Cemaat Tiyatrosu…
Görüyorsunuz, tarihin şahitliğinde bir komedi oynanıyor İstanbul Çağlayan Adliyesinde. Cemaatin polisleri-devletin değil- kendilerine tevdi edilen rolü ne kadar da güzel oynuyorlar. Aman Allah’ım! Sanki yıllarca malum ka
Görüyorsunuz, tarihin şahitliğinde bir komedi oynanıyor İstanbul Çağlayan Adliyesinde. Cemaatin polisleri-devletin değil- kendilerine tevdi edilen rolü ne kadar da güzel oynuyorlar. Aman Allah’ım! Sanki yıllarca malum kanalda rol kapan, film çeviren, sanat icra eden bunlarmış gibi pek maharetli, pek ustacalar maşallah. Hareketleri, mimikleri, kullandıkları vurucu cümleler, oyuna olan hâkimiyetleri... Sahiden pek gerçekçi. Ancak, bir film senaryosu gibi önceden kurgulandığı da belli. Oysa polislik ciddi iştir. Oyunculukla pek bağdaşmaz. Yine de tebrik ediyorum onları, iyi ajitasyon yapıyorlar. Allah nazarlardan saklasın. Eh, bize de oturup izlemek, gülmek düşüyor acı acı. Neden mi acı acı?17 Aralık darbesini başarabilseydiler eğer, hepimiz de kayıtsız şartsız içerdeydik de o yüzden. Bakmayacaklardı kimsenin yüzüne. Böyle, sergiledikleri tiyatro oyunu gibi bizlere bu fırsatı tanımayacaklardı bile. Gerçi, dershanelerine çocuklarını gönderip, gazetelerine zoraki abone olanlar, tehditlerine boyun eğip bağış yaparak üç beş gazeteyi birden satın alan iş adamları, esnaflar paçayı kurtaracaktı ya, olsun.
Kaderin bir cilvesi işte, ilk defa meydanlarda görüyoruz muhterem ağabeyleri, ablaları. Meğer, sahne kabiliyetleri gibi alanlarda da pek ustalarmış. Oysaki biz meydanlara onları davet ettiğimizde, İslam’i bir yöntem olmadığını söylerler, gelmezlerdi. Madem meydanlara çıkmışlar, bari İsrail’i protesto etselerdi ya. Yapamazlar, efendilerinin emri lazım. Hatırlıyorum, 80’li yıllardı, başörtüleri için meydanlara inen kızlarımıza hocaları olan zat, “aralarında, kadın-kız kılığına girmiş muhbirler var, katılmayın” demiş, eylem kırıcılığı yapmıştı. Şimdi uyarıyorum onları, “aranızda kadın-kız kılığına girmiş erkek muhbirler olabilir, dağılın!”
Adliyeye destek için gelen hanımları, çocukları da bu şovmenlerden geri değil hani. Onlar da heriflerini aratmayacak kadar oyunculukta pek maharetli maşallah. Adliyenin önüne çadır tiyatrosu kurmuşlar, oyunlarını gelene gidene gösteriyorlar. O kadar profesyoneller ki, vicdanları sızlatmaya çalışıyorlar. Ve lakin kendilerinde vicdan yok.
Dillerine şimdilerde 28 Şubat’ı dolamışlar. 28 Şubat zulmünün kendilerine uygulandıklarından, yalnız kaldıklarından şikâyet ediyorlar. Sevsinler sizi emi? Sanki 28 Şubat’ta bizimle yan yana, omuz omuzaydılar da şimdi medet umuyorlar. Sanki sıkıntı çekenler bunlarmış gibi, pek çok kutsal değeri kullanmakta beis görmedikleri gibi, şimdi de acılarımızı kullanmakta bir sakınca görmüyorlar. Rahmetli Erbakan’ın ifadesiyle, “Hadi ordan, hadi ordan.” Herkes biliyor ki bu, “değer katilleri” vakti zamanında 28 Şubat’ın müdavimleri ile el ele, kolaydılar. Meslek liselerine ket vuranlara karşı biz meydanlardayken, bunlar maklube partisi düzenleyip, eğleniyorlardı. Hocaları 28 Şubata destek vermek için derin devletle pazarlık yaparken, bizim hanımlarımız, kızlarımız gözyaşları döküyor, okullarından, iş yerlerinden atılıyorlardı. Hangi diri bilinç bunları bir köşeye koyar ki?
