BIST11.722
DOLAR49,45
EURO55,62
ALTIN6.633
BITCOIN4.054.869
14° KAYSERİ
Üst banner
K
Konuk Yazar
07 Haziran 2013 · 663 okunma

Evlat Gibi…

Kayseri de yerel bir Tv. kanalında cumartesi günleri yaptığım, “Tanışalım&Konuşalım” isimli programımda geçen haftaki konuklarımdan birisi de Süleyman SAĞLAM’dı. Tanıyanlar bilecektir; Süleyman Bey eski baro başkanlarınd

Kayseri de yerel bir   Tv. kanalında  cumartesi günleri yaptığım, “Tanışalım&Konuşalım” isimli programımda geçen haftaki konuklarımdan birisi de Süleyman SAĞLAM’dı. Tanıyanlar bilecektir; Süleyman Bey eski baro başkanlarından, yaşamının tadını siyasetle de çeşitlendirmiş, neredeyse emekliliğe ayrıldıktan sonra yazmaya başlayan, çıkarttığı kitapları gerçekten enfes bir yazar. Hata öyle ki, kitaplarından birisini Büyükşehir Belediyesi tekrar yayınladı. Sohbet sırasında eserleri hakkında ne düşündüğünü sorduğumda o yaşlı gözlerine bir anda tatlı bir heyecan gelip oturdu ve, “hepsi de evladım gibi, çocuklarımdan ayırt edemiyorum onları” dedi. Gülümsedim. Zira ben de aynı şeyi düşünüyorum.

Süleyman Bey’in ve benim yaşadığım bu duygu selini tadanlar bileceklerdir; bir yazarın çıkartmış olduğu her bir kitabı evladı gibidir. Kitaplarına karşı beslediği sevgi ile çocuklarına beslediği muhabbet arasında hiçbir fark yoktur, aynıdır, ayırt etmez. Hatta edemez. Bundan emin olun. Bir baba ya da anne evladını yetiştirirken üzerine nasıl titrerse, kem gözlerden sakınırsa, bizler de kitaplarımızın üzerine öyle titreriz. Hani, bir Kayseri deyişi vardır, “gadanı alırım” derler. Yani, üzerine gelecek her türlü bela bana gelsin, senden münezzeh olsun demektir bu ve gayet derecede de samimi bir ifadededir.

Hele hele yeni bir kitabı çıkmış ya da çıkacaksa, tattığı duygusallık daha başkadır. Nasıl ki doğum yapmak üzere olan bir anne çocuğunu dünyaya getirmek için heyecanlanıyorsa, nasıl bir çocuk olacağı hakkında düşüncelere dalıyorsa, yüzünü, göz rengini, pamuk ellerini, o minnacık ayaklarını, yumuşacık yanaklarını merak ediyorsa, bir yazarın da o annenin yaşadıklarından hiçbir farkı yoktur inanın ki. Kitabın içeriğinde bir eksiklik var mı, her hangi bir yanlışlık yapılmış mıdır, kapağı nasıldır, dizgisi, tasarımı, puntoların dizilişi... Hep merak eder. Hele bir de kitabı eline geçip de onu karşısına alıp dünyanın en güzel manzarasını izler gibi seyre dalarsa, üzerindeki kendi ismini görüp dünyadan geçişindeki duygusallığına, tattığı mutluluğuna diyecek söz yoktur doğrusu. İşte o anda dünyaya farklı bakar, yaşam algılayışı başkalaşır, yaşadığı olumsuzlukları görmezden gelir, etrafına tatlı tatlı gülümser…

Yukarıda ifade etmeye çalıştığım bu kelimeler, bu sözler, bir yazarın ya da annenin yaşadığı duygusallığının inanın ki milyonda birini ancak ifade ediyordur. Yaşadıklarını anlatmaya kelimelerin kafi gelmediğine, yazarın ve annenin hissettikleri karşılığında bu cümlelerin kifayet etmediğine, karşılık bulamadığına eminim.

İşte dostlar, son günlerde de ben böyleyim. Tabiri caizse Leyla gibi dolanıyorum ortalıkta, adeta içmeden sarhoş olanlardanım. “Son Direnişçi” isimli, üç yıldan fazla zamanımı alan romanım Nar Yayınlarından yeni çıktı ve nihayet okuyucu ile buluşmaya başladı. Kitap marketlerde siz okuyucuların beğenisini bekliyor şimdilerde.

Umarım siz okuyucularımın desteği ile ileride yayınlayacağım diğer romanlarım için de cesaret verici okumalar olur.

Ha, unutmadan söyleyeyim, bir yazar için geri dönüşler, okuyucuların olumlu ya da olumsuz eleştirileri oldukça önemlidir, değerlidir. Okumalardan sonra kitabın içindeki elektronik posta adresime yorumlarınızı beklediğimi de ifade etmek isterim.

Paylaş X Facebook

Yorumlar 0

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Detaylar için Çerez Politikası.