Hayallerimiz…
Çocuk ilköğretim yedinci sınıftaydı. Öğretmeni ona, “büyüdüğün zaman ne yapmak istiyorsun, ilerde ne olmak istiyorsun, bu konuda bir kompozisyon yaz getir” diye bir ödev verdi çocuğa. Çocuk bütün gece oturup düşündü, hay
Çocuk ilköğretim yedinci sınıftaydı. Öğretmeni ona, “büyüdüğün zaman ne yapmak istiyorsun, ilerde ne olmak istiyorsun, bu konuda bir kompozisyon yaz getir” diye bir ödev verdi çocuğa.
Çocuk bütün gece oturup düşündü, hayaller kurdu gelecekle ilgili ve ne istediğine karar verdi. Günün birinde büyük bir at çiftliğine sahip olmayı istiyordu o. Bu hayalini anlattığı tam yedi sayfalık bir kompozisyonu kaleme aldı bir gecede. Bunu da büyük bir mutlulukla yaptı. Yazdıkça hayallerinin gerçekleştiğini gördü kafasında, mutluluğu daha da bir arttı. Hatta o kadar çok istedi ki bu at çiftliğini, en ince ayrıntısına kadar kompozisyonda anlattı da bunu. Bu da yetmezmiş gibi, düşündüğü iki yüz dönümlük çiftliğin krokisini de tek tek çizdi ödevine. Binaların, ahırların, koşu yollarının yerlerini bir bir gösterdi.
Ertesi gün bu yedi sayfalık ödevini büyük bir mutlulukla öğretmenine sundu çocuk. Aslında öğretmenine sunduğu bu ödev, çocuğun yüreğinin, heyecanlarının, umutlarının sesiydi...
İki gün sonra çocuk ödevi öğretmeninden heyecanla geri aldı. O da ne!? Öğretmeni kâğıdın üzerine kırmızı kalemle kocaman bir sıfır yazmasın mı..? Şaşırıp kaldı çocuk. Ne olduğunu anlayamamıştı ki, sıfırın yanında, “dersten sonra beni gör” uyarısını gördü. Çocuk, heyecanını kaybetmiş, umutları kırılmış bir vaziyette doğruca öğretmeninin yanına vardı.
Öğretmenine, “neden sıfır aldım öğretmenim?” diye merakla sordu.
Öğretmeni, “bu ödev senin yaşında birisi için hiç de gerçekçi olmayan bir hayal” dedi ve devam etti, “paran yok, gezgin bir aileden geliyorsun, at çiftliği kurmak çok büyük bir para ister, önce araziyi satın alman lazım, ardından da damızlık hayvanlar satın almalısın, bunu başarman imkânsız, şimdi, eğer ödevini gerçekçi hedefler belirledikten sonra yeniden yazarsan, o zaman notunu tekrar gözden geçirebilirim.”
Çocuk evine döndü, üzgündü. Uzun uzun düşündü. Ne yapması gerektiğini babasına sordu.
Babası, “bak oğlum,” dedi,”bu senin için oldukça önemli bir seçim olacak, bu konuda kararını kendin vermeli ve sonuçlarına da katlanmalısın…”
Çocuk tam bir hafta düşündü ve ödevinde hiçbir değişiklik yapmadan olduğu gibi öğretmenine yeniden götürdü.
Ve öğretmenine şöyle dedi ödevini verirken, “öğretmenim, siz verdiğiniz notu değiştirmeyin, ben de hayallerimi…”
Yıllar sonra bu yedinci sınıf öğrencisi çocuk, gerçekten de iki yüz dönümlük araziyi satın aldı, üzerine de at çiftliği inşa etti ve bin metrekarelik evinde yaşamaya başladı…
Bu hikâyenin gerçek hayattan alınmış olduğunu hatırlatmak isterim size…
Seneler önce öğretmenine geri verdiği ödevi ise, evinin şöminesinin üzerinde hala asılı durmakta…
Yıllar önce mecliste yaşanan bir tartışmayı hatırlıyorum. Meclis kürsüsünde rahmetli başbakanlardan Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN vardı, meclis sıralarında ise yine eski başbakanlardan Bülent ECEVİT oturmaktaydı. Erbakan yine bildik üslubu ile üniversitede ders verir gibi konuşuyor ve mealen şöyle diyordu hem Ecevit’e, hem de diğer milletvekillerine: “Bana hayalci diyorsunuz, anlattıklarıma gülüyorsunuz, projelerimin birer hayal ürünü olduğunu söylüyorsunuz, doğrudur, bunlar benim, ülkem için kurduğum projelerim, hayallerim. Şunu unutmayın ki, bir insanın hayali olmazsa umudu da olmaz. Keşke sizlerin de mutlu olacağınız hayalleri, umutları olsa. Hayal dünyası geniş olan insan, unutmayın ki akıllı insandır…”
Hatırlarsınız, 1960’lar Amerika’sı insan hakları, insanlık onuru, eşitlik ve özgürlükler açısından bir hayli kötüydü. Zencileri insan yerine koymuyorlar, onları dışlıyorlar, aşağılık muamelesinde bulunuyorlardı. Buna karşı zenci bir lider olan Dr. Martin Luther KING, milyonlarca Amerikalıya tadı bugün dahi unutulmayan tarihi bir konuşma yaptı. Yapmış olduğu o tarihi konuşmaya, “Bir Hayalim Var…” diye başlıyordu Dr. Evet, bir hayali vardı ve Barak OOBAMA ile bu hayaline bir nebze olsun yaklaşmış görünüyor Dr. KING...
