Çeyrek asır Zaman!
Zaman Gazetesi, kuruluşunun 25. yılını kutladı. 1986 yılı 3 Kasım'da ilk yayına geçtiğinde ben İstanbul Bürosu'nun başında idim. Tirajımız iyi sayılmazdı, 18 bin satışı bulduğumuz günlerde zannedersem Hürriyet Gazetesi 4
Zaman Gazetesi, kuruluşunun 25. yılını kutladı. 1986 yılı 3 Kasım'da ilk yayına geçtiğinde ben İstanbul Bürosu'nun başında idim.
Tirajımız iyi sayılmazdı, 18 bin satışı bulduğumuz günlerde zannedersem Hürriyet Gazetesi 430 bin civarındaydı. İyi hatırlıyorum, "Hürriyet'in küsuratına ulaşırsak, o bile bize yeter." diyorduk. Yani 30 bin tiraj bizim için iyiydi.
Hamdolsun, bugün Hürriyet'i ikiye katlıyoruz. Aldığım bilgilere göre, İstanbul dahil, Türkiye'nin tamamına yakınında birinci sıraya oturmuşuz, tirajımızı kalıcı hale getirmek lazım.
Bir gazetenin tirajı kadar etkinliği de önemli. Zaman Gazetesi'nin etkinliğini, son yıllarda yaşanan sivilleşme sürecindeki rolünden anlayabiliriz. Grup olarak süren 'darbe teşebbüsleri'yle ilgili davalar başladıysa, bugüne kadar tavsamadıysa, faili meçhullerle ilgili bunca bilgi-belge ortaya döküldüyse, hatta son Dersim tartışması gelip gündeme oturduysa bunu Zaman'a borçluyuz.
Yüksek tiraj ve politik etkinlik önemli olduğu kadar, toplumsal hayatın ahlaki yönde takviyesi de o kadar önemli. Gecede yaptığı konuşmada Genel Yayın Müdürümüz Ekrem Dumanlı bu noktaya değindi: "Sadece yasalarla değil, başka norm ve kurallarla da kendimizi sınırlı ve sorumlu tutuyoruz." Dumanlı, medya dünyasının yabancısı olduğu üst değerlerin gazetenin yayınında etkili olduğuna işaret etti: Mesela Allah korkusu, ahirette hesap verme, ahlaki yüksek normlar, manevi sorumluluk vs.
Medya için "dördüncü kuvvet" derler, bazen ilk kuvvet yerine geçer. Bu yüzden siyaset dünyası, bürokrasi, istihbarat örgütleri, devletler, iç ve dış lobiler, çıkar ve baskı grupları hiçbir zaman medyayı boş bırakmazlar. 1997'de yaşadığımız 28 Şubat darbe sürecinde medya neredeyse birinci derecede rol oynadı. Sonraları bunu bazı gazete patronları itiraf etti. Mesela dönemin etkili patronlarından Dinç Bilgin aynen şunları söyledi: "Basın patronları 'istihbaratçı' gazeteleri tahmin ederler. 'O kurumlarla ilişkide işe yarar' diye düşünür patron. O dönemde biz bunları görmezlikten geldik. Bu da medyanın ayıplarından biridir." 28 Şubat'ta gazetelerin ortak başlıklarla çıktığını anlatan Bilgin, "Çünkü aynı yerden besleniyorlardı, haberler aynı kaynaktan geliyordu. Sözgelimi Aczmendilerle ilgili haberi bize (Sabah), Hürriyet'e, Milliyet'e, ATV'ye, Star televizyonuna aynı yerden servis yaparlardı." (Zaman, 10 Mart 2011) O gün toplum mühendisliğinde rol alan medya patronları, yayın yönetmenleri, köşe yazarları ve gazeteciler bugün de medyadaki görevlerine devam ediyorlar.
Dünyada da benzer skandallar, yüz kızartıcı suistimaller yaşanıyor. Ama hiç değilse bazı ülkelerde bunun cezası var. Mesela İtalya'da Libero gazetesinin Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı Renato Farina, İtalyan askerî istihbaratı teşkilatı SİSMİ ile ilişkili olduğu tespit edilince Lombardia Bölgesi Gazeteciler Cemiyeti (LBGC) tarafından 1 yıl meslekten men cezası aldı. (Yeni Şafak, 1 Ekim 2006) Hiç kuşkunuz olmasın, Batı'da medya dünyasındaki suistimaller, tahrifatlar, asparagaslar bizdekilerden az değil. Eski ABD Başkanı George Bush'un Küba lideri Fidel Kastro aleyhinde yazılar yazmaları için 10 gazeteciye para verdiği ortaya çıktığında kimse bunu yadırgamadı. (Zaman, 10 Eylül 2006) Irak işgalinde New York Times ve Washington Post başta olmak üzere belli başlı gazete ve televizyon kanallarının Amerikan devletinin uydurduğu yalanları nasıl birer hakikatmiş gibi Amerikan halkına ve dünya kamuoyuna yutturduğunu sonraki yüzsüz itiraflardan anladık. Şimdi aynı yalan makinesi İran için çalışıyor.
Bir örnek daha: Norveçli gazeteci Bjoern Benkow, dünyaca ünlü kişilerle yaptığı röportajlarının asparagas olduğunu itiraf ettiğinde şunları söylüyordu: "Hiçbir özrüm yok, sadece sebeplerim var." Benkow'un özrü para! New York Times'ın parlak muhabiri Jayson Balir de 4 yıl boyunca NY Times'ta yazdığı 73 haberden 36'sının asparagas olduğunu söylemişti. (Zaman, 8 Ağustos 2006)
Sonuç: Tiraj/reyting ve etkinlik yanında, asıl bir gazete veya televizyon kanalını "büyük" kılan, ahlaki tutumudur. Ahlak, dürüstlük ve hakkaniyet üzere nice çeyrek asırlara!..
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
