Eylül ve Darbe.
Eylül deyince aklıma ölüm gelir hep benim. Bedenin son buluşu, öte dünyaya geçiş, hesap veriş, her şeyin bitişi, yeniden başlangıcı, hüzün gelir. Eylül aynı zamanda bir nevi darbelerin de adıdır. Kenan Evren ve şürekâsın
Eylül deyince aklıma ölüm gelir hep benim. Bedenin son buluşu, öte dünyaya geçiş, hesap veriş, her şeyin bitişi, yeniden başlangıcı, hüzün gelir.
Eylül aynı zamanda bir nevi darbelerin de adıdır. Kenan Evren ve şürekâsının düzenlediği 12 Eylül 1980 darbesini hiç unutamıyoruz mesela. Onlarca suçsuz gencin sırf dengeyi tutturmak adına yok yere öldürülüşü her eylülde hatırımıza geliyor, titriyoruz. İşkencelerde aklını yitirenler, haksızlığa isyan edip elinden bir şey gelmeyenler, sırf etnik kimliklerinden suçlu bulunanlar, nüfus cüzdanlarını alma gereği bile duymadan dağa çıkanlar, gözü yaşlı ana, babalar, yavuklular, evlatlar… Hani derler ya, insanın insana ettiğini, bir başka varlık edemez diye, aynen öyle hal. Düşününce, ne günlerden geçerek bugünlere geldiğimize şükrediyoruz.
Evlatlarımıza bırakacağımız en güzel hatıra, ders alacakları darbelerle dolu bir tarih olacaktır şüphesiz.
Ya, 27 Mayıs 1960 darbesi sonrası 16 Eylülde idam edilen Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ı nasıl unutabiliriz? O Fatin Rüştü Zorlu ki, kendini idam edecek celladın titrediğini görünce kızıp, "Oğlum! Ne titriyorsun sen? İlmik senin değil benim boynuma geçecek. Allah memleketi korusun, haydi Allahaısmarladık!" diyerek sehpasını ayaklarıyla kendisi itip ölüme atlayan cesur insan.
Keşke cuntacılar da onun kadar mert olabilselerdi.
Ne kaldı geriye? Onları rahmet ve minnetle anıyoruz, darbecileri ise lanetle. Evlatlarının bile utanacağı, soyadlarını saklayacağı bir mazi bıraktılar geriye.
Değer miydi taht, makam, güç için tarihe “alçak” olarak kaydedilmeye?
Değer miydi milyonlarca insanın lanetini üzerinde toplamaya?
Değer miydi üç beş günlük taç için insanların canını yakmaya, “ah!” almaya?
Seçilmiş Başbakan Adnan Menderes elli üç sene önce, 17 Eylül günü idam edildi!
Rahmetle anıyoruz kendisini.
Mesele onu sevmek ya da sevmemek değil.
Mesele sağcı ya da solcu olması da değil.
Etnik kimliği, Türklüğü, Müslümanlığı falan da değil.
Mesele; milli iradeye, yani kendi haklarımıza, hukukumuza sahip çıkmaktır. Menderes ve arkadaşlarının idamı, aslında bizim haklarımızın, hukukumuzun da idamıydı. Eğer bunu anlamış, idrak etmiş olsaydık, milletçe, hep birlikte sonraki darbelere karşı çıkar, bir daha ülkemize kaos yaşatmazdık.
Ama olmadı, bölündük.
Parçalara ayrılarak, taraf tutarak darbelere yandaşlık yaptık. Ardından, her on yılda bir darbe yaptı omzu kalabalıklar.
Başbakan Menderes'in milletine yazdığı son mektubu tüm kuşaklar iyi okumalı. Zira tüm yazılanlar zaman içinde gerçekleşti.
"Sizlere dargın değilim. Sizin ve diğer zevatın iplerinin hangi efendiler tarafından idare edildiğini biliyorum. Onlara da dargın değilim. Kellemi onlara götürdüğünüzde deyiniz ki, Adnan Menderes’in hürriyet uğruna koyduğu başını 17 sene evvel almadığınız için sizlere müteşekkirdir. İdam edilmek için ortada hiçbir sebep yok. Ölüme kadar metanetle gittiğimi, silahların gölgesinde yaşayan kahraman efendilerinize acaba söyleyebilecek misiniz? Şunu da söyleyeyim ki, milletçe kazanılacak hürriyet mücadelesinde sizi ve efendinizi yine de 1950'de olduğu gibi kurtarabilirdim. Dirimden korkmayacaktınız. Ama şimdi milletle el ele vererek Adnan Menderes'in ölüsü ebediyete kadar sizi takip edecek ve bir gün sizi silip süpürecektir. Ama buna rağmen duam sizlerle beraberdir."
Hocaefendi(!) kılıklılar ve onların yardakçıları son kısmı iyi okusunlar lütfen. “buna rağmen duam sizlerle beraberdir” diyor.
İşte büyüklük, liderlik burada.
Adnan Menderes idam edildikten sonraailesinden ip parası istemek alçaklıktır.
Ve bu kavram da ancak cuntacılara ve onların şakşakçılarına yakışır.
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
