DOLAR49,45
EURO55,62
BITCOIN4.010.975
13° KAYSERİ
Üst banner
K
Konuk Yazar
07 Haziran 2013 · 722 okunma

Ölümün hayırlı yanı…

Çok sevdiğim, beni hem anne hem babası bilen yeğenim Mehmet, henüz erken denilecek bir yaşta hayatını kaybetti. İnna lillahi ve inna ileyhi raciun. Hak’tan geldik, hakka döneceğiz, buna inanıyoruz. Kırkına yeni girmişti

Çok sevdiğim, beni hem anne hem babası bilen yeğenim Mehmet, henüz erken denilecek bir yaşta hayatını kaybetti. İnna lillahi ve inna ileyhi raciun. Hak’tan geldik, hakka döneceğiz, buna inanıyoruz. Kırkına yeni girmişti henüz. Biliyorsunuz, kırk yaş biz Müslümanlar için ayrı bir öneme sahiptir. Olgunluğun, o yaşa kadar biriktirdiğiniz tecrübelerinizden faydalanacağınız, belki de hayatın en verimli, en bereketli dönemidir. Zaman zaman yaşamın o güzel akışında kendimizi kaybedip, hiç ölmeyecekmiş gibi, dünya denen gezegendeki ömrümüzü sonsuza dek sürecekmişiz gibi algılıyor, ona göre pervasız, hesapsız yaşıyoruz. İşte böyle zamanlarda, bir sevdiğiniz, çok önem verdiğiniz bir dostunuz Hak’kın rahmetine kavuştuğu an tokat yemiş gibi oluyor ve durup hayatı sorguluyorsunuz. “Dur!” diyorsunuz yaşama, “nereye gidiyoruz? Yörüngemiz doğru mu? Doğru yolda mıyız?”

Ölümü sorgulamaya başlarız sonra. Yaşadıklarımız, acılarımız, mutluluklarımız, yanlışlarımız bir bir gözümüzün önüne gelir, korkarız ölüm denen acı gerçek karşısında. Yeminler, tövbeler ederiz içimizden, bir daha yanlışlarımızı tekrarlamayacağız, hataya düşmeyeceğiz diye.

Yaşam bir garip yolculuk. Garip, bilinmez, anlaşılmaz… Zaman zaman ansızın durup hayatı sorgulamamız gerekiyor anlaşılan. Yoksa bir anda kendimizi, doğrularımızı hiç hesaba çekme fırsatı bulamadan yaşama elveda demek mümkün. Azrail kimin karşısına geçtiyse, aldığı cevap hep aynı olmuştur. “Daha yaşama dair planlarım, hayallerim var benim. Henüz çok erken, ne olur şimdi git de sonra gel, ölüme hazırlanma fırsatı ver bana!”

Azrail tarafından verilen cevaplar da hiç değişmemiştir. “verileni değerlendirdin miki, yeniden istiyorsun?”

Tarihler, Hazreti Ömer’in parayla kendine ölümü hatırlatıcı uyarıcı tuttuğunu söyler bize. Ve o uyarıcı sürekli hatırlatırmış halifeyi; “Ölüm var ya Ömer!” dermiş, adeta vaktin bitişinin o soğuk yüzünü, yaşam denilen o güzelliklerin sona erişini hatırlatırcasına. Aynı şekilde Osmanlı sultanları da yaparmış bunu.

Yeğenimi, mezar denilen o boş çukura bir başına terk ederken neler düşünmedim ki? Düşünce gelgitlerimin, ruh halimin haritası olarak ince çizgiler halinde suretime yansıdığını, yaşadıklarımın/hissettiklerimin donuksu bakışlarıma bir bir yansıdığını biliyorum. Düşünüyorum da, aslında en yalın, en sade, en duru, en yalansız halimiz, bir sevdiğimizi mezara koyarkenki vaziyetimiz olsa gerek. Kardeşi olan diğer yeğenime baktım göz ucuyla, öyle bir duruşu, öyle bir bakışı vardı ki, adeta yüreğimde hissettim ruhsal haykırışlarını. Çoğu zaman ensemizde her daim canımızı almak için bekleyen ecele aldırmayız da, böyle, sevdiğimiz biri vefat edip de mezara koyduğumuz vakit, hayat denen frene bir anda basarız.

Oysaki yaşadıklarımızı, yanlışlarımızı sorgulamayı, sadece ölümün o soğuk yüzüyle karşı karşıya geldiğimizde değil, hayat henüz devam ederken kısa bir an durup kendi kendimize sormamız gerekmez mi? Emri hak olduğunda ölüm karşısında bir hiç olduğumuzun farkına varmamız, aslında yaşamın boş bir uğraş olduğunu anlamamız gerekmez mi? Yaptığımız, ettiğimiz her şeyin koca bir hiç olduğunu görmemiz gerekmez mi? Ölüm karşısında yaşadığımız tüm unvanların, sıfatların, makamların hiç bir işe yaramadığını anlamamız için

illa çok sevdiğimiz birinin mi ölmesi gerekiyor? Unvansız, makamsız, parasız, pulsuz gidiyoruz öte yana. Tek servetimiz amelimiz.

Eğer varsa ölümün eşitlikçi bir yanı, bizi, hepimizi, bir süreliğine de olsa sıfatlarımızdan uzaklaştırması, sade bir insan olarak karşılaması, tüm unvanları bir kenara koyarak hepimizi yan yana getirmesi değil mi? Ne paşalığımızı bilir ölüm, ne zenginliğimizi, ne geleceğe dair planlarımızdan haberi vardır, ne de çektiğimiz sancılarımızdan.

Hepsi de boşdur ölüm karşısında. Boş ve hiç... Hepimizi, sevdiklerimizi de sevmediklerimizi de gözyaşlarımızda, taziye ziyaretlerinde bir araya getirmesi değil midir ölümün en hayırlı yanı? Nihayette kimseyi ayırt etmeden herkesin başına gelmesi, herkese kendini tattırması değil midir ölümün en güzel yanı? Kimini erken, kimini geç, kimine sıralı, kimine sırasız gelse de emri vaki, kendi içinde bilmediğimiz bir sıra örgüsü olsa da ölümün, nihayetinde herkese “merhaba, hoş geldin” demesini biliyor. Adilce, sırayı sektirmiyor işte.

Varsa ölümün bir başka hayırlı yanı da, hayatın anlamının, hiçliğinin farkına vardırmasıdır bizleri…

Paylaş X Facebook

Yorumlar 0

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Detaylar için Çerez Politikası.