BIST11.722
DOLAR49,45
EURO55,62
ALTIN6.633
BITCOIN4.054.869
14° KAYSERİ
Üst banner
K
Konuk Yazar
07 Haziran 2013 · 571 okunma

Korkuyorum…

Markete giriyorum alış veriş yapmak için, raflar tıklım tıklım, ne ararsanız var, ihtiyacınızdan çok daha fazlasıyla dolu. İnsanlar kalabalık, hemen herkesin elinde sepetler var, alış veriş yapıyorlar. Bazı sepetlere bak

 

Markete giriyorum alış veriş yapmak için, raflar tıklım tıklım, ne ararsanız var, ihtiyacınızdan çok daha fazlasıyla dolu. İnsanlar kalabalık, hemen herkesin elinde sepetler var, alış veriş yapıyorlar. Bazı sepetlere bakıyorum, içleri tepeleme dolu. Dikkatimi çekiyor, peynir almışlar mesela, çeşit çeşit. Yağlı peynir, yağsız peynir, kaşar peyniri, krem peyniri, tulum ve hatta üçgen peyniri bile var sepetin birinde. Zannedersem ev ahalisinin zevkine göre alınmış olmalı. Öyle ya, herkesin peynir zevki farklı. Şarküteri reyonuna ilerliyorum, gözüm farklı kalite ve çeşitteki zeytinlere takılıyor. O arada müşterinin birinin siyah ve sarı olmak üzere iki çeşit zeytin aldığını görüyorum.  O da sabah kahvaltısında farklı zeytin yemekten zevk alan birisi olmalı. Bu sefer bir bayan dikkatimi çekiyor, sucuk, salam, sosis ve pastırma tarttırıyor görevliye. Ekmek reyonunda yine her çeşit ekmekler, börekler, çörekler, pastalar sizin beğeninize sunulmuş durumda. Helvalar, reçeller, çerezler hariç…

Aklıma Afrika, Somali, Myanmar, Filistin, Suriye, Afganistan geliyor birden, korkuyorum…

Bu kadar çeşitlilik, bu kadar harcama, ihtiyaçtan fazla alınan gıdalar, elbiseler, gömlekler, tişörtler korkutuyor, ürkütüyor beni.

Biliyorum, ihtiyaçtan fazla alınan gıdalar tüketim süresini doldurunca çöpe atılacaklar. Mesela sofraya konan peynirin hepsi yenmeyecek, alınan farklı ekmeklerin sadece tadına bakılıp poşete yerleştirilecek, sucuk, salam, sosis mutlaka artacak ve dökülecek. Zira ihtiyaçtan fazlasının alındığı aşikar. 

Komşularımın çöp sepetine attıkları ekmekler dikkatimi çekiyor. “Neden?” diye sorduğumda, “çocuklar taze ekmek yemeyi seviyor” diyor, kendince doğal bir açıklama yaptığına inanarak.

Geçenlerde annem, gençlik yıllarından kalma ve adına “ekmek aşı” dediği, sadece ekmek artıklarından oluşan bir yemek yaptı,

parmaklarınızı yersiniz. O yokluk çekmiş zamanında, sıkıntıyı, darlığı, parasızlığı, başkasına muhtaç olmayı görmüş. Bunların ne menem bir şey olduğunu iyi bildiğinden, elindekini de en iyi şekilde değerlendiriyor. 

Bu kadar nimet, bu kadar bolluk, bu kadar harcama, bu kadar çeşit… Ve hepsini de alabilecek güçte olmam korkutuyor beni. Belki birileri kızacak ama, evet, hepsini de alabilecek güçte olmaktan korkuyorum. Kazandıklarımda, harcadıklarımda, yediklerimde birilerinin de hakkının olduğunu düşünüyor, ürküyorum.

Derler ki, peygamber efendimiz döneminde akşam yemeğinizin garanti olması zenginliğinizin belirtisidir. Şöyle bir bakıyorum etrafıma da, asrısaadetteki ortama göre hepimiz zengin sayılırız o zaman. 

Yediklerimizde, içtiklerimizde, giydiklerimizde fakirlerin de hakkı olduğunu, bunların hesabının bir gün verileceğini düşünmek zorundayız. Kapitalizm, modernizm daha çok kazanmak adına tüketimi artırıcı kampanyalar düzenliyor, reklamlar yapıyorlar. Onlara kalırsak ihtiyaç dışı bile olsa her şeyi almamız, tüketmemiz gerekiyor.

 Ama ya bir gün bizler de kıtlığa düşecek olursak, buna hazır mıyız acaba?  

Paylaş X Facebook

Yorumlar 0

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Detaylar için Çerez Politikası.