K
Konuk Yazar
07 Haziran 2013 · 293 okunma
Geçmişiyle gurur duymak
Tarihi olaylara o günün koşullarını dikkate almadan, bugünden bakmak yanlıştır denip duruluyor ya hep; hem doğru hem de yanlış bir söz. Doğru tarafını herkes biliyor; en azından lafzen... Yanlış tarafı şu ki, geçmişi ken
Tarihi olaylara o günün koşullarını dikkate almadan, bugünden bakmak yanlıştır denip duruluyor ya hep; hem doğru hem de yanlış bir söz.
Doğru tarafını herkes biliyor; en azından lafzen... Yanlış tarafı şu ki, geçmişi kendi şartları içinde değerlendirmemizi isteyenler genellikle bizden geçmişe bakarken bugünkü bilincimizi, ahlakımızı, değerlerimizi ve bütün bunlar üzerinde yükselen duygularımızı paketleyip rafa kaldırmamızı bekliyor ki işte bu mümkün değil.
Bu girişi yapmamın sebebi Başbakan Erdoğan'ın cuma günü "Müslüman Toplumlarda Değişim ve Kadının Rolü" konferansında yaptığı konuşma.
O konuşma sırasında ben de salondaydım. Başbakan'ın yere eğilip bir şey almaya çalıştığını görünce notlarını filan düşürdü herhalde dedim.
Kalktığında bir de ne göreyim, başbakanımızın elinde Kanuni'nin o meşhur mektubunun koca harflerle yazılmış altın yaldızlı çerçeveli bir kopyası!
Ne yalan söyleyeyim, Erdoğan "Ben ki" diye giden o mektubu teatral bir tarzda okurken duyduğum şey sadece mahcubiyetti.
En başta salonda oturan yabancı misafirlere karşı mahcubiyet hissettim. Kürsüdeki adam, atalarının fütuhatçı geçmişiyle böbürleniyordu. Ve bu misafirlerin çoğu o fütuhatçılığın kurbanı olmuş ülkelerden geliyordu.
X x x
Benzer bir duyguyu Muhteşem Yüzyıl dizisinin Mohaç Meydan Savaşı bölümünü izlerken de yaşamıştım.
Seyredenler hatırlayacaktır; her iki ordu Mohaç Ovası'nda karşı karşıya geçip savaşa tutuşmadan önce, usulen son bir görüşme için birer elçi iki ordunun ortasında bir yerde buluşurlar.
Kanuni'nin sözcüsü Osmanlı'nın bu topraklara adalet getirmek için geldiğini söyler ve Layoş'a son bir teslim olma çağrısı yapar. Layoş'un sözcüsü teslim olmayı reddeder ve şöyle der: "Biz, ülkemizi, topraklarımızı savunmak için savaşacağız."
Açık söyleyeyim, ben bu diyaloğu dinlediğimde kendimi başka bir ülkeye "adalet getirmek için" işgal eden atalarıma değil, ülkesini savunmak için savaşan Layoş'a daha yakın hissettim.
Tarihi değiştiremezdim elbette ama bugünkü bilincim temelinde oluşan duygularımı da değiştiremezdim.
X x x
Evet, imparatorluklar dönemine bugünün değerleriyle bakamayız. Fütuhatçılığı bugünün değerleriyle yargılayamayız, o imparatorları ya da sultanları başka ülkeleri işgal ettikleri için suçlayamayız.
Ama bunu tarihi bir olgu olarak kabul etmek başkadır, bununla övünmek başka...
O fütuhatçı geçmişle hâlâ övünüyorsak; başka ülkelerin işgali ve yağmalanması temelinde yaratılan bir imparatorluğun ahfadı olmak bugün hâlâ en büyük övünç kaynağımız ise, burada problem tarihte değil, bizim kendimizdedir.
