Modelimiz silahlı mücadele mi?
Ortadoğu yeniden şekilleniyor. Yeni süreçte küresel güçler belirleyici olmak isteyecek, ama en büyük rol, bölge ülkelerine düşecek. Türkiye’nin oynayacağı rol hayli önemli. Kendimize bölgeye “model olma” rolü biçmişiz. B
Ortadoğu yeniden şekilleniyor. Yeni süreçte küresel güçler belirleyici olmak isteyecek, ama en büyük rol, bölge ülkelerine düşecek. Türkiye’nin oynayacağı rol hayli önemli. Kendimize bölgeye “model olma” rolü biçmişiz. Bize Batı’nın telkin ettiği model “İslam ile laiklik”in uzlaştırıldığı tecrübe. Suriye ile buna bir yenisi eklendi: Silahlı mücadeleyle yönetim değiştirmek. Benim kanaatim Türkiye’nin modeli bu ikisi de değil. Zamanı gelince İslam-laiklik konusunu müzakere ederiz, ama silahla yönetim değiştirme konusunu vuzuha kavuşturma zarureti var. Bölgedeki bütün ülkelerde rejimler değişecek. Aynı hatayı tekrar etmemeli.
Silahlı mücadele, iç savaş ve sivillerin geniş çaplı zararına sebebiyet veren hak arama yolu veya yönetim değiştirme şekilleri her zaman arzu edilen sonucu vermez. PKK’nın silahlı mücadelesi bunun somut kanıtıdır. Kürtlerin temel ve tabii haklarını teslim edip Türkiye’yi takip ettiği yanlış politikalardan dolayı eleştiren bizlerin üzerinde durduğu husus şu olmuştur: Silahla bir yere varılamaz, sınırlı fayda sağlanabilse de zararı faydasından kat kat fazladır. Aslolan meşru yollardan isteklerin dile getirilmesi, sabırla değişim süreçlerinin işletilmesidir. Bundan her türlü silahlı mücadelenin gayri meşru olduğu sonucu çıkarılmamalıdır. Suriye muhalefetini PKK ile eşdeğerde tutmuyorum. Vurgum yöntemedir.
Ülkesi işgal edilen insanların meşru müdafaa hakları vardır; yurtlarını, namuslarını ve mal varlıklarını korumak üzere savaşmaları farzdır, bu cihaddır. Filistin, Irak ve Afganistan bu kategoridedir. Kırmızı çizgiler, cihadın İslam’ın yasakladığı yol ve yöntemlere dönüşmemesi, sivillerin zarar görmemesi, ele geçirilen düşmana işkence veya müsle uygulanmaması vb. hususlardır.
“Sünni temkin modeli” faydasından çok zarar getirici sonuçları dolayısıyla silahlı ayaklanmadan kaçınır. Yoksa haksızlığa, zulme ve zorba yönetimlere rızayı tecviz etmez. Efendimiz (sas), Mekke’de maddî-askerî bakımdan güçsüz iken gözünün önünde işkence gören sahabeye sabrı ve cenneti tavsiye etmiştir.
Said Nursi, hayır ve fayda görseydi Şeyh Said’in ayaklanmasına katılırdı, bunu yapsaydı -Allahu a’lem- bugün devasa bir Nur hareketi olmayabilirdi. Fethullah Hoca “En kötü idare idaresizlikten, anarşiden iyidir.” der. Bu, Maverdi’den Gazali’ye İslam bilginlerinin hareket noktasını teşkil eder. Zaman zaman güvenliği adaletin önüne geçirip toplumu baskı ve zulümlere karşı pasifleştirici tehlikesi olsa bile, sonuç alınmayacak veya zayiatı fazla olacak bir ayaklanmadan daha hayırlıdır. Rahmetli Necmettin Erbakan, 28 Şubat darbesinin en sıkıntılı günlerinde “Bu müdahale, bizim tarihsel yürüyüşümüzde bir virgül hükmündedir, kimin canı sıkılıyorsa ormana gitsin bağırıp rahatlasın.” demişti. Şiddet yöntemini kullanan İslami gruplar üzerinde çalışan Abdulvahap el Efendi şöyle der: “Despot yöneticilerin hoşlandığı şey, Müslüman muhaliflerin silahı alıp ayaklanmasıdır, çünkü bu sayede onları biçip yok etmek kolay olacaktır.” 1982 Hama’da böyle olmadı mı? 1992’de seçim hakları elinden alınan FİS silaha başvurdu, Cezayir’de 150 bin insan hayatını kaybetti. İyi mi oldu?
“Şii intizar modeli” de silahlı mücadeleye değil sabra, içe kapanıp Mehdi’nin zuhurunu beklemeye dayanır. İmam Humeyni, Şah’ı devirmek üzere halkı gösteri yapmaya çağırdığında şu hususun özellikle altını çiziyordu: “Sakın askerlere kurşun sıkmayın, onlara gül atın.” Milyonlarca insan 1977’nin ortalarından 1979 Şubat ayına kadar gösteri yaptı, kimse eline bıçak almadı. Dahası, çevresindekilerin telkinlerine ve 60 bin kişinin hayatını kaybetmesine rağmen İmam Humeyni “cihad” ilan etmedi. Uzmanların ifadesine göre eğer cihad ilan etseydi, tek bir Şah askeri ve polisi hayatta kalmazdı.
Tunus’ta Nahda ve Mısır’da Müslüman Kardeşler aynı yolu takip etti. Tunus’ta 200, Mısır’da iki bine yakın insan hayatını kaybetti, ama silaha başvurulmadı, sivil gösterilere devam edildi, sonunda zorba yönetimler devrilip gitti.
Türkiye’de Müslümanların yüzyıldır takip ettiği model budur. Tek parti döneminde, darbe zamanlarında insanlar az mı zulüm gördü? Temkin ve sabır yolunu tuttular, ama yılmadılar, kendi geleneklerine göre mücadele ettiler. 28 Şubat’ta Müslümanlar rahmetli Erbakan’ı dinlemeyip silaha başvursaydı, AK Parti ve bugünkü iktidar olur muydu?
Sorumuz şu: Neden kendi asli modelimizi Suriye muhalefetine tavsiye etmedik?
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
