaklarım tınısı iyi-kötü milyonlarca ses duydu, ruhum kimi zaman örselendi, kimi zaman mutluluklardan mutluluklara koştu. Bu yaşanmışlıklar, koşuşturmacalar içinde akıl defterim neredeyse dolmak üzere, bir iki not daha almak istesem, yer yok sanki. Öyle derdest edilmiş, öyle rast gele savrulmuş ki bilgiler, lüzumlu olana ulaşmak çok zor. Bazen eskilerden, uzun zaman boyunca görüşmediğimiz bir iki tanıdık yüz görüyorum, hafızamı zorluyorum, inanın hatırlamakta zorluk çekiyorum, “kimdi bu?” diye hayıflanıp duruyorum…
Acaba diyorum bazen, beynimizi, ruhumuzu lüzumsuz bilgilerle çok mu doldurduk? Akıl defterimize, “ooo, çok geniş, dolması uzun yıllar alır” düşüncesiyle rastgele mi yazdık, gönül defterimize hak etmeyecek pek çok ismi mi kaydettik? Kendi yükümüz yetmiyor gibi başkalarının yükünü de mi vurduk sırtımıza? Güzele, güzelliğe, sanata, estetiğe giriş kapısı bırakmayan bir dünyanın kirlenmişliği içinde mi yaşıyoruz yoksa?
Akıl defteri neyse ama, insanı mutluluktan uzaklaştıran asıl mesel gönül defteri galiba. Gönül defteriniz kirliyse mutluluğu aramanızın hiçbir anlamı yok. Defterin kirliliği yorgunluk, bezginlik, güvensizlik getirir. Yaşamdan zevk almadığınız gibi, gelecekten de beklentiniz kalmaz.
Galiba yapmamız gereken, eğer başarabilirsek yükümüzü biraz olsun boşaltmak ve bundan sonra her binmek isteyeni bindirmemek sırtımıza. Mesela şu modern dünyanın ruhumuza yüklediği, işe yaramaz bir takım sorumlulukları bıraksak bir kenara. Biz eşyalarımıza değil, eşyalarım bize hizmet etse mesela. Kalp kırmamak, kimseyi küstürmemek adına sahte dostların yüzüne gülümsemesek, onlara değerliymiş hissi verdirmesek, vaktimizin çoğunu
gerçek dostlarla, daha samimi sohbetlerle geçirsek, hep güzele, estetiğe dair konuşarak ruhumuzu rahatlatsak, mutluluğu daha çabuk yakalayamaz mıyız?
Ramazanınızı ramazan gibi yaşamanız, çocukluk günlerinizdeki gibi heyecanlara, mutluluklara gark olmanız dileğiyle.
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
