DOLAR49,45
EURO55,62
BITCOIN4.006.647
7° KAYSERİ
Üst banner
K
Konuk Yazar
07 Haziran 2013 · 520 okunma

Kiminin Kaybı, kiminin Kazancı…

Önceki gün televizyon kanallarından birinde izledim. “Göçük altında kalanların artık yaşaması mümkün olmadığı düşüncesiyle yetkililer atıkları kaldırıyor” diyordu haberde. Ardından da, atıkların döküldüğü beton yığınları

Önceki gün televizyon kanallarından birinde izledim. “Göçük altında kalanların artık yaşaması mümkün olmadığı düşüncesiyle yetkililer atıkları kaldırıyor” diyordu haberde.

Ardından da, atıkların döküldüğü beton yığınlarının üst üste yığıldığı yerleri gösterdi televizyon kanalı.

Yani, şehrin çöplüğünü…

Fakir fukara çocukları üstleri başları kir pas içinde bulabildiklerini satıp para kazanmak için deprem atıklarını, beton yığınlarını karıştırıyorlardı.

İçim bir tuhaf oldu. Yaşamını yitirenleri düşündüm bir anda, kahroldum…

Depremde varını yoğunu kaybedenlerin, kaybettiklerini bulup satmak için çocuklar cirit atıyordu o tozlu beton yığınlarının üzerinde.

Sanki, daha birkaç gün önce deprem olmamış gibi…

Sanki, gezindikleri o beton yığınlarının altında birilerinin acı-tatlı hatıraları yokmuş gibi…

Ne hazin bir tablo diye düşündüm, kiminin acısı, başka birilerinin mutluluğu olabiliyordu işte…

Molozları karıştıran çocuklardan biri, yığınlarının arasından bulup çıkardığı evli bir çiftin fotoğrafını tutuyordu elinde. Çift göğüs göğüse vermiş, birbirlerinin ellerinden tutmuşlar, gözlerinden mutluluk kıvılcımları saçarak en mutlu anlarını kalıcı kılmak için fotoğrafçıya gülümsüyorlardı. Ne kadar da mutlu görünüyorlardı o anda fotoğrafta…

Şunu anladım ki, aslında onların gülümsedikleri fotoğrafçı değil, umutla baktıkları hayattı, gelecek günler adına yaşayacakları yıllardı…

Ama artık yoklardı….

Hırsız bir müteahhidin doyma bilmez hırsının gazabına uğramışlardı bilmeden. Onlar farkında olmasalar da aslında hırsız müteahhit iyi biliyordu, bir gün ansızın gelen ölümün hiç beklemedikleri bir anda onların kapısını çalacağını, mutluluklarını, hayallerini, umutlarını yarım bırakacağını.

Müteahhit biliyordu, inşaatın yarım olduğunu, malzemeden çaldığını…

İnşaatı denetlemesi gereken yetkililer de biliyordu, müteahhittin hırsızlık yaptığını. Bile bile göz yummuşlardı işte, molozların altında kalanların hayatlarını çaldıklarını.

Çöplüğü karıştıran başka bir çocuğun elinde ise bir cüzdan vardı. Cüzdanı kameranın önünde açınca ön tarafına yerleştirilmiş üç resim dikkatimi çekti birden.

Anne, baba ve bir çocuk…

İşte erkenden sönen üç hayat daha…

Üç yaşamda yok artık. Onlar da toprağın kara bağrına erken gömülmüşlerdi anlaşılan.

Kimbilir ne kadar da mutlu bir yaşamları vardı. Gelecek adına ne hayalleri, ne beklentileri, ne umutları vardı hayattan.

Ama aynı hırsız müteahhit ve yeterli denetleme yapmayan devlet görevlileri, onların evlerinden sadece malzeme değil, hayatlarını da çaldı aslında, yaşamlarını da yok etti o kanlı elleriyle…

Bu kader olmamalı…

Bilerek ve isteyerek malzemeden çalıp insanları depremle baş başa bırakmak kader olmamalı…

Ne umutları kaldı geride insanların, ne hayalleri, ne de yaşayan tenleri, beton yığınlarının altında...

Hiç biri yok artık.

Başka bir çocuk ise çöplükten bulduğu bir şeyi göğsüne bastırmış bir vaziyette oradan hızlıca kaçıyordu. Muhtemelen maddeten çok değerli bir şeyi bulmuştu ve kimseyle de paylaşmak istemiyordu.

Ne tuhaf değil mi?

Depreme kadar geleceğiniz adına biriktirdiğiniz, kara günler için bir kenara koyduğunuz paranız, mücevheriniz, ziynet eşyanız… Her ne varsa bir başkasınındı artık bundan sonra.

Ve siz yoksunuz.

Sizin için artık anlamsız olan şey, bir başkasının mutluluk kaynağı, yaşam sevinci…

O zaman hayatta lazım olur düşüncesiyle bir kenara koyduğunuz birikimleriniz neye yarar ki…

Mevlana hazretleri boşuna dememiş, “malım dediğiniz şey, yediğiniz-içtiğiniz ve üzerinize giydiğiniz eşyalarınızdır” diye.

Ne kadar da haklıymış öyle değil mi.

Burdan öte dünyaya götüreceğiniz tek şey, bu dünyada iken yaptıklarınızın karşılığı olan kazanımlarınızdır ancak, başka bir şey değil.

Ben bu depremde bu acı gerçeği bir kez daha teyit ettim, sizi bilmem…

Paylaş X Facebook

Yorumlar 0

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Detaylar için Çerez Politikası.