DOLAR49,45
EURO55,62
BITCOIN4.011.944
9° KAYSERİ
Üst banner
K
Konuk Yazar
07 Haziran 2013 · 481 okunma

Nereye gidiyoruz…

Osmanlı imparatorluğu tarihte tam 600 küsur yıl yaşadı. Bu sürede hemen her alanda bir dünya medeniyeti kurmayı da başardı. Fetihçi bir ruha sahiplerdi ama âlimlere, bilim adamlarına da sonsuz derecede saygılı idiler. Fe

Osmanlı imparatorluğu tarihte tam 600 küsur yıl yaşadı.

Bu sürede hemen her alanda bir dünya medeniyeti kurmayı da başardı. Fetihçi bir ruha sahiplerdi ama âlimlere, bilim adamlarına da sonsuz derecede saygılı idiler. Fethettikleri topraklara gerçek manada medeniyet, kalkınma ve ilerleme götürüyorlardı. Osmanlının egemenliği altındaki topraklarda kan ve gözyaşı hiçbir zaman olmadı. Zaten böyle olmasaydı bugün hala aranan, sevilen insanlar da olmazlardı.

 

Batılı bilim adamları çalışmalarını daha özgürce yapmak, emeğinin karşılığını daha cömertçe alabilmek için ya Osmanlı’ya yerleşir, ya da çalışmalarını ilk önce Osmanlıların beğenisine sunardı.

 

O zamanlarda bilimsel çalışmalarda söz sahibi İslam toplumlarıydı. Bilim, kültür, eğitim, sanat, estetik ve sosyal faaliyetler onlardan sorulurdu. Osmanlılarda ya da İslam toplumlarında bilimsel çalışmalarda amaç, tamamen Allah’ın rızasını kazanmak, hiçbir karşılık beklemeden tüm insanlığın hizmetine sunmaktı. İlk aşamada maddi kazanç söz konusu değildi ama illaki ardından başarılar da maddi olarak ödüllendiriliyordu. Bilim adamları, âlimler, eğitimciler hikmetli ve faydalı ilimden yanaydılar. Bilimin, âlimin ve bilim adamlarının saygınlığı, otoritesi had safhadaydı. Toplumsalcı, sosyo-kültürel bir hayat anlayışını benimseyen, veren elin alan elden üstün olduğuna inanan Müslümanlar beğenilerine karşılık beklemeden, kendini ön plana çıkartmadan toplumun faydasına sunuyorlardı.

 

Bugün modern dünyada bilgi, sanat, kültür ve eğitim, İslam toplumlarının öncülüğünden çıkmış durumda. Artık bilginin yönünü Batılılar belirliyor. Batılı modern düşünce, veren değil alan elin üstün olduğuna inanan, kendini, çıkarlarını, nefsini ön planda tutan bir anlayışa sahip. Sosyolojinin –ki çoğu bilim adamı bunun bilim olduğunu bile kabul etmez- Batılılar tarafından 18. ve 19. Yüzyıllarda sömürgeciliğin mantığını oturtmak için oluşturduğu bir bilim olduğunu biliyoruz.

 

Bilimi, insanlığı sömürmek adına kullanan bir düşünce tarzından ne fayda beklenebilir ki…

 

Bugün, bilgi parayla alınıp satılan bir meta konumunda.

Paran kadar bilgi, ya da bilgin kadar para.

Bilgi hikmetten koparılmış vaziyette.

Modern düşünce tarzı aynı zamanda bireyselcidir de…

 

Örneğin, Osmanlı’da minyatür sanatı ile uğraşan bir sanatçı hiçbir zaman eserinin üzerine bırakın adını yazmayı, kendini hatırlatan en ufak bir işaret bile koymazken, Batılı ressamlar eserlerinin üzerine hem kendi isimlerini yazmakta, hem de imzalarını atmaktalar. Hatta eserlerini pazarlamak için değişik organizasyonlar düzenlemekteler. Bu, insan nefsinin ön planda tutulduğu bir anlayış değil midir?

 

İçi boş ve soyut kavramlarla düşünüp, amel etmeye çalışıyoruz bugün. Sonuçta ortaya yine insanlığın ortak çıkarına fayda sağlamayan soyut sonuçlar çıkıyor.

 

Bunun değişik sebeplerini sayabiliriz, ama bu var olan gerçeği değiştirmiyor...

 

Bilgi o kadar ayağa düşmüş ve değersiz durumda ki bugün, akşam haberlerini izleyen pek çok kimse ertesi gün kendini bilim adamı sanıyor. Çenebaz toplum haline gelen bizler, düşünmekten ziyade konuşmayı pek sever hale geldik. Bildiğimiz, bilmediğimiz hemen her konuda ahkâm kesiyoruz. Karşımızdakini dinlemek yerine, bildiklerimizi ispat etmek adına bas bas bağırıyoruz.  Söz gümüşse sükût altındır felsefemizi toplum olarak rafa kaldıralı çok oldu. Modern zihniyeti çok sevdik, nefsimize pek uygun geldi. Zira bize bizi keşfettirdi. Yıllardır “günah” diye uzak durduğumuz benliğimizin ne tatlı olduğunu, bizi mutlu ettiğini fark ettik. Önemli olan kendi mutluluğumuz.  Konuşmalarımızda sürekli ben kelimesi geçiyor artık. Bizden bahsedilmesi hoşumuza gidiyor. Yakışıklı veya güzel olduğumuzu söylemelerine mest oluyoruz. Kişiliğimizi ön plana çıkartan kitapları daha çok okuyoruz. Kendimiz daha genç ve daha diri göstermek adına spor salonlarına gidiyor, zayıflamak için rejimler yapıyoruz.

 

Pek, nereye gidiyoruz, hiç düşündünüz mü?

 

Toplumsallığı öteleyen, yerine bireyselliği önceleyen, vermeyi değil almayı önemli gören, sürekli “ben” diyen modern zihniyet, dünyanın gidişatını ve insanların hayat anlayışını bu hale getirdi.  

 

O zaman ortada var olan bu sorunlardan kurtulmanın yolu da; modern zihniyetin niteliğe değil niceliğe önem veren anlayışından bir an önce kurtulmak olmalı değil midir?

Paylaş X Facebook

Yorumlar 0

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Detaylar için Çerez Politikası.