Memur-Sen…
Öncelikle Memur-Sen’i tebrik etmek istiyorum. Kamu görevlileri için uygulanan mevcut kılık kıyafet dayatmasına karşı yürüttüğü sivil itaatsizlik eylemini önceki günlerde ulusal pek çok gazete köşe yazarları da kaleme ald
Öncelikle Memur-Sen’i tebrik etmek istiyorum.
Kamu görevlileri için uygulanan mevcut kılık kıyafet dayatmasına karşı yürüttüğü sivil itaatsizlik eylemini önceki günlerde ulusal pek çok gazete köşe yazarları da kaleme aldı. Kanaatimce bu, Türkiye açısından tarihi önemde bir “sivil itaatsizlik” eylemi diye düşünüyorum. Tarihçiler ve tarihe merak duyanlar bileceklerdir; sivil itaatsizlik anlamında hafızalarda derin izler bırakan Sokrates'ten Gandhi'ye, Thoreau'dan Martin Luther King’e kadar pek çok çoğunun şahitlik edeceği, “evet budur” diyeceği bir özgürlük, hak arama eylemdir bu. İddia ediyorum ve Memur-Sen’i yakından tanıyan bir kişi olarak diyorum ki, kurulduğu günden bu güne kadar geliştirdikleri hiçbir eylem bu kadar anlamlı, halkı kapsayıcı ve derinlikli değildi. Gerek ülkemizde ve gerekse uluslararası bazda pek çok STK, sivil itaatsizliğin ne demek olduğunu, nasıl yapıldığını Memur-Sen’den öğreneceklerdir bundan sonra. Kanaatimce bu eylem sadece Türkiye’de değil, dünya çapında literatüre girecek bir direniş efsanesidir. Hatırlarsınız, "özgürlük için 10 milyon imza kampanyası"nın devamında 18 Mart'tan itibaren tüm kamu alanlarında 12 Eylül darbesinin kurumsallaştırdığı kıyafet yönetmeliğine karşı Memur-Sen bir itaatsizlik eylemi başlatmıştı, hala devam ediyor. Memurlar tarafından önce, “acaba olur mu?” şüphesiyle karşılanan, çekinceler yaşanan bu direniş, zaman ilerledikçe daha çok katılımın olmasıyla, farklı sendika üyeleri pek çok memurun da katılımıyla devam ediyor. Yetkililer, "Eylem kararımızın başlangıcı var sonu yok, sorun çözülünceye kadar devam." diyor büyük bir kararlılıkla. Hastaneler, okullar, adliyeler, sosyal güvenlik kurumları ve diğer kamu kurumlarında çalışanlar, sonuçlarını baştan göze alarak darbe yönetmeliğini kanunsuz ama hukuki bir eylemle ihlal ediyorlar, uygulamıyorlar, yok sayıyorlar. Eylemin hedefi olan ve 1982'de yürürlüğe giren ve hala uygulanan, "Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetine Dair Yönetmelik" çok tuhaf hükümler ihtiva ediyor. Hatırlarsınız, özellikle 28 Şubat sürecinde gaddarca uygulanan bu yönetmelik tuhaflık ve tutarsızlıklarla doluydu. Bayanlar için, "Etek boyu dizden yukarı ve yırtmaçlı olamaz, baş açık, saçlar düzgün taranmış veya toplanmış..." gibi pek çok hükümler içerirken erkekler içinse inanılmaz teferruatlarla tanımlanan bir bıyık kesim modeli vardı ki, tam komedi. "Bıyık üst dudak boyunu geçemez, üstten alınmaz, alt uçları dudak hizasından kesilir... vs, vs…” Pek çok sıkı sıkıya tarif. Dikkat ettiyseniz kendini "cumhuriyet kadını" olarak tanımlayan kamu görevlilerinin çoğu bu kurala hiç uymaz. Çünkü onlar üstündür; kurallar onlara değil, alt kesimlere uygulanır. Mini etek, keten pantolon, streç, tişört gibi kıyafetler de yasak olmasına rağmen cumhuriyet kadınları buna uymaz ve rahatlıkla giyerler. Lakin iş başörtüsüne gelince tüm kamu idarecileri bir anda aslan kesilirler, kendilerini yönetmeliklerin yerine getirilmesinden sorumlu bakan zannedip, durumdan vazife çıkartırlar. Şimdilerde bayan kamu görevlileri başörtüleriyle görevlerini ifa ediyorlar, erkekler kot pantolonla göreve geliyor, kravat takmıyorlar. Eylemden kimse zarar görmediği gibi, kamu
hizmetlerinin hiç biri de aksamıyor. Çapsız ve ufuksuz İzmir Valiliği haricinde bu haklı eyleme dur diyen şimdilik yok. Ama Vali Bey’in unuttuğu bir şey var; Uluslararası mevzuat, evrensel hukuk ve anayasa karşısında o yönetmeliği uygulama imkânı zaten yok. Bunu neden anlamıyor, anlamak mı istemiyor, birilerine selam mı çakıyor, seçimler yaklaştığı için birilerine siyasi mesajlar mı vermek istiyor, bilemiyoruz. Ama bunun beyhude bir çaba olduğunu, insan iradesinin karşısında kimsenin duramayacağını kendi de biliyor.
Benim anlamadığım kendilerini güya özgürlükçü ilan eden sol Konfederasyonlar ile sağ tandansta yer alan ve üyelerinin çoğu başörtülü olan diğer konfederasyonlar neden bu eyleme destek vermiyorlar. Özgürlük, dayanışma, ortak hareket herkes için gerekli değil mi? %100 haklı bir talepte bile bir araya gelinemiyorsa, ortak hareket edilemiyorsa, bu sendikalar ne işe yararlar? Neden varlar?
Ardından da sendikalar şu soruyu soruyorlar: “Kamu çalışanlarının %50-60 civarı neden herhangi bir sendikaya üye olmuyorlar?” Oldukça büyük bir rakam değil mi? Üyelerden daha çok hiçbir sendikaya üye olmayan memur kesimi daha fazla.
Bu sorunun cevabı apaçık ortada değil mi? Siz hizmet, eşitlik, özgürlük ve hak arama eksenli bir sendikacılık yapmazsanız, yapanın yanında yer alırsanız, darbecileri alkışlarsanız, ideolojileriniz, siyasi tercihleriniz düşüncelerinizin önüne geçerse, çalışanlar neden üye olsun ki sendikalara?
Belki de diğer sendikalar siyasi ve ideolojik tercihleri sayesinde ayakta durabiliyordur, kimbilir… Yani hedefleri büyümek değil, mevcudu korumak anlaşılan.
Benden söylemesi; bu eylemle birlikte Memur-Sen tüm kamu çalışanlarını çatısı altında toplayacağa, bünyesine katacağa benziyor.
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