Bu ülkede ise milyonlarca İmam hatip mezunu genç varken, her ne hikmetse yıllarca önleri kasıtlı olarak kesildi. Siyasette, kültürde, ekonomide, devletin yüksek her kademesinde kimliklerini, geçmişlerini yıllarca gizlemek zorunda kaldılar. Onların da bir hayali vardı ve yükselerek devletin en yüksek kademesine kadar gelebilmek, ülke insanlarının kafasında oluşmuş olan yanlış algıyı kırmak. Görünen o ki şimdiki başbakan ve cumhurbaşkanı üzerinden bu hayallerine oldukça yaklaşmış bulunuyorlar. Algı hala tam anlamıyla kırılamamış olsa da, devletin en yüksek kademesine gelmek suretiyle çoğunu başarmış durumdalar.
Fatih’in hayali Konstantin’i fethederek İstanbul yapmak, tarihin akışına yön vermekti. Bunu daha 12-13 yaşlarında hayal eden Fatih, yirmili yaşlarında da fethi başardı. O koskoca sultan olmasına rağmen bu amaç için kimlerle baş etmedi, uğraşmak zorunda kalmadı ki…
Şunu unutmayalım ki, hayaller insanı kamçılayan en önemli öğelerdir…
İşin başka bir boyutu daha var. Biz gençlerimize, “hayal kurmayın, hayal perest olmayın, hayatın gerçeklerini görün” diye öğütler verip hayal kurmayı yasaklarken, elin oğlu hayalden milyarlarca dolar para kazanmaya başlayalı yıllar oldu. Hayal, Amerika’da bir sektör haline geleli seneler oldu. Hayallerini dünyaya pazarlıyorlar ve bundan da yüklüce para kazanıyorlar…
Evet, bir insanın en değerli hazinelerinden birisidir hayali. Hayali olmayan bir insanın, yaşam felsefelerinden biri ve hatta en önemlisi eksik demektir. Şu, gençlerin en çok izledikleri, hayran kaldıkları macera-kurgu filmlerine bir bakın lütfen; Narnia, Yüzüklerin Efendisi, Harry Potter, Avatar, Süpermen, Batmen… Kabul etmeseniz de bu bir gerçek. Bu filmler, dünyada gençler tarafından en çok izlenen, serisi heyecanla takip edilen filmler değil mi? Bu ve buna benzer filmler gişe rekorları kırmıyor mu yıllarca… Hala da öyle… Bütün bu filmlerin senaryosu, hikâyesi tamamen hayal ürünü. Biz gerçek kahramanlarımızı
tanıtamazken dünyaya, pazarlayamazken, adamlar hayallerini gerçek diye takır takır satıyorlar, farkında mısınız?
Bir zamanlar, ben daha gençken sinema salonlarını Starwars(yıldız savaşları) ve uzaylı bir yaratığın dünyaya gelişini anlatan E.T türü filmler işgal etmişti, biz de bu harika filmleri ağzımız açık izlemiştik. Hatta birkaç defa birden izlediğimizi de hatırlıyorum.
Resim, müzik, roman, hikaye, heykeltıraşlık… hayal dünyası, kurgusu geniş olanların meslekleridir. Hele bir de hayallerimizi bu sanatlara aktarabilir, göreceli hale getirebilirsek, dünya çapında bir başarıyı da yakalamış oluruz.
Hayal kurun lütfen, hayal kurun… Göreceksiniz ki en mutlu anlarınız, hayal kurduğunuz anlar olacak. Ulaşamadığınız tüm hedeflerinize hayallerinizle ulaştığınızı, mutluluğun doruklarına gezindiğinizi hissedeceksiniz. İnanın bana, sizden başka kimsenin girmediği, giremediği, müdahale etmediği, edemediği, sadece, ama sadece sizin hükümranlık alanınız burası.
Lütfen çocuklarınızı da engellemeyin hayal kuruyor diye, bırakın kursunlar. Hatta hayallerini genişletmek, gerçekleştirmek için imlanlar verin onlara.
Göreceksiniz ki, kazanan siz ve çocuklarınız olacak…
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
