Erdoğan kürtaj yasağının sinyalini mi veriyor?
Keşke yine birtakım dil sürçmeleri devreye girmeseydi de Başbakan'ın sezaryen ve kürtajla ilgili sözleri daha sağlıklı tartışılabilseydi."Sezaryen cinayettir" lafının yine bir "dil kazası" olduğu besbelli. Üzerinde fazla
Keşke yine birtakım dil sürçmeleri devreye girmeseydi de Başbakan'ın sezaryen ve kürtajla ilgili sözleri daha sağlıklı tartışılabilseydi."Sezaryen cinayettir" lafının yine bir "dil kazası" olduğu besbelli. Üzerinde fazla durulmayacaktır. Ama kürtaj-Uludere benzetmesi öyle kolay unutulacak cinsten değil doğrusu. Şu anda sosyal medya bu benzetmeyle yıkılıyor. (Başbakan Uludere ile ilgili her söylediğiyle kendisini biraz daha zor duruma sokuyor. Benim önerim, partisine koyduğu konuşma yasağını bir süre kendisine de koyması.)
Karnıyarık bir cins
Meselenin esasına dönecek olursak;
Son yıllarda sezaryenin doktorların bir numaralı tercihi olduğunun, neredeyse normal bir doğum yöntemi gibi kullanıldığının hepimiz farkındayız. "Paragöz doktorlar" muhabbetlerinin en popüler örnekleri hep bu alandan geliyor. Sadece doktorlar değil, genç kuşak kadınlarda da kolayına kaçma eğilimi güçleniyor olsa gerek ki, sezaryenle doğum oranları hızla yükseliyor. Kadın cinsi neredeyse "karnıyarık" bir cinse dönüşmek üzere...
Nitekim, Başbakan'ın ardından Sağlık Bakanı Akdağ'ın yaptığı açıklama bu eğilimi rakamlarla ortaya koyuyor: Dünya Sağlık Örgütü tarafından yüzde 15 olarak belirlenen sezaryen oranının bazı özel hastanelerde yüzde 70'e vardığı tespit edilmiş. Bakan Akdağ, "Gereksiz yere sezaryen oranlarını çok yükseltmiş olan özel hastanelerle ilgili yaptırımlarımız olacak" diyor.
Bana göre bu yaptırım, devletin sözleşmeli hastaneleri denetlemesi ve gereksiz sezaryen ameliyatlarına ödeme yapmaması olabilir ancak. Onun dışında, insanlar sezaryeni normal doğuma tercih ediyorlarsa, bunu kendi keselerinden yapabilmeliler.
Ruh cenine kaç günlükken üflenir?
Kürtaj meselesi ise bütün dünyada bitmeyen bir tartışma.
Hiçbir ülkede sınırsız kürtaj hakkı yok. Her ülke bu hakkı belli bir hafta ile sınırlamış. Bizim yasalarımızda belirtilen süre 10 hafta. TCK, 10 haftadan ileri hamilelikleri sonlandıran anneler ve doktorlar için bir yıla kadar hapis cezası öngörüyor.
Yasal düzenlemelerdeki hafta kısıtlamalarından da anlaşıldığı gibi, tartışma bütün dünyada "cenin ne zaman canlanır" noktası etrafında dönüyor. Kimileri bu sorunun cevabını Kur'an'da ya da hadislerde ararken, kimileri tıpta ve hukukta arıyor. Dini tartışmalarda soru "ruh cenine kaç günlükken üflenir" cümlesiyle ifade edilirken, tıbbi ve hukuki tartışmalarda aynı soru "cenin hangi noktadan sonra bir insan olarak telakki edilebilir" şeklinde soruluyor.
Türkiye'de de dünyada da kürtaj karşıtları hayatın döllenme anında başladığını, dolayısıyla bir günlük bir bebeğin bile tam bir insan olduğunu ve öldürülmesinin cinayet sayılması gerektiğini savunuyorlar. Buna karşılık, ağırlıklı çoğunluk, ceninin bir et parçasından insana dönüştüğü bir nokta olduğunu, bu noktadan önce kadının kendi bedeniyle ilgili karar alabileceğini ve kürtaj yaptırmaya hakkı olduğunu savunuyor.
Hemen belirtelim ki, bu tartışma sonu olmayan; ortak bir noktada buluşmanın ve ortak karar almanın mümkün olmadığı bir tartışma. O yüzden de, hemen hemen bütün ülkelerde ağırlıklı çoğunluğun onayıyla yasal kürtaj uygulamaları sürmesine rağmen, kürtaj aleyhtarları da pes etmiyor. Mücadelelerine (hatta bazen şiddete de başvurarak) devam ediyorlar.
Yasak mı geliyor?
Ben Başbakan'ın son çıkışını, Türkiye'de kürtaj aleyhtarı kesimi daha aktif mücadeleye çağrı olarak algılıyorum. Anlaşılan Başbakan bu kesimin mücadelesini arzu ettiği yasal değişiklik için psikolojik bir hazırlık olarak görüyor.
Tartışma elbette yapılacaktır; kürtaj karşıtları elbette görüşleri doğrultusunda mücadelelerini sürdürecektir.
Ama ben böyle bir yasal değişikliğin hiçbir zaman çoğunluğun desteğini alabileceğini, Türkiye'nin kürtaj yasağı kapsamına alınabileceğini düşünmüyorum.
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
