DOLAR49,45
EURO55,62
BITCOIN4.014.390
12° KAYSERİ
Üst banner
K
Konuk Yazar
07 Haziran 2013 · 611 okunma

Dil, din, tarih şuuru…

“Bir milleti yok etmek isterseniz askeri istilaya gerek yoktur; tarihini unutturmak, dilini bozmak, dininden soğutmak ve dolayısıyla manevi değerlerini, ahlakını yozlaştırmak kâfidir.” der Peyami Safa. Birinci cumhuriyet

“Bir milleti yok etmek isterseniz askeri istilaya gerek yoktur; tarihini unutturmak, dilini bozmak, dininden soğutmak ve dolayısıyla manevi değerlerini, ahlakını yozlaştırmak kâfidir.” der Peyami Safa.

Birinci cumhuriyet aydınlarının çoğu, her ne kadar iktidara itiraz etme cesaretini gösterememişlerse de, Peyami Safa’nın dile getirmiş olduğu bu sancıyı içlerinde hep yaşamışlar, ancak dost meclislerinde, ağzı sıkı dostlarının kulaklarına içleri yana yana bir yürek sıkkınlığı içinde aktarmışlardı. Yeni Türkiye Cumhuriyeti umulmadık zaferler kazanarak büyük bir heyecanla kurulmuş, geçmişin hataları bir daha tekrarlanmayacak umuduyla herkes heyecanlanmış, aydınlar yeni bir toplum inşası için beklentiye girmişlerdi. Ancak uygulamalara bakınca kısa zamanda hiç de umdukları gibi olmadığını görüp büyük bir hayal kırıklığına uğramışlardı. Kullandıkları harf değişmiş, vakti zamanında eleştirdikleri Abdülhamit istibdadını(!) arar olmuşlar, muhalefet sadece sözlükte var olan içi boş bir kavram olarak yerini almış, Osmanlı yok sayılarak, “Türk tarihi cumhuriyetin kuruluşuyla başlar” düşüncesi kabul edilmiş, kendimizi dünyaya güldürdüğümüz güneş dil teorisi saçmalığı kabul edilmiş, kısa zamanda din ve tarih ile alay eden kurumlar ve kişiler ihdas edilmişti.

Daha birkaç yıl önce büyük bir coğrafyaya hükmeden imparatorluğun bir mensubu iken, o geniş coğrafyada hiçbir zorlamayla karşılaşmadan seyahat etmek mümkünken, farklı dil ve lehçelerin konuşulduğu çok kültürlü bir toplumda hiç bir sınırlama ile karşılaşmadan yaşarken, birden küçük Anadolu’ya hapsolmak elbette kolay kabul edilebilir, anlaşılabilir bir durum değildir.

Yetmiyormuş gibi yaşananları konuşmak, tartışmak da yasaktı. Farkındaydılar; değişik bir yaşam tarzına çekilmek istediklerini görüyor, ama tek parti iktidarının ceberut uygulamalarından korktuklarından ses çıkartamıyorlardı… Dil değişiyor, harf değişiyor, dini kurumlar ve yüzyıllara hükmeden Osmanlı yok sayılmak suretiyle tarih bilinci silinmek isteniyor, hafızalar boşaltılıyordu.

Kimi aydınları zaman zaman kitaplarında, yazılarında suya sabuna dokunmamaya, kimseyi ürkütmemeye çalışarak bu konuları işlemeye çalışmışlar, toplumla birlikte büyük bir buhrana düşmüşlerdi. Yaşananları, değişimi toplumunun öncüleri aydınlar anlamıyorlardı ki yurttaşlar anlasın. Peyami Safa yukarıdaki sözleriyle duyarlılığını ortaya koymuş, gelecek nesiller için büyük bir tehlikenin tohumlarının daha o zamandan atıldığını fark etmişti.

Bırakın genç nesli, yaşı kırkı geçkinler bile cumhuriyet dönemimde verilmiş eserleri anlamakta zorlanıyoruz, Osmanlı eserlerini okumak ise hiç mümkün değil. Bir İngiliz çocuğu 18. Yüzyılda yazılmış Shakespeare gibi dönemin ünlü yazarlarının eserlerini rahatlıkla okuyup anlayabiliyorken bizde bu imkânsız. Batılılaştırılma sevdası tuzağına düşürülerek, “bizim değil” mantığıyla Türkçemizin topluma mal olmuş pek çok kelimesini tabiri caizse, “ağlata ağlata” söküp atmışız zamanında. Şimdi arasak da bulamıyoruz, bulsak da ne olduğunu bilmiyoruz.

Ne diyeyim, kime çatayım bilmiyorum ki? Lafı çok fazla uzatmaya gerek yok. Toplumu dil, din, tarih yönünden özürlü bırakanlar bu vebali elbette ödeyeceklerdir.

Paylaş X Facebook

Yorumlar 0

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Detaylar için Çerez Politikası.