Cemaat in, İslam aut(mu?)
Öncelikle şunu belirteyim ki, bu kesinlikle siyasi ya da ideolojik bir yazı değildir. Bu satırları bir Müslüman şahsın feryadı, cümlelerini yüreğinden kopup gelen haykırışlarının sesi, korkularının kelimelere yansıması o
Öncelikle şunu belirteyim ki, bu kesinlikle siyasi ya da ideolojik bir yazı değildir. Bu satırları bir Müslüman şahsın feryadı, cümlelerini yüreğinden kopup gelen haykırışlarının sesi, korkularının kelimelere yansıması olarak almanız yeterlidir. Çünkü kaygı çekiyor, önümüzdeki aylar, yıllar için tasalanıyorum. Görülen o ki biz Müslümanları iyi günler beklemiyor.
Türkiye’de birçok cemaat yapılanması var. Bu gerçeği ilgili ya da ilgisiz, uzaktan ya da yakından pek çok kişi biliyor. Türkiye’nin gerçeği bu. Hizmet grubu, Milli Görüş, kamuoyunda Adıyamancılar olarak bilinenler, Süleyman Hilmi Tunahan’a bağlılar, Nakşiler, Kadiriler ve adını burada zikretmediğim diğerleri. Küçük grupları saymıyorum bu arada. Bu gidişle daha pek çok cemaatin, cemiyetin, grubun da ortaya çıkacağı malum. Ülkede yaşayan ve dini hassasiyeti olan hemen herkesin bir cemaati, cemiyeti, bağlı olduğu grubu var. Bunu normal olarak kabul etmek mümkün. Belki de birlikte hareket etmek, ortak bir güç olmak adına olması gereken de bu. Bu noktada bir sorun yok.
Sorun; bu grupların ve müntesiplerinin fanatizme varan cemaatçi kafa yapılarıdır. Bir cemaate mensup olmak ile cemaatçi, cemiyetçi olmak farklı şeylerdir. Bu ayrımı iyi yapmak, hatta bu noktadaki tehlikeyi sezmek gerekiyor. Bir cemaate girmek, o cemaatin, cemaat liderinin hatalarını kabul etmek ve hatta savunmak değildir, olmamalıdır. Futbol takımı tutar gibi cemaat, cemiyet tutulmaz, mensubu olunmaz. Bu bizi akıl tutulmasına götürür. Oysaki ahrette Allah bizi aklımızı ne yönde kullandığımızla ilgili hesaba çekecek. Aklımızı bir başkasının emrine vermekle hesaptan kurtulamayız. Aklımızı kullanarak da cemaat içinde olabiliriz.
Birinin mensubu olduğu cemaat liderine ufak bir eleştiri getirildiği anda haklı olup olmadığına bakılmaksızın kıyameti kopartıyor, o kişiye saldırıya geçiliyorsa, burada çok ciddi bir sıkıntı/sorun var demektir. Aynı eleştiri İslamiyet’e yapıldığı zaman gıkı çıkmayan muhteremler, cemaate laf söylendiği anda o kişiyi hemen aforoz ediyorlar. Ne cemaatine, ne de cemaat liderine söz söyletmiyor, sizi adeta dinden çıkmakla suçluyorlar. Ne kadar komik duruma düştüklerinin farkında değiller. Liderlerini öyle bir koruma zırhına alıyorlar ki, sanki mübarek peygamberden daha üstün. Gördüğüm o ki, tabiri caizse cemaat algısı İslamiyet bilincinin önüne geçmiş durumda. Merkezde İslam yok, cemaat, cemiyet var. Cemaat ya da cemiyet kaygısı İslam kaygısından daha ön planda. Ve hatta ne yazıktır ki cemaati kalkındırmak için İslam’ı malzeme/araç olarak kullanan cemaatler, cemiyetler, gruplar türedi son yıllarda. Kimi cemaat liderlerini görüyoruz televizyon televizyon geziyor cemaatinin reklamını yapmak için. Bu durum çok acıdır. Yürek yakan, ruhlarımızı sıkıştıran, bizi düşündürmeye sevk eden işte budur.
Türkiye’deki cemaatçilik, cemiyetçilik fanatizmi İslam coğrafyasında da ne yazık ki kendini mezhepçilik olarak gösteriyor. Bir İslam beldesinde yaşanan soruna diğer Müslüman ülkeler mezhep penceresinden bakıyor ve eğer kendi mezhep anlayışı o coğrafyada sıkıntı çekiyorsa ilgileniyor, yardım ediyor. Yoksa dönüp bakmıyorlar bile. Bakınız İslam coğrafyasına, bir sürü mezhep var. Ve her gün de bir yenisi ekleniyor, türüyor. İş böyle olunca İslam ülkelerinin, mezheplerin, cemaatlerin bir sorun çerçevesinde bir araya gelmesi mümkün olmuyor, çözüm üretilmiyor. Hatta birbirlerine düşmanlıklar besliyorlar. Bu kesinlikle Batılıların, sömürgecilerin, emperyalistlerin işine yarayan bir durum. Kan gölüne dönmüş İslam coğrafyasının kaybetmesinin belki de en büyük sebeplerinden biri bu. Hal böyle olunca bir araya gelmeyen İslam ülkeleri kendi aralarında parçalanıyor, birbirlerine dost olmuyor, Avrupalı ve Amerikalılardan dost ediniyorlar kendilerine.
Unutmamak gerekir ki, bu sakat durum sade bir Müslüman için de, lider konumundaki cemaat önderi için de, ülke başkanı için de bir vebaldir. Kimse bu sorumluluktan kaçamaz, bana ne diyemez.
Müslüman basiretli olmak ve aklını kullanmakla mükelleftir. Allah’ın şahsına bahşettiği aklı başkasının kullanımına açan, kiraya veren, emrine amade kılan kişi Müslüman olmaz, olamaz.
Suriye’de ölen de Müslüman öldürülen de. Sadece mezhebi farklı. Mısır’da darbecileri destekleyenler de Müslüman, karşısındaki grup da. Aralarındaki fark mezhep ya da cemaat farkı, başka değil. Afganistan keza öyle. Filistin fırka, görüş farkından dolayı iki parça halinde, bu İsrail’in işine yarıyor, zulme devam ediyor. Ve fakir, ezilmiş, ekonomik kalkınmasını tamamlayamamış diğer İslam beldelerinin hemen hepsinde de durum bu kadar acı. Zengin İslam ülkesi de böyle, fakiri de.
Allah aşkına nereye gidiyoruz? Böyle mi, birbirimizle cemaat, cemiyet, grup, mezhep kavgası yaparak mı döneceğiz tarihteki şanlı dönemimize? Böyle mi silkinip kendimize geleceğiz? Bu hesap ağırdır. Altından kalkmak zordur.
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
