Gerçeklerin bir parçasını söylemek
Biliyorsunuz, gelecek yıl bütçesi Meclist’e görüşülüyor. Adalet Bakanının verdiği bazı sayılar gazetelerde verildi. “Gerçeğin bir parçasını söyleyerek …” doğruların dışına çıktığını yazacağım. Yazmaya başlamadan tutanağı
Biliyorsunuz, gelecek yıl bütçesi Meclist’e görüşülüyor. Adalet Bakanının verdiği bazı sayılar gazetelerde verildi. “Gerçeğin bir parçasını söyleyerek …” doğruların dışına çıktığını yazacağım.
Yazmaya başlamadan tutanağı internetten okudum. Birleşim, cumartesi günü saat 13’ten gece yarısından sonra biri çeyrek geçeye kadar 8 oturumda tamamlanmış.
12 saatte, iki bakanlık ve 15 özel bütçeli kurumların bütçesi görüşülüp oylanmış. Adalet ve İçişleri bakanlıkları ile Hazine Müsteşarlığı, BDDK, SPK, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı, Diyanet İşleri, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve yedi kurumun her birine ortalama 30 dakikadan az zaman verilebilmiş!
Bu kadar az zamanda, muhalefet ne söyler, iktidar nasıl cevap verebilir?
Anayasaya göre bütçe tasarısı malî yıl başından en az yetmiş beş gün önce Meclis Başkanlığına verilir. Bu sürenin 55 gününü bütçe komisyonunun kullanması yine anayasa hükmüdür. Meclis Genel Kurulu’na da 14 gün kalmaktadır. Görüşmelerin 8 ile 21 Aralık arasında yapılmasının nedeni bu hükümlerdir. Bu düzen içinde 17 bütçeye 12 saat kalmaktadır.
Hükümetin tutum ve politikaları genel olarak ancak bütçe görüşmelerinde tartışılabilmektedir. İçtüzük diğer zamanlarda konusu baştan sınırlanmamış düzende konuşmaya olanak vermez. Genel olarak konuya bağlı kalma zorunluğu, bütçede zaman kısıtları yasama organımızın işlevini sınırlamıştır.
Bir hafta içinde hükümetin genel tutumunun görüşülebilmesi olanağını verdiği için gensoru zaman zaman kötüye de kullanılmaktadır. Muhalefet, hükümeti sebestçe eleştirmek, sesini duyurmak için gensoruya başvurmaktadır.
Özetle, Meclis’te geniş denetim imkanı pratikte çok daralmıştır. Amacım bu hükümleri koyanları suçlamak değildir; yeni anayasa çalışmaları için bir başlık koymak istiyorum.
Başlamışken, bazı konuşmaları da dikkatlice okudum.
Süre ne kadar kısa olursa olsun, son kanun hükmünde kararnameler ele alınmalı, 122 sayfada bu geniş çaplı düzenleme söz konusu edilmeliydi. Vali ücretleriyle ilgili olarak bir kez KHK’den bahsedilmiştir.
Asıl konumuza gelelim: Perşembe günü ele alınan “70 tutuklu gazeteci” meselesi Cumartesi gecesi de bütün muhalefet sözcülerinin itbar ettiği bir konu oldu.
Bakan Sadullah Ergin perşembe günü şunları söylemiş: “72’nin 3’ü hiç cezaevine girmemiş, kayıtları yok. Geriye kalan 69’un 6 tanesi tahliye olmuş, 63 kişi var. Bu 63 kişiyi gazeteci olarak tanımlayabilecekseniz, ben şimdi size birkaç örnek vereceğim, hiçbir itirazım yok” , “48 tanesi bölücü terör örgütü ile Türkiye’nin ve Avrupa’nın terör örgütü listesinde saymış olduğu değişik silahlı terör örgütlerine mensup olmaktan… İsimler var” dedi.
Sayın Bakan, polise tecavüz etmiş, adam öldürme ve terör suçlarından mahkum olmuş, hükümleri onaylanmış kişileri örnek olarak verdi. Bakan “Şimdi, bunu gazeteci diye önümüze koyuyorlar diye yakındı.
Sayın Bakan, 63 kişiden kaçının verdiği örneklere benzeyip benzemediğini; terörle suçlanan 48 kişinin dava durumu hakkında da bir şey söylemedi. Sayın Bakan, bu 48 kişiye atılı suçları ve yargılamanın hangi safhada olduğunu da söylemeliydi. Ancak o zaman değerlendirmek mümkün olurdu. Verilen örneklerin 48 kişiye teşmil edilmesi doğruyu bulmamızı saptırabilir.
Konumuz, görüşlerini yazdığı ve yazdıklarını iktidar partisi beğenmediği için tutuklu olan kişilerin varlığıdır ya da var olup olmadığıdır. Bir tarafın “70 tutuklu gazeteci” ithamı da, “örnek vereyim” deyip hüküm giymiş üç kişiyi öne sürmek de inandırıcı değildir.
Gerçekte, bu konuyu genişliğine ve derinliğine incelemeye ihtiyacımız var!
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
