Özgürce Bir Yaşam İçin Yaşasın Direniş…
Hokkamın içindeki mürekkep dondu, yazmıyor, yazamıyor... İnat ediyor adeta, çıkmam kabımdan diyor, söz geçiremiyorum. Duygularım, hissiyatım doruk noktasında, dile gelecek ama kendini ifade edecek, meramını anlatacak cüm
Hokkamın içindeki mürekkep dondu, yazmıyor, yazamıyor... İnat ediyor adeta, çıkmam kabımdan diyor, söz geçiremiyorum.
Duygularım, hissiyatım doruk noktasında, dile gelecek ama kendini ifade edecek, meramını anlatacak cümle nedir, bilmiyor, bilemiyor?
Bakışlarım donuksu, gözlerim sadece yaşananlara, kan donduran görüntülere kilitlenmiş, başka bir şey görmüyor. İnsanlarının bakışlarının ve yüzlerinin de bir alfabesi varmış meğer, yeni anlıyorum acı çeken, yalvaran, şaşkın yüzler gözerimin önünden bir bir geçerken. Aklım olanları anlamaya çalışıyor ama dumura uğramış gibi, anlamsız bakışlarla dolaşıyorum etrafta...
Ne söyleyebilirim ki? Ne söylenebilir ki yaşananlar karşısında? Bir diktatörün kendi halkını şuursuzca kurşuna dizmesi karşısında hangi cümleler kurulabilir ki? Durumu izah etmeye hangi cümle kafi gelebilir? Ancak acı içinde çıkan bir feryad, gözyaşları yanaklarında donan umutsuz bir bakış, alınlarda bulgur bulgur biriken terler, bozkırda biten dikenler misali tüyleri ciğerlerine batan bir yürek anlatabilir ancak bize yaşananları…
Makam, güç, kuvvet… Bu kadar mı önemliymiş? Bu kadar mı değerliymiş..? Şeytana uymak için bu kadar mı gözü dönermiş bir insanın..?
Oysa, ne de şirin yüzü vardı Sisi’nin, sürekli gülümseyen, etrafa gülücükler saçan, oldukça mülayim. Meğerse o şirin, mülayim simasının ardında şeytanca bir anlayış saklıyormuş da, haberimiz yokmuş. Kendi halkını gözünü kırpmadan katletmek, nasıl bir çıldırmışlığın, hastalıklı ruh halinin tezahürüdür? Sağlıklı bir ruh halinin bunu anlaması mümkün değil… Şair Şadi Şirazi şöyle der bu tipler için; Devri kötü olan bir zalim dünyada kalmayacak, ancak onun üzerinde ebedi bir lanet kalacaktır. Gerçekte de öyle değil mi?
Oysaki meydanlardakiler, ilk defa insanca yaşamak adına el değmemiş bir fırsat, umut yakaladıklarını düşünerek özgürlüklerini talep eden haklı halk kalabalıklardan başkaları değildi. İnsanca talepleri vardı. Onlar da onurlu bir yaşam diliyorlardı sadece. İradelerinin, taleplerinin dikkate alınmasıydı tüm dilekleri, çok mu?
İslam coğrafyasının yazgısı hep kan, gözyaşı, diktatörlük mü olacak? İradelerini ne zaman ele geçirip özgürce kullanacak, onurlarına hakim olacaklar?
Sisi ve yandaşlarının yaptıklarını görünce bizim darbeciler geldi aklıma. Hani, bir Cuma namazı esnasında Kocatepe camisinin üzerine, kalabalıkların en yoğun olduğu zamanda uçak düşürmek isteyen gözü dönmüş bizim darbeciler var ya, işte onlar. Hani, bizi de yıllarca sindiren, kendi doğrularını dayatan, sadece kendilerini yönetmeye muktedir gören, çoğu şimdi içerdeki güruh…
Türkiye halkının basireti ve Allah’ın onlara fırsat vermemesiyle son darbe önlendi. Unutulmamalı ki, mevcut iktidara güvenip rahat olmamalı, henüz bitmiş, ya da tehlike geçmiş değil.
Acaba Batı medyasına servis edilen görüntüler, Sisi’nin ağaç kesme fotoğrafları ya da videosu olsaydı, daha mı etkili olurdu, diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Öyle ya, Gezi parkında birkaç ağacın yeri değiştiriliyor diye dünyayı ayağa kaldıran güya demokrasinin sözcüsü tv. kanalları, Mısır’daki katliama duyarsız.
Artık kesin olan şu; bunlar doğum sancıları. Karanlığın en yoğun olduğu anlar, aydınlığa en yakın andır, biliyoruz... Yaşananlar, İslam coğrafyasının kendi yazgısını başkasının yazmasına müsaade etmeyeceğinin ilanıdır. Hüzün, gönül coğrafyamızın yazgısı olmamalı, olmayacak da bundan sonra, bu aşikar…
Şunu da biliyoruz ki, kaybedeceklerimiz sadece alnımıza yazılanlardır, ötesi yok…
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
