DOLAR49,45
EURO55,62
BITCOIN4.011.944
9° KAYSERİ
Üst banner
K
Konuk Yazar
07 Haziran 2013 · 767 okunma

Kovboy filmlerinin perde arkası

Yaşı kırkı geçenler çok iyi hatırlarlar… Bizim çocukluk ve gençlik zamanlarımız televizyonların Türkiye’de yeni yeni yaygınlaşmaya başladığı, evlerimizin en nadide köşelerinde değerli bir misafir gibi yerleştiği dönemler

Yaşı kırkı geçenler çok iyi hatırlarlar…

Bizim çocukluk ve gençlik zamanlarımız televizyonların Türkiye’de yeni yeni yaygınlaşmaya başladığı, evlerimizin en nadide köşelerinde değerli bir misafir gibi yerleştiği dönemlere rastlar.

Kanallarda çokça siyah beyaz Amerikan kovboy filmleri oynardı.

Filmlerde “beyaz adam” hep iyiydi, Kızılderililer ise kötü. Beyaz adam sürekli Kızılderili öldürürdü, bizler de sevinirdik. Sevinirdik çünkü dünyamız, bizlere kötü olarak gösterilen Kızılderililerden temizleniyordu…

Kızılderililer vahşiydi, medeniyetten anlamazdı, insan eti yerlerdi, o yüzden temizlenmeliydi. Televizyonlar öyle söylüyordu. Yaralanan bir Amerikan kovboyuna üzülürken, öldürülen yerlilere hep sevindik…

Oynadığımız kovboyculuk oyunlarında herkes Beyaz Adam rolüne soyunurken, kimse Kızılderili olmak istemezdi. Zira Kızılderili demek, kötü adam demekti…

Çok sonraları Rambo filmleri çıktı piyasaya. Rambo, Kamboçya’daki esir Amerikan askerlerini kurtarmak için tek başına üstün bir cesaret örneği sergileyerek Vietnam’a gider, orduları yener ve esir askerleri kurtarırdı. Rambo ile birlikte bizler de büyük bir heyecanla suçsuz(!), günahsız(!), zavallı(!) Amerikan askerlerinin kurtarılmasını izler ve dualar ederdik içimizden, Rambo’ya ve Amerikan askerlerine bir şey olmasın diye.

Televizyonlar sayesinde biliyorduk ki Amerika Kamboçya’ya insanlık adına, medeniyet adına, özgürlük adına gitmişti...

O yüzden bildiğimiz doğrular adına Amerika’yı destekledik hep…

1980’li yıllarda hükümet Amerika’dan maddi yardım talep eder. Amerikan başkanı da kabul eder. Hatta paranın miktarını sormaz bile. Ancak bir şartı vardır başkanın. O zamana kadar yasak olan Amerikan menşeli filmlerin TRT’de yayınlanmasının önündeki engellerin kaldırılmasıdır şartı.

Amerika ne iyi bir devlettir…

Hükümet bunda bir sakınca görmez ve maddi yardım karşılığında Amerikan filmlerine konan yasak hemen kalkar…

Sonra TRT’de, ardından da zamanla sayıları hızla artan özel televizyon kanallarında bolca Amerikan kaynaklı filmler izlemeye başlarız…

Şimdi düşünüyorum da, adamlar sinema sektörünü kullanmak suretiyle yıllar önce kültür erozyonun planlarını yapmışlar ve tüm dünyaya uygulamışlar. Zamanla tüm dünyayı kandırmayı başarmışlar…

Kültür erozyonu, aslında sömürgeciliğin öncü kuvvetiymiş…

Örneğin Amerika’yı İspanya’dan, Portekiz’den, Fransa’dan ve İngiltere’den kaçan kanun kaçaklarının, korsanların kurduğunu yıllar sonra öğrendiğimizde, ağzımız bir karış havada kaldı…

Kovboy filmlerinden hatırladığımız ve bizlere iyi adamlar olarak yutturulan medeni(!)beyaz adamların, kabileler ve aşiretler halinde yaşamlarını sürdüren yaklaşık iki buçuk milyon Kızılderili’nin ortaya çıkardıkları zenginliklere zorla el koyarak kısa sürede zenginleştiklerini öğrendik zamanla… Şaşkınlığımız daha da arttı…

İşin daha da kötüsü, Kızılderililer vatanlarının işgal edilmesine karşı direnirken, İngilizler(şimdiki ABD’nin dedeleri) bir Kızılderili tutsağı ya da kafa derisi getiren herkese 40 İngiliz Sterlini verileceği ilan ediyordu. Bu ödül kimi zaman 100 İngiliz Sterlini´ne kadar yükseltilirken, kadın ve çocuk kafatası derileri için de ödülün yarısı ödeniyordu. "Beyaz Adam"ın, binlerce kilometre öteden gelmiş ve Amerika’yı, binlerce yıldır üzerinde yaşayan yerli halkın elinden zorla aldığını da öğrendik...

Amerika’da, vatanlarından/yurtlarından zorla kopartılan zencilerin köle pazarlarında medenilik adına satıldıklarını da öğrendik…

ABD aynı yalanları hala uyguluyor ve ne yazıktır ki bazı kafalarda haklılık da buluyor.

Irak işgalini güya ne için yaptı; özgürlük için. Ne getirdi; kan ve gözyaşı…

Afganistan işgalinin göstermelik sebebi de aynıydı… Bugün gelinen noktada Afganlıların pek çoğu ya esrar üreticisi ya da tüketicisi…

Somali’ye ise, Somali halkının bütün tükenmişliğine rağmen gücü yetmedi şimdilik…

İran’dan ise çok başarısız bir operasyonla kaçmak zorunda kaldı…

Dedeleri kanun kaçakçısı, korsan olan, kültür anlayışı bu düşünce üzerine bina edilen bir milletten başka ne beklenir ki… Amerikan sistemi/düşüncesi tüm dünyayı gözü aç bir mirasyedi gibi tek başına hızla tüketiyor. Yarına insanlık adına bir şey bırakmayacaklar gibi…

Şu bir gerçek ki; savaş, kan ve gözyaşı olmadan bu devlet ayakta duramıyor…

Yeri gelmişken son Kızılderili şefinin sözünü buraya bir daha eklemek istiyorum izninizle…

”Beyaz adam, annesi olan toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne, alınıp satılacak, işlenecek, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar. Onun bu ihtirasıdır ki, toprakları çölleştirecek, her şeyi yiyip bitirecektir. Biz Kızılderililer, beyaz adamın kurduğu kentleri de anlayamayız. Bu kentlerde huzur ve barış yoktur. Beyaz adamın kurduğu kentlerde, bir çiçeğin taç yapraklarının açarken çıkardığı tatlı sesler, bir kelebeğin kanat çırpınışları duyulmaz. SON IRMAK KURUDUĞUNDA, SON AĞAÇ YOK OLDUĞUNDA, SON BALIK ÖLDÜĞÜNDE, BEYAZ ADAM PARANIN YENMEYEN BİR ŞEY OLDUĞUNU, İŞTE O ZAMAN ANLAYACAKTIR.

Paylaş X Facebook

Yorumlar 0

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Detaylar için Çerez Politikası.