DOLAR49,45
EURO55,62
BITCOIN3.998.723
8° KAYSERİ
Üst banner
K
Konuk Yazar
07 Haziran 2013 · 663 okunma

Çocuklarımız ve İnançlarımız…

Önceki günlerde tesettürlü bir bayanın, üniversite öğrencisi kızı ile tanıştım. Bayan başörtülüydü, kızı ise modern giyimli. Kot pantolonlu, saçları lüle lüle, sarışın, makyajı yerinde, burnunun kenarında modanın takipçi

Önceki günlerde tesettürlü bir bayanın, üniversite öğrencisi kızı ile tanıştım. Bayan başörtülüydü, kızı ise modern giyimli. Kot pantolonlu, saçları lüle lüle, sarışın, makyajı yerinde, burnunun kenarında modanın takipçisi olduğunu gösteren hızması, gözaltları mavi sürmeli bir kız… Türkiye’deki yaşanan olayları konuşmaya çalıştık biraz. ODTÜ’de okuyormuş. O kadar baskın, o kadar rijit, itici, o kadar saldırgan konuşuyordu ki, edebimden susmak zorunda kaldım, cevap vermedim, veremedim. Kanaatimce benim gibi birini söz savaşında yendiğini düşünüp zevk duymuştur, varsın duysun. Üzüldüğüm şey, olaylara, Türkiye ve dünya gerçeklerine bir batılı gibi düşünüp, bakmasıydı. Oryantal bakış, tam da ona uyan bir tanım. Oysa yaşananlara bakış tarzı açısından anne ve babasına benzemeli, ölçüsü batılı değerler değil, inançları olmalıydı diye düşündüm.

Etrafımda Müslümanca bir hayat yaşamaya çalışanları ve onların çocukları geldi gözlerimin önüne. Sonra şunu gördüm ki, dostlarımın çoğunun çocukları anne ve babalarının tersine modern hayatı tercih ediyorlar. Yaşam felsefesi bakımından kendilerini dünyaya getirenlere benzemiyor çocuklarımız. İşin daha da kötüsü ebeveynler sırf, “kendi evladımız” diye çocuklarının yanlışlarını savunmak durumunda da kalıyorlar.

Kafkas Kartalı Şeyh Şamil’i düşünüyorum. Yaşam hikayesini bilenler hatırlayacaklardır. Ruslar, Şeyh Şamil’in oğullarından birini küçük yaşta esir almışlar, yıllarca ellerinde tutmuşlardı. Ellerinde tuttukları ile kalmadılar sadece, o çocuğa Rus adetlerini, gelenek ve göreneklerini, yaşam felsefesini, dünya görüşlerini de öğrettiler. Çocuk büyüyüp delikanlı olduğunda artık bir Rus gibi düşünüyor, bir Rus gibi yaşıyor, hayata öyle bakıyordu. Tam bir Rus olmuştu yani. Ruslar, yıllar sonra delikanlıyı Şeyh Şamil’e gönderdiler.  Şeyh sevindi tabi önce. Ne de olsa baba yüreği taşıyordu.

Ancak bir zaman sonra bunun bir tuzak olduğunu anladı.

Neden mi?

Anlatayım. Delikanlı bir zaman sonra babasının yaptıklarına itiraz eder oldu. Ona göre bağımsızlık savaşı yanlıştı. Bu, binlerce Çeçenin yaşamına mal oluyordu. Ruslarla, Rusların belirlediği şartlarda barış yapılmalı, dünyada huzur içinde yaşanmalıydı. Ne de olsa hayata bir defa geliniyordu insanoğlu. Öyleyse, ölmenin ne anlamı vardı, dünyadan kam almak varken? Sonra, namaz da neydi, günde beş vakit. Zaman değerliydi ve namazla boşa geçirilecek vakit yoktu. Kaldırılmalıydı. Sonra, oruç? Allah’ın bizim aç kalmamıza ihtiyacı mı vardı ki, gün boyu karnımız guruldayarak yaşıyoruz? Onu da kaldıralım. Açlık düşünmemizi engelliyor, bizi güçten düşürüyor, diyordu. 

