Hepimiz Kaybediyoruz.
Geçen hafta yaşananları gördünüz, Türkiye bir anda ve yeniden kaos ortamına sürüklendi. Ortalık kan gölüne döndü. Her şey gözlerinizin önünde olup bitti. Televizyon ekranlarında ya da webtv’lerde kargaşayı canlı izlemeni
Geçen hafta yaşananları gördünüz, Türkiye bir anda ve yeniden kaos ortamına sürüklendi. Ortalık kan gölüne döndü. Her şey gözlerinizin önünde olup bitti. Televizyon ekranlarında ya da webtv’lerde kargaşayı canlı izlemeniz, kendinizi sanki olayların içindeymişsiniz gibi hissetmeniz mümkündü. Yıllar sonra ne yazık ki birçok şehirde yeniden olağanüstü hal ilan edildi. Bu, olayların ne kadar ciddi boyutlarda olduğunu, burda durmayacağını da gösteriyor. Ay ışığı, Sarıkız, Ergenekon, Gezi olayları, 17 Aralık derken nur topu gibi bir de IŞİD ve Kobani kalkışmamız oldu. Hayırlı olsun(!) CNN gibi haysiyetsizlerin, ondan geri kalmayan paralelcilerin gazete, internet sitesi ve televizyonları yurt dışına olumsuz görüntü servis etmekte adeta yarış içindeydiler. Görüntülere bakılacak olursa, Türkiye iç sorunlarıyla uğraşan, halkına eziyet eden, iç savaşın olduğu üçüncü dünya ülkesiydi. Beklentiye giren kökü dışarıda ve içerde bir takım mihrakların bir kez daha Türkiye’nin imajını zedelemeyi, ekonomik darboğaza sokmayı, yine ve yenden ABD ve Batının güdümüne almayı hedefledikleri belli. Sınırlarımızda, irademiz ve istemimiz dışında gelişen olaylar nedeniyle bir takım kendini bilmez densizler, ülkemizden hesap sormaya kalktılar. İlla ki başarılı olamadılar, olamayacaklar da. Çünkü biz güçlü bir devletiz, onlarsa terör örgütü.
Yalnız unutmamak gerekir ki asla pes etmeyecekler, buldukları her boşluğu doldurarak ülkeye zarar vermek isteyeceklerdir. Yeni, belki de daha acı bir senaryonun kurbanı olmak üzereydik. Defalarca akıl, mantık, duygusal, sabır testlerinden geçirilen ülkemiz, yeni bir deneye tabi tutuldu. Bunu da başardık, ama, bence sorun bu değil.
Artık meseleyi kökünden çözme vakti gelmedi mi?
Neden bu tür olayların istihbarat bilgisi önceden alınmaz ve tedbirsiz yakalanırız, anlamak mümkün değil? Mit Müsteşarı Hakan Fidan’ın iyi bir bürokrat olduğuna dair kamuoyunda oluşmuş izlenim, görüyorsunuz, birçok defa zafiyete uğradı. Karışık Ortadoğu coğrafyasında kendi senaryosunu oynamak isteyen Türkiye’ye, işbirliği yaptığı güya müttefik ülkelerin istihbarat paylaşımında bulunmadığını, yanlı ve yanlış bilgilerle bizleri yanılttıklarını, dost davranmadıklarını düşünüyorum. En azından yaşananlar bunu gösteriyor. Yapılması gereken, kendi istihbarat ağımızı genişletmek, hareket kabiliyetimizi daha da hızlandırmak, seri düşünme kapasitemizi artırmaktır.
Bizlere yaşattırılanların birden çok gayesinin olduğu gerçek. Bunlardan birisinin de Kürt-Türk, Türk-Arap kardeşliğini baltalamak olduğu da gün gibi aşikar. Kargaşayı izlerken Kürtlerin de, Türklerin de birbirlerine olan nefret katsayısının arttığını görüyorum. İstenilen bu, ama yine de görüyor ve korkuyorum. Bu sorun çözülse bile oluşmuş önyargıların kısa vadede kırılması çok zor. Burada pek çok suçlu var.
