Bugünleri görmek
Dün 28 Şubat’tı. Malum ve meşhur 28 Şubat askeri müdahalesinin üzerinden tam tamına 15 yıl geçti. Yaşı küçük olanlar hatırlamayacaklardır belki, nasıl ki bizler 12 Eylül askeri darbesini, 60 İhtilalını bilmediğimiz, hatı
Dün 28 Şubat’tı. Malum ve meşhur 28 Şubat askeri müdahalesinin üzerinden tam tamına 15 yıl geçti.
Yaşı küçük olanlar hatırlamayacaklardır belki, nasıl ki bizler 12 Eylül askeri darbesini, 60 İhtilalını bilmediğimiz, hatırlamadığımız gibi. Anlatırlardı bize yaşça büyük olanlar darbenin ne berbat bir şey olduğunu, biz ise dinler anlamazdık.
Ama 28 Şubat’ı tattık, yaşadık, acısını ta ciğerlerimizde hissettik. Gözlerimizin önünde arkadaşlarımız sürgünler yediler, düzmece raporlarla görevlerinden atıldılar, hapishanelerde anlamsız sorgulardan geçirildiler, suçlandılar, itildiler, ötelendiler. Üç beş omuzu kalabalık paşa istiyor diye oylarımızla seçtiğimiz dönemin siyasileri bu isteklere alet olarak inançlarımızı, değerlerimizi ayaklar altına aldılar. Pırlanta zekâlı kızlarımız yurt dışında okumak zorunda bırakıldılar. 1960 darbesini, 72 Muhtırasını, 18 Eylül’ü, 28 Şubat’ı, Balyozları, Sarıkızları ve daha nicelerini unutmamak, genç nesle unutturmamak lazım. Unutturmayalım ki uyanık olsunlar; haklarını, hukuklarını bilsinler, geleceklerine sahip çıksınlar. Daha düne kadar sağa sola borç için avuç açan Türkiye’nin bugün artık her alanda kendi markasını üretir hale geldiğini görsünler.
Hatırlıyorum, Çevik Bir Paşa, “bugünleri de mi görecektik?” demişti sorgusunda…
Ne anlamlı bir soru değil mi?
Evet, paşam, bu günleri de görecekmişiz meğer. Hâlbuki 60 ihtilalının milletin yüreğinde açtığı yara hala kanarken, 12 Eylül’ün adaletini görmek için otuz iki yıl sabretmek zorunda kalmıştık. Ama gördüğünüz gibi 28 Şubat için o kadar beklemedik. Bugünleri görmek size ve saz takımınıza elem verse de, adalet tecelli ediyor, milletin hakkı teslim ediliyor diye yüreği acıyla dokunmuşlara haz veriyor, mutluluk gözyaşları döktürüyor.
Başlattığı ve takipçisi olduğu kaos imparatorluğunun bin yıl süreceğini söylemişti, acaba kendisi hatırlıyor mu?
Sahi, bin yıl ne çabuk da geçti Paşam, öyle değil mi? Koskoca bin yıl, bu kadar mı kısaymış meğer. Ve bizler Paşam, o birkaç senede çektirdiğiniz onca sıkıntıdan dolayı bin yıl birden kocadık, bin yıl birden yıprandık, çöktük, yaşlandık, biliyor musun?
Hafızalarımızda derin izler bıraktınız. Ama bugün yeniden doğuyoruz paşam, ruhlarımız yeniden, bir kez daha ve dipdiri ayaklanıyor. “Bir daha milletin başına çoraplar örülmesin,” diye bağırarak hem de…
Hangi birini sayayım paşam hangi birini ortaya dökeyim şimdi…
Sorumsuzca görevden attığınız memurları mı, kimliklerini inkar etmek zorunda kalan çalışanları mı, irticacı görünmemek için bıyıklarını kesenleri mi, düzmece müfettiş raporuyla atılmamak adına kişiliklerini değiştirenleri mi, içleri boşaltılan bankaları mı, irticacı ilan ederek müşterilerini kestiğiniz, açlığa mahkum ettiğiniz esnafları mı, bir gecede ansızın karakollara aldığınız, işkencelerden geçirdiğiniz yalnız ruhları mı, brifingler vererek içine ettiğiniz adaleti mi..?
Hangi birisini…
Yaşadık Paşam, zulmünüzü, hiç bitmeyecek zannettiğimiz hiddetinizi yaşadık milletçe. O kadar yordunuz, yıprattınız, ezdiniz ki bizi, unutmak mümkün değil o günleri.
Kaçmayı, başka ülkelere iltica etmeyi bile düşündük…
Ama, “herkes kaçarsa, bir bir bu memleketi terk ederse mücadeleyi kim yapacak,” diye düşündük paşam. Ve adalet için, hakka itimat için bilendik, direndik, bekledik, “bedeli ne olursa olsun burada kalmalıyız,” dedik, “kaçmak çare değil…”
Ve bizler; adalet ve özgürlük adına o günlerin acı hatıralarını evlatlarımızın yüreklerine bir miras olarak bırakacağız. Bir daha o acı dolu o günler yaşanmasınlar, bilinçlensinler istiyoruz.
Evet paşam, bu günleri görmek de varmış meğer, aradan bin yıl geçse de hesabı soruluyormuş işte.
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