Hiç unutmuyorum, Sinop’ta görev yaptığım yıllardı, Afyon’dan gelme cemaat mensubu bir arkadaşım vardı; iyi insandı, duyarlıydı, hassastı. Başörtüsü eylemlerinde bize destek verme gafletinde bulunduğu için hemen ertesi günü, sorgusuz sualsiz Samsun Çarşamba’ya yollamışlardı onu. Tembihlemiş olmalılar ki, yıllar yılı bir daha da haber alamadım arkadaşımdan.
Neymiş efendim, yalnız kalmışlar. Diğer cemaatler, vakıflar, dernekler, sendikalar yardım etmiyormuş bunlara. Güleyim e mi? Tam trajikomik bir durum. Siz bugüne kadar, kendiniz haricinde hangi yaralı parmağa işediniz ki şimdi yardım istiyorsunuz? Kendinizden ve âli menfaatinizden başka yıllarca neyi tanıdınız ki, şimdi sizin yanınızda yer alınsın? Kendi kutsalınızdan başka hangi kutsal tanıdınız. İsrail’e, ABD’ye biat ettiniz, sizinle aynı değerleri paylaşan STK’lara uzak durdunuz. Şimdi de imdat çığlıkları atıyorsunuz, hadi ordan utanmazlar!
Her şeye rağmen 17 Aralık’a kadar yine de sizlerin ayıbını kapatacağız diye çok uğraştık. Müslümanca bir tavır ortaya koymak adına, sizden çok biz göğüs gerdik cemaate karşı yapılan eleştirilere. Pek çok arkadaşım araya nifak sokmamak, 28 Şubat sonrası yeniden kardeşlik ittifakını tesis etmek için yine de sohbetlerinize gitti, içinizde bulundu. Ancak, 17 Aralıkla birlikte yeniden o gerçek yüzünüzü ortaya çıkarttınız. KPSS sorularını kendi adamlarınıza vermek için iç ettiniz, “yok, olmaz, Müslüman insanlar kul hakkı yemez” dedik. Polislik imtihanında torpil yaptınız, “olur mu canım, cemaati karalamak istiyorlar” diye tersledik. Hakimlik, savcılık imtihanlarında, “tek referansları cemaat mensubu olmak, dikkat edin” dediler, sallamayın, kıskanıyorsunuz dedik. Devletten ihale almanın şartı “cemaate bağış yapmak” dediler, komedi dedik. “Milli eğitimde idareci olmanın yolu cemaatten geçiyor.” dediler, karşı çıktık, dedikodu yapmayın dedik. Amma siz neymişsiniz be ağabeyler, ablalar? Tabanda, Allah için çalışan kardeşlerinizin iyi niyetlerini kullanmışsınız meğer. Bu saatten sonra, sizi savunmak adına girmiş olduğum günahı nasıl temizleyebilirim, onu düşünüyorum artık.
Bütün bunlar yetmedi, dini de kirli emellerinize alet ettiniz. Gördük ki tek kutsalınız âli menfaatinizmiş, gerisi boş. Sizin nazarınızda İslam, kullanılmak için bir araçmış meğer. Peygamberimizi kamyona bindirmek sizde, efendimizi Türkçe olimpiyatlarında götürmek sizde, her gün hoca dediğiniz adamla görüştüğünü söylemek sizde, Peygamber’i, annesini, eşini, dört halifeyi ve sahabeyi nezarete götürüp, o polisleri selamlatmak sizde, hop oturup, hop kalkarak beddualar dizmek yine sizde...
Pek çok şeyi kabul ederim de, böyle aptal yerine konulmayı kabul edemem doğrusu.
Yıllarca, “Bediüzaman siyasetten uzak durun” dedi diyen sizsiniz, gırtlağınıza kadar politikanın içine giren de sizsiniz. Ekonomik hayatı yönlendirmek için çırpınan sizsiniz. Adaleti cemaatiniz menfaatleri çerçevesinde dizayn etmeye, sosyal hayatı tanzim etmeye çalışmak, kendiniz dışında kimseye hayat hakkı tanımamak da sizde.
Sonra da kalkıp, dini bir cemaat olduğunuzdan söz ediyorsunuz.
Hadi oradan… Böyle dini cemaat olur mu? Sizin dışınızdaki herkes kör ve sersem, öyle mi?
Aynaya bir bakın hele, kendinizi ne hale getirdiniz! Boşuna çabalamayın, oynadığınız orta oyunun bir sonraki sahnesini biliyoruz, bizden hatırlatması, ona gülmeyeceğiz…
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