Osmanlıyı parçalayarak içinden birçok devletçik çıkartan Avrupa’nın, yıllarca Araplara, “Türkleri sırtınızdan attınız, iyi oldu, sizleri sömürüyordu zaten” dediklerini, Türklere ise, “Arapları yeteri kadar sırtınızda taşıdığınız yeter. Sırtınızdan bir kambur attınız.” söylediklerini biliyoruz. Aynı senaryo bir kez daha, Kürtlerle Türkler üzerinde oynanıyor. Ve biz Ortadoğu halkları, böyle giderse aptal gibi hep bu tuzağa düşeceğiz. Birbirimize olan güven sıfırın altına indi nerdeyse. Unutmamak gerekir ki, bu coğrafyada yaşayan herkes birbiriyle akraba, kardeş. Kürt, Türk, Arap, Çerkez, hatta Ermeni, Rum… Kim kökeninden emin olabilir ki? Unutmayalım ki, biz ancak birlikteysek güçlüyüz.
Olayların sürekli Ortadoğu coğrafyasında olmasının sebebi de bu değil mi zaten; biz akrabaların aynı coğrafyada, farklı isimler altında, birbirinden ayrı yaşaması. Birimize Kürt, birimize Türk, birimize Arap, Ermeni, Çerkez, Rum demişler. Halbuki kullandığımız pek çok kavram, alet edavat, yer isimleri bile aynı kökten çıkma, birbirine çok yakın. Suni sınırlarla bölünmüş coğrafyanın bir araya gelmesinden, sınırların kalkmasından, her şeye rağmen kucaklaşmamızdan Batı ve ABD korkuyor. Bu, onların menfaatlerine zarar verdiği gibi, bizim menfaatimize. Adamlar dünyanın öbür ucundan kalkıp geliyor, senin coğrafyanda, senden izinsiz, senin aleyhine at koşturuyor, bölgeyi, kendi menffatine göre dizayn etmeye çalışıyor. Var mı böyle bir şey?
Oluşturulmaya çalışılan kaos ortamının bir diğer hedefinin ise, 2015 seçimleri olduğu biliniyor. Böylesine güçlü bir hükümetle Ortadoğu’yu kontrol edemeyeceğini anlayan ABD ve Batının hedefinde Türkiye var. Daha önce bir çok defa denedikleri gibi, güçlü hükümeti yıkmak, kendi kontrollerinde yeni bir hükümet kurmak istedikleri aşikar. Yaşı yetenler, bundan önceki hükümetleri hatırlayacaklardır. Başbakan Ecevit’in, ABD başkanı Bill Clinton önünde, birkaç milyon dolar borç alabilmek için, el pençe durduğunu, iki büklüm halini nasıl unutur bu hafızam. Görmek istedikleri Türkiye manzarası işte bu. Karşılarında itiraz eden, yanlışlarını suratlarına vuran, ben de varım diyen bir ülke değil, şartlarını kabul eden, piyon gibi oynadıkları, itiraz etmeyen bir Türkiye görmek istiyorlar. Meselenin özü bu. Sanmayın ki bu olayların arkasında Avrupa, ABD yok. Hem de yaşananların tam göbeğindeler. Suriye ve Irak’ta yabancı ajanların cirit attığını herkes biliyor.
Peki, ana muhalefetin savaş çığırtkanlığına, kaos beklentilerine, buradan iktidar yolu ummalarına ne demeli? Hükümet olmak için her yol mübah; acayip bir muhalefet anlayışı değil mi? Ana muhalefet, on yılar önce olduğu gibi hala İttihatçı mantıkla hareket ediyor; kendi iktidarımız için devletin bekası feda edilebilir. Bu mantıktan ne devlete, ne millete, ne de insanımıza fayda çıkar. Bırakın faydayı, bizi batırır. Bu, küçük olsun, benim olsun mantığından başka bir şey değil. Bu, Es’at mantığı. O da küçük, güçsüz, halkı ezen, dünyadan kopuk, ama benim Suriye’m, demiyor mu?
Bu arada paralel çeteyi de unutmamak gerekiyor. IŞİD, PKK ne kadar tehlikeliyse, the cemaat de en az onlar kadar tehlikeli. Hatta daha fazla. Neden mi? Çünkü onlar görünmeyen, içimize kadar girmiş, bizimle dost-kardeş olmuş bir tehlike.
Bütün bu kaos ortamından ülke kaybetmiyor mu? Biz kaybetmiyor muyuz? Gözünü bize dikmiş mazlumlar kaybetmiyor mu? Bize abi diyen Türki devletler kaybetmiyor mu? Hepimiz kaybediyoruz.
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
