Facebook yüzümüz…
Çok zaman önceydi, Haşmet Babaoğlu da yazdı. Sosyal medya diye adlandırılan “Facebook” ve “Twıtter” da güzel söz ve videolar, şiirler, makaleler, veciz sözler gırla gidiyor. Dostluğa, samimi arkadaşlığa, muhabbete, gerçe
Çok zaman önceydi, Haşmet Babaoğlu da yazdı. Sosyal medya diye adlandırılan “Facebook” ve “Twıtter” da güzel söz ve videolar, şiirler, makaleler, veciz sözler gırla gidiyor. Dostluğa, samimi arkadaşlığa, muhabbete, gerçek sevgiye, kara sevdaya, aşka, cesarete, fedakârlığa, karşılıksız vermeye…
Dünyalar kadar söz, deyim, deyiş, video geziniyor ortalıkta. Hepsi de birbirinden güzel, birbirinden anlamlı, alımlı, insan ruhunun saf ve duru yönünü gösteren sözler. Pek çok kişi ruhunun aynası olduğunu düşündüğü, kendince anlamlı bulduğu, duygularını ifade ettiğine inandığı sözleri, videoları paylaşıyor. Bir arkadaşınızın paylaştıkları, hatta kendi yazdıkları makaleleri, şiirleri okuyup videoları seyredince o kişi hakkında hem bu dünyada hem de ahrette şahitlik yapasınız geliyor, “ne iyi adam şu …. Bey…” diyorsunuz içiniz aka aka.
Bir fıkra anlatayım hemen sözün burasında. Bir gün bir Japon turist bir Türk’ün evinde misafir olur. Bilirsiniz ya, bizim geleneklerimizde, inançlarımızda misafir el üstünde tutulur. Misafir on rızıkla gelir, birini yer, dokuzunu bırakır anlayışı vardır kültürümüzde. Misafire ikram inancımıza göre aynı zamanda bir sevap kapısıdır da. Neyse, evin hanımı o gün en güzel yemeklerini sunar Japon’a. Turisti memnun etmek için çeşit çeşit yemekler hazırlanır, ikramlar yapılır. Herkes tam tekmil gülümser vaziyette, en ufak bir sorun yok gibi durur. Turistin bir dediği iki edilmez. Yemek sonrası tatlılar yenir, üzerine çaylar içilir, koyu bir muhabbet başlar, insanlığa, iyiliğe, dostluğa dair. Tarihten de örnekler verilerek Türk töresinde misafire verilen değerden bahsedilir uzun uzun. Geç vakit olunca da kuş tüyünden bir güzel yatak sererler altına, rahatça uyusun diye. Ertesi gün evin erkeği arabayla havaalanına turisti bırakmak için yola düşer.
Aman Allah’ım!.. Ne olduysa işte o an olur ve Türk’ün ipleri kopar. Bizim Türk bir anda trafikte adeta canavar kesilir. Bizimki gider, yerine yüz seksen derece farklı bir kişi gelir sanki. Sürekli şerit değiştirmeler, kural ihlalleri, ani hızlanmalar, birden frene basmalar, sağa sola korna vurmalar, yol vermeyenlere küfretmeler, bağrışlar çağrışlar. Turist şaşkındır, korkar, çekinir, ne yapacağını bilemez. “Akşamki o nazik Türk bu mu?” diye göz ucuyla çaktırmadan bakar. Bizimki farkında bile değildir. Evet, fiziksel olarak odur şoför koltuğunda oturan, ama ruhsal olarak bir canavar oturmaktır şimdi o koltukta. Dayanamaz ve der ki; “…. Bey, tanıyamıyorum sizi, gerçekten akşamki o nazik, kibar, sakin, beyefendi siz misiniz? Ne oldu da birden değiştiniz?”
Sözün özüne gelecek olursak, facebook, twıtter olayı da aynen böyle. Orada yazan, güzel cümleler kuran, dostluktan, muhabbetten, aşktan, karşılıksız vermekten, sevmekten bahsedenlere bakınca, tüm insanlığa güveniniz artıyor, gelecek adına seviniyorsunuz. Aman Allah’ım, hele bir sokağa çıkın siz, nelerle karşılaşmıyorsunuz. O nazik, kibar, ölçülü, beyefendi insanlar gitmiş, sanki farklı birileri inmiş sokağa. Facebbok ve twıtter’in ruhu yok caddelerde, sokaklarda. Başka birileri geziyor meydanlarda. İnsanlar ya sosyal medyada sahte yüzler takarak geziniyor, ya da çarşıda, pazarda. Başka açıklaması yok.
Yani diyeceğim o ki, millet olarak ikiyüzlü mü olduk ne? Bir cebimizde facebook yüzümüz, diğer cebimizde sahte yüzümüz. Başkalarını aldatmak için sürekli gülümseyen, karşıya güven veren facebook yüzümüzü takıyoruz, ikili ilişkilerimizde ise hemen onu cebimize koyuyor, gerçek olan yırtıcı, kavgacı yüzümüzü takınıyoruz bir anda.
Bu biz olmamalıyız diye düşünüyorum.
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
