Özgürlüğün ayak sesleri…
Günlerdir Türkiye ve dünya gündemi Mısır’daki darbe girişimine kilitlenmiş durumda. Televizyonlardan, yazılı basından, haber sitelerinden ve sosyal medya üzerinden bir milletin, Mısır halkının özgürlük mücadelesini hep b
Günlerdir Türkiye ve dünya gündemi Mısır’daki darbe girişimine kilitlenmiş durumda. Televizyonlardan, yazılı basından, haber sitelerinden ve sosyal medya üzerinden bir milletin, Mısır halkının özgürlük mücadelesini hep birlikte izliyor, takdir ediyoruz.
Öncelikle buradan Mısır halkını verdikleri bu onurlu, kaburgalı mücadeleden dolayı selamlamak, onları can-ı gönülden kucaklamak istiyorum. Yıllardan beri bizde Araplar konusunda oluşmuş/oluşturulmaya çalışılmış bir önyargı vardır. Derler ki, Araplar iradelerini batı güdümlü, asker kökenli laik yöneticilere teslim eder, kendileri de hiçbir şeye karışmaz, koyun sürüsü gibi yönetilirler. Ne yalan söyleyeyim, on yıllarca süren manzaraya bakınca ben de bu görüşe inanmaya başlayanlardandım. Ancak bugün Mısır halkı bu önyargının yanlış olduğunu ispatlamak için günlerdir sokaklarda destan yazıyor. İradesine sahip çıkıyor ve diyor ki; halkın iradesi Hak’ın iradesidir, irademe dokundurtmam!..
Mısır bir darbeler ülkesi. Bundan daha bir yıl önce, yani diktatör Hüsnü Mübarek yıkıldıktan sonra ilk defa serbest seçimler yapılmış ve halk, kendi özgür iradesiyle cumhurbaşkanını seçmişti. Ancak bu durum Araplar üzerinde hesabı olan dış güçlerle, içerdeki bir takım menfaat ve makam meraklılarını rahatsız etti. Askerle anlaşarak Mısır tarihindeki seçilmiş ilk cumhurbaşkanı Mursi’yi yıktılar. Görünenler buraya kadar ama henüz her şey de bitmiş değil.
Aslında bütün mesele sadece mısır’da değil, buna Suriye’de dahil olmak üzere inananların artık kaderlerine razı sessiz yığınlar olarak değil, haklarının koruyucusu direnişçiler olarak anılmak istemelerinden kaynaklanıyor. Bunu, insanları tek elden koyun gibi gütmeye, yönetmeye alışmış güç odakları kabul etmek, demokrasiye geçmek istemiyorlar.
Mısır halkının öncelikle şunu bilmesi gerekiyor.Özgürlük; altın tepsi içine yerleştirilmiş ab-ı hayat suyudur, bedel ödemeden asla içilmez. Bunun için kan dökülebilir. Buna değer mi, evet, fazlasıyla değer. Zaten kaç günden beri de böyle oluyor. Ne alçakça bir durum ki, milletin askerleri sırf komutanları istiyor diye kendi milletinin üzerine kurşun yağdırıyor. Batılılar ve içerdeki güç odakları milleti millete kırdırıyorlar. Rahmetli Sultan 2. Abdülhamit kardeşkanı dökülmesin diye koskoca Osmanlı’yı üç buçuk çapulcuya, dış güçlerle ve içerdeki ayrılıkçılarla ittifak içindeki İttihatçılara teslim etmişti, hatırlarsınız. Oysa onlar, İttihatçılar ne yaptılar, koskoca Osmanlıyı on sene gibi kısa bir sürede parçalayıp Batlıların bitmez, tükenmez iştahına sundular. Ufku dünyayı kucaklayan biz Türkleri de Anadolu’ya sıkıştırıp kaçtılar. Şimdi esameleri bile okunmuyor İttihatçıların. Olan İttihatçılara değil, üç coğrafyada başı boş, dağınık ve sıkışmış bu aziz millete oldu. Bugün bakın dünya coğrafyasına; kan gölüne dönmüş, iç savaş yaşayan bölgeler, Osmanlı’dan zorla, kanırtılarak kopartılmış ülkelerdir. O gün kan dökmemeye çalışmanın bedeli, bugün yıllardan beri süren kan gölü haline dönmüş İslam coğrafyasıdır.
Kemal Tahir der ki, öyle bir cıvık geçit geçiliyor ki, herkes her şeyi, hatta düşmanla işbirliğini bile vatan için yapıyor. Bu doğrudur. Bütün darbeciler savunmalarını şüphesiz ki bu sözlerle açıklarlar.
Bir Müslüman olarak artık müjdeli bir haber duyup irademi sevinç gözyaşlarıma teslim ederek mutluluktan dolu dolu ağlamak, insanların acıya sevinçten daha çok dayanabildiklerini ispatlamak istiyorum...
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