21. yüzyıl insanının, sahip olduğu -ya da sahip olması gereken- değerler itibariyle övüneceği şeyler başkadır. O, ülkesinin üretimden gelen zenginliğinden övünç duyar; halkının çalışkanlığı ve yaratıcı zekasıyla dünya medeniyetine yaptığı katkılardan övünür. Elbette geçmişini bugünün gözüyle yargılamaz ama geçmişine seçici bir gözle bakmaktan da geri duramaz. O geçmişe bakarken, bugünkü değerler sistemini rafa kaldıramaz, o değerlerle çelişen uygulamaları "kaçınılmaz" addedip sineye çekebilir ama onlarla gurur duymaz.
Gurur duyanlar, çağımızın değerlerini hâlâ tam olarak içselleştirememiş olanlardır.
Bu girişi yapmamın sebebi Başbakan Erdoğan'ın cuma günü "Müslüman Toplumlarda Değişim ve Kadının Rolü" konferansında yaptığı konuşma.
O konuşma sırasında ben de salondaydım. Başbakan'ın yere eğilip bir şey almaya çalıştığını görünce notlarını filan düşürdü herhalde dedim.
Kalktığında bir de ne göreyim, başbakanımızın elinde Kanuni'nin o meşhur mektubunun koca harflerle yazılmış altın yaldızlı çerçeveli bir kopyası!
Ne yalan söyleyeyim, Erdoğan "Ben ki" diye giden o mektubu teatral bir tarzda okurken duyduğum şey sadece mahcubiyetti.
En başta salonda oturan yabancı misafirlere karşı mahcubiyet hissettim. Kürsüdeki adam, atalarının fütuhatçı geçmişiyle böbürleniyordu. Ve bu misafirlerin çoğu o fütuhatçılığın kurbanı olmuş ülkelerden geliyordu.
X x x
Benzer bir duyguyu Muhteşem Yüzyıl dizisinin Mohaç Meydan Savaşı bölümünü izlerken de yaşamıştım.
Seyredenler hatırlayacaktır; her iki ordu Mohaç Ovası'nda karşı karşıya geçip savaşa tutuşmadan önce, usulen son bir görüşme için birer elçi iki ordunun ortasında bir yerde buluşurlar.
Kanuni'nin sözcüsü Osmanlı'nın bu topraklara adalet getirmek için geldiğini söyler ve Layoş'a son bir teslim olma çağrısı yapar. Layoş'un sözcüsü teslim olmayı reddeder ve şöyle der: "Biz, ülkemizi, topraklarımızı savunmak için savaşacağız."
Açık söyleyeyim, ben bu diyaloğu dinlediğimde kendimi başka bir ülkeye "adalet getirmek için" işgal eden atalarıma değil, ülkesini savunmak için savaşan Layoş'a daha yakın hissettim.
Tarihi değiştiremezdim elbette ama bugünkü bilincim temelinde oluşan duygularımı da değiştiremezdim.
X x x
Evet, imparatorluklar dönemine bugünün değerleriyle bakamayız. Fütuhatçılığı bugünün değerleriyle yargılayamayız, o imparatorları ya da sultanları başka ülkeleri işgal ettikleri için suçlayamayız.
Ama bunu tarihi bir olgu olarak kabul etmek başkadır, bununla övünmek başka...
O fütuhatçı geçmişle hâlâ övünüyorsak; başka ülkelerin işgali ve yağmalanması temelinde yaratılan bir imparatorluğun ahfadı olmak bugün hâlâ en büyük övünç kaynağımız ise, burada problem tarihte değil, bizim kendimizdedir.
21. yüzyıl insanının, sahip olduğu -ya da sahip olması gereken- değerler itibariyle övüneceği şeyler başkadır. O, ülkesinin üretimden gelen zenginliğinden övünç duyar; halkının çalışkanlığı ve yaratıcı zekasıyla dünya medeniyetine yaptığı katkılardan övünür. Elbette geçmişini bugünün gözüyle yargılamaz ama geçmişine seçici bir gözle bakmaktan da geri duramaz. O geçmişe bakarken, bugünkü değerler sistemini rafa kaldıramaz, o değerlerle çelişen uygulamaları "kaçınılmaz" addedip sineye çekebilir ama onlarla gurur duymaz.
Gurur duyanlar, çağımızın değerlerini hâlâ tam olarak içselleştirememiş olanlardır.
setFont();
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