Bir zaman sonra Şeyh oğlunu yeniden Rusya’ya gönderdi. Ve dedi ki onlara, bu artık benim evladım değil. Benden çıkmış. Çünkü benim evladım böyle olmaz. Ne geleneği, ne yaşamı, ne inançları, ne hayata bakışı Müslümanca değil.

Evet, bir baba olarak yaptı bunu. Siz olsanız yapar mısınız?

Eğitim sisteminin yanlışlığı tamam.

Gerçekten öyle, bunu kabul etmek gerek. Lakin bununla birlikte biz anne ve babaların önceliği de yıllardır hep onların okuyup iyi birer meslek, makam sahibi olmaları yönünde oldu. Öyle değil mi? Evet, bu öncelik de çok önemli, kabul. Ancak yaşamın tek gayesi ve hatta hedefi bu olmamalıydı. İnançlarımızın, uğrunda mücadeleler verdiğimiz değerlerimizin, yaşama bakış açımızın, hayat felsefemizin hiç mi kıymeti yoktu da,  sıralamada en sona koyduk bunları, çoğu zaman da ihmal ettik. Hesaba çekileceğimiz çocuklarımızın makam, mevki sahibi olmaları mı ki, önceliği buna verdik?

Modern yaşamın kuralları içinde bilinçli hareket ettiğimizi düşündüğümüz biz ebeveynler ne yazık ki hata yaptık. İyi eğitim almaları için onları başarılı devlet okullarına, özel kolejlere, kurslara gönderdik. Bunun için kucak dolusu paralar döktük, gerekirse özel hocalar tuttuk. Ancak manevi gelişimleri için ne yaptık? Zannımca bu soruyu cevaplayacak ebeveyn sayısı oldukça azdır. Adına kuşak çatışması denilen ve aslında değerler çatışması olan kavga da işte tam bu değil mi?

Cuma vakti ders saatine denk gelince, “yaşı daha küçük, büyüyünce kılar” diye mücadele edip üzerimize düşeni yapmadık, sabah namazına, “yazık, uykusu bölünmesin” diye kaldırmadık, giyim kuşamına, “arkadaşlarından ayrı düşmesin, üzülmesin” diye karışmadık, Türkiye ve dünyada gelişen olaylar konusunda, “kafası karışmasın, sonra anlar” diye oturup konuşmadık. Test kitapları çözdürdük kucaklar dolusu, ama yaşı küçük diye Kur’an okutmadık…

Sonra, evlatlarımız başka dünyalara ait çocuklar olunca da çabucak rıza gösterip, “tercihi böyle, yaşı gelmiş artık, ne yapalım” diye pes ettik, ediyoruz. Oysa bu sürecin asıl suçlusu biziz. Bizler değerlerimizi yaşamaya çalışırken çocuklarımız ezilmesin, hor görülmesin, ezilmesin diye fanuslar içine koyup sakladık onları.

Şahsım yıllarca, 28 Şubat sürecinde küçük çocukların camilere gitmesi yasak olduğu için evlatlarını, kucak dolusu paralar döküp, kendi değerlerimizi öğreten, yaşatan özel kurslara gönderdi. Pişman da değilim. Şimdilerde evladı ile ters düşen, hayata farklı pencerelerden bakan anne babaları görünce de, ne kadar doğru yaptığımı anlıyorum.

Müslümanlar..! Evlatlarınızı Müslümanca yetiştirin. Yaşama bakış açıları, ölçüleri, olayları değerlendiriş tarzları Müslümanca olsun. Hem bu dünyada hem ahrette rahat edin. Yapılması gereken tek şey biraz nefsinizle, biraz da çevrenizle mücadele etmektir, hepsi bu… 

Paylaş X Facebook

Yorumlar 0

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Detaylar için Çerez Politikası.