Eylül…
Farkında mısınız bilmem ama “Eylül”ün tam ortasındayız artık... Sonbaharın giriş kapısı, yazın bittiğinin habercisi Eylül’ün… Kimine göre hüznü hatırlatır Eylül, kimine göre canlılığı… Kimine göre can sıkıntısını, kimine
Farkında mısınız bilmem ama “Eylül”ün tam ortasındayız artık...
Sonbaharın giriş kapısı, yazın bittiğinin habercisi Eylül’ün…
Kimine göre hüznü hatırlatır Eylül, kimine göre canlılığı…
Kimine göre can sıkıntısını, kimine göre ise yaşamın sonbaharıdır Eylül…
Kimine göre ise kalleş kör kurşunların getirdiği ölümdür…
Farklı kimlikler için kavuşulamayan -belki de kavuşulması istenmeyen- kurşuni gelinlikler giyinmiş bir leyladır gibidir aslında Eylül…
Her şair, her yazar için farklı anlamlar, farklı duygusallıklar yaşatsa da Eylül, üzerine en çok yorumların yapıldığı, makalelerin yazıldığı, düşüncelerin üretildiği aylardan biridir…
İskender Pala Eylülü, “ilkyaz rüzgârından alınmış bir hızla savrulan düşüncelerin, hoyrat hayallerin ve avare zamanların yorgunluğu, kırgınlığı, pejmürdeliği içinde yeniden derlenip toparlanması gereken hayatın rengi” olarak tarif eder...
Haşmet Babaoğlu ise Eylül için, “varsa eğer bir hüzün, Eylül'den değil, biten yazdandır! Çünkü, yazın bizden gün gün uzaklaşmasını izlemek, aşkı bitmeden ilişkisini bitiren bir sevgilinin ardından bakmak gibidir” der.
Dedim ya; ruhlarda esen fırtınalara göre herkes için ayrı birer farklılıktır Eylül…
Yeni yeni sararmaya başlayan yaprakların bir sağa bir sola nazlı bir gelin gibi savrulması, esen serin rüzgârların tenleri ziyaret ederken yanaklarda buseler bırakması, herkesin ruhuna farklı anlamlar yükleyecek, derinden etkileyecektir elbette. B u kaçınılmazdır…
Siz, yavaş yavaş suların kararmasının, güneşin ferinin hissettirmeden solmaya başlamasının farkında olmazken, bir şair en güzel şiirini yazmak, bir hikâyeci en anlamlı hikayesini kaleme almak, bir denemeci farklı bir yazı düşünmek/tasarlamak için ruh halini bulacak belki de Eylül’de…
Eylül’le beraber toprak, hasret kaldığı kader arkadaşına, gökyüzünden tane tane dökülen yağmuruna kavuşacak, “merhaba, hoş geldin” diyecek. Birlikte kumrular gibi sarılıp hasret giderecekler, benliklerinin kuytu köşelerinde. Yazın aşırı sıcağı ile birlikte bizim de hasret kaldığımız yağmurlardır aslında bunlar. Yeniden bir başlangıç yapmanın yorgun ritmini hatırlatan yağmurlar yani...
Ya gökyüzünde sürüler halinde terk-i diyar edecek olan göçmen kuşlarının hissettiklerine ne demeli? Onlar için Eylül, yorgun ve yorucu bir göç, uçsuz bucaksız gökyüzünde gurbete kanat açmak demek değil midir aslında? Gurbet ki acıların gerçek, sevinçlerin zavallı, mutlulukların fanî olduğunu anlamanın dehşetidir aslında…
Eylül ayı gelip de gökyüzüne başınızı çevirip katar katar göçmen kuşlarını görünce, sizin içinizi de bir hasret korkusu sarmaz mı, yüreğiniz yerinde ufacıktan da olsa titremez mi? Aklınıza uzaklarda, çok uzaklarda yaşayan sevgiliniz düşüp, derinden bir “ah…” çekmez misiniz?
Yaşı belli bir olgunluğa erişenler için camlara mıhlanıp muhteşem bir sükût ile yolları seyreden kırçıl hatıralardır belki de Eylül...
Ne bileyim, o kadar da hüzün kar olmamak lazım belki de.
Güneşin aşırı sıcaklarından kaçan tenler için, hayatın yeniden gülümsemesi, yaşama yeniden başlangıç ta olabilir Eylül.
Elif Şafak işte bu nedenden dolayı pek haz alır Eylül’den. Onun için Eylül belki de yeniden bir başlangıçtır zevk aldığı yaşama. Elinin yeniden kalem tutmaya başladığı, yazmaya cesaret bulduğu aydır Eylül...
Mesela Eylül, İstanbul'da bir ‘canlanma’ya tekabül ederken, Roma'da, Paris'te, Viyana'da da kendine özgü sevinçlere yol açar; insanları diriltir, yeniden heyecanlara gark eder.
Okula yeni başlayan bir çocuk için okul çantasına kalem yerine mutluluğunu, sevinçlerini, heyecanını, umutlarını koyarak okula giden minik minik adımlar da olabilir Eylül...
Nitekim Eylül, her yürekte ayrı ayrı tatlar, hüzünler, heyecanlar bırakıp gider de, giderken belki sizi de sürüp götürüverir…
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
