Haklı olma hastalığı…
İlginç bir toplum olup çıktık vesselam… Öğrencilerimden birsine, yapmış olduğu davranışın yanlış olduğunu söylediğimde itiraz edip, “ne olmuş ki hocam” diye umursamaz bir şekilde cevap vermez mi... Yapmış olduğu hareketi
İlginç bir toplum olup çıktık vesselam…
Öğrencilerimden birsine, yapmış olduğu davranışın yanlış olduğunu söylediğimde itiraz edip, “ne olmuş ki hocam” diye umursamaz bir şekilde cevap vermez mi... Yapmış olduğu hareketin yanlış olduğunu anlatmak için dakikalarca dil dökmüş olmam bile onu ikna etmeye yaramadı. O hala haklılığında bana diretiyor, inat ediyor.
“Ama…” diye başlayan ve haklı olduğunu ispatlamaya çalışan bir sürü saçma ve mantıksız cümleler kuruyor bana. Aslında gerekçelerine kendi de inanmıyor ama, sonuçta haksız olma çekincesi onu ancak çenesi düşük yapmaya yetiyor.
Trafikte, sola döneceği halde yolun sağında durup arabayı tam önüme kıran şoföre hareketinin yanlış olduğunu söylemeye çalıştığımda itiraz edip, ukala ukala, “ne var yani, sen de biraz dikkat etsen bir şey olmaz” cevabıyla karşılaşıyorum. Yaptığım uyarı umurunda bile değil adamın. Bırakın özür dilemeyi, bir de beni haksız ve suçlu çıkartmaz mı, inanılır gibi değil. Kafayı yememek mümkün değil. Bildiği tek şey bas bas bağırmak, yüksek tonajdan konuşmak, karşısındakinin sesini bastırmak…
Otobüs bileti kuyruğunda en son geldiği halde kimseden izin almadan en öne geçip sıradakilerin hakkına tecavüz eden vatandaşı uyardığımda, tehditvari bir şekilde “senden başka itiraz eden var mı kardeşim, ne olmuş yani” diye cevap veren bir insana ne dersiniz?
Ne derseniz deyin, yine de boş tabi anlamayana/anlamak istemeyene…
Örnekleri çoğaltabiliriz.
Toplum olarak anlaşılmaz, çekilmez bir noktaya doğru ilerlediğimizi görüyorum ne yazık ki...
Kimse yanlışlığını kabul etmek istemiyor. Olaylar karşısında herkes kendini haklı görüyor. Yüzde yüz hatalı bile olsa hemen haklılık gerekçelerini saymaya başlıyor bir bir size. Pek çok insanda “haklı olma” veya “altta kalmama” hastalığı peyda etmiş vaziyette.
Sanki mecburuz her konuda haklı olmaya...
Haklı olmak erdem, haksız olmak ise utanç verici olduğu düşünülerek kimse haksız olmaya yanaşmıyor. Hâlbuki insanlık hatayı kabul etmekle, özür dilemekle eşdeğerdir...
Yanlışı kabul etmek, özür dilemek, yanlıştan ders çıkartmak aynı zamanda bir erdem değil mi? Yıllarca, taaa ilkokuldan beri çocuklarımıza, gençlerimize insanlık adına öğrettiğimiz ana ilkelerden birisi de bu değil mi?
“Özür dilemek, yanlışı kabul etmek bir erdemdir” demedik mi eğitim hayatı boyunca…
Ama ne yazık ki özellikle gençlerimizde bir haller var.
Zaman zaman gerek dışarıda, sivil hayatta, gerekse okulda gençlerin tartışmalarına denk geliyorum. Olaylar karşısında haklılık konusunda ortaya koydukları mantıklı(!)gerekçeleri
duyunca, inanın aklım duracak gibi oluyor. O kadar mantıksız, içi boş gerekçeler buluyorlar ki yaptıkları yanlışlara, “ne cevap versem” diye tıkanıp kalıyorsunuz o anda. İnanın onlara cevap vermek için aradığınız kelimeler, dünyanın en zor bilmecesinden daha zor. Bir insan olarak mantıklı cümleler bekliyorsunuz karşınızdan. Kendinizi de, cevabınızı da ona göre ayarlıyorsunuz. Ama bir de bakıyorsunuz gibi, o kadar mantıksız cevaplar geliyor ki haksız olan taraftan, ne cevap vereyim diye apışıp kalıyorsunuz.
Sözü fazla uzatmaya hacet yok, şunu unutmayalım ki her zaman haklı olmaya mecbur değiliz. Haklı olmak adına mantıksız, saçma cevaplar üretmek, bizi ancak komik ve güç duruma düşürüyor, benden söylemesi…
Yanlışlığını kabul etmeyen kişi, hayattan tecrübe de kazanmıyor demektir. Hayattan tecrübe kazanmayan kişinin ise, ne yazıktır ki bu yaşamda başarılı olması da mümkün değil.
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
