Hak’kın yanında olmak…
Bu yazıyı kaleme aldığım saatlerde, bir kez daha Esed’in katliam haberleri, görüntüleri düştü ajanslara. Tüm dünyanın gözleri, dikkatleri Mısır’a kilitlenmişken, Esed yine yaptı yapacağını ve kimyasal silahlarla kendi ha
Bu yazıyı kaleme aldığım saatlerde, bir kez daha Esed’in katliam haberleri, görüntüleri düştü ajanslara. Tüm dünyanın gözleri, dikkatleri Mısır’a kilitlenmişken, Esed yine yaptı yapacağını ve kimyasal silahlarla kendi halkını yok etmeye, zehirlemeye devam etti. Hem de masum çocukları, hayatın daha ne anlama geldiğini bilmeyen bebekleri zehirleyerek… O fotoğraf karelerini, görüntüleri sizler de görmüşsünüzdür muhtemelen.
Görmüş ve insanlığınızdan utanmışsınızdır…
Uykuda, gecenin bir vaktinde, koyu karanlıların kendilerini saklayacaklarına inandıkları bir vakitte yakalanmış kuzucuklar…
Kiminin gözleri açık, kiminin kapalı… Sıra sıra, yan yana, boylu boyunca dizilmişler… Aylardır süren savaşlardan, yokluktan, keskin Hizbullah nişancılarından korunmak için ordan buraya kaçmaktan üstleri başları per perişan yavrular…. Karınlarına aylardır lokmanın girmediği, yetersiz beslendikleri nasıl da belli, yüzleri solgun, bakımsız… İyi ki de bu anlamsız kovalamaca bitmiş dercesine umutsuzdu yere dizilişleri…
Yıllardır süren savaşlardan, taptaze bedenlerinin yorgun düştüğü nasıl da belli. Yüreklerinin daha da yorgun olduğunu görebiliyorum… Her an kendilerini hedef alan bir merminin canlarını alacağını düşünerek, korkarak, ürkerek yaşamak ne zor değil mi? Hele bir de çocuksanız, hele bir de yüreğiniz yaşanan manasız savaşı anlamıyor, kabullenemiyorsa… Daha hayatın ne olduğunu, ne anlama geldiğini bilemeden savaşla, mermiyle, korkuyla, ölümle tanışmak.
Fotoğraf karelerine baktınız mı, beti benzi atmış pek çoğunun, soludukları sera gazından çok korktuklarından olsa gerek…
Muhtemel ki öbür tarafta meleklere gülümsüyorlar, simaları güleç.
Bütün o bakımsızlıklarına, perişanlıklarına rağmen yine de tatlılar… Çünkü henüz çocuk onlar, yavrucak, kuzucuk…
Tam tamına 1300 çocuk bir anda yok ediliyor, düşünebiliyor musunuz? Bir anne ya da baba olarak bunlardan birinin kendi öz evladınız olduğunu düşünsenize, ne hissedersiniz. İçinizden, yüreğinizden ne geçer? Allah aşkına, nasıl bir duygu sarmalına girersiniz, bir hayal edin? Kendinizi şöyle bir yoklayın..?
Tarif edemezsiniz değil mi? Hangi kelime, hangi kavram, hangi cümle duygularınızı tam olarak anlatabilir ki? Mümkün mü bu? Düşünmesine bile katlanamıyorsak, yaşaması nasıl bir beter duygudur.
Aslında Suriye’de yok edilen çocuklardan, bebeklerden ziyade bir ülkenin geleceği, etnik temizlikten başka bir şey değil bu.
Büyükler de var yanlarında, onlar da pusuda yakalanmışlar Esed katilinin pususuna…
Tek suçları kendi memleketlerinde, doğduğu topraklarında, yani öz yurtlarında özgürce yaşamak, iradelerinin yok sayılmamasıydı. Bir diktatör tarafından değil, kendi seçtikleri tarafından yönetilmekti. Çok mu..? Çok mu şey istediler yani?
Bölgedeki doktorlardan Halid Mahmud, şehitlerin dışında çok sayıda kişinin de kullanılan “sarin gazı”ndan etkilendiğini söylüyor.Yaralılarda nefes darlığı, kusma, göz bebeklerinde küçülme, bilinç kaybı yaşandığını, acil olarak tıbbi malzemeye ihtiyaç duyulduğunu vurguluyor.
Dünyayı yönetenlerin vicdanı ise sessiz, suskun… Adeta üç maymunları oynuyorlar; duymadım, görmedim, bilmedim…
Bütün bu yaşanalar karşısında Birleşmiş Milletlerin yaptığı tek şey, Suriye'de kimyasal silah kullanılıp kullanılmadığı ile ilgili yaptığı acil toplantı. Alınan karar ise, “derin kaygı duyduğu”, ötesi yok. Konsey tarafından bir kınama ya da bildiri dahi yayınlanmadı.
Beter olsunlar… Bir Hıristiyan kulübünden başka ne işlevi var ki zaten…
Dünyanın jandarması olduğunu ifade eden ABD ise, Genelkurmay Başkanı General Martin Dempsey üzerinden kararını açıkladı, “Suriye’ye bir müdahale menfaatimize aykırı.”
Dünya sussa biz susmayacağız. Gelecekte çocuklarımıza bırakabileceğimiz en iyi miras, doğrunun, Hak’kın, haklının yanında yer almakla olacaktır ancak. Hz. İbrahim'e su taşıyan karınca misali, asrın nemrutlarına karşı safımızı belli etmek, dünyanın vicdanını harekete geçirmek zorundayız.
Suriye Şam Alimler Derneği Başkanı Şeyh Usame Rıfai, “Ne yazık ki Müslümanlar Osmanlı'nın yıkılmasından sonra izzetini kaybetti” diyor.
Evet ama geç kalınmış bir tespit bu. Ancak ümitsiz olmak insana yakışmaz. Son zamanlarda İslam coğrafyasında yeniden bir diriliş hareketlerinin başlaması, kutlu geleceğin muştulu habercisidir.
Çok şükür ki her yerde kutlu direnişler var, özgürlüğün, izzetin, şerefin, onurun tadını almış halk haykırıyor…
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
