Raykitap…
“Ya giderse, kitapları alanlar bir daha getirmeze” diye kaygı çekmiş, hatta bunu proje sahibi Oktay Durukan Bey’e de Erciyes Tv.’deki programımda sormuştum. O ise böyle bir sorunun gelmesini bekliyormuş gibi büyük bir do
“Ya giderse, kitapları alanlar bir daha getirmeze” diye kaygı çekmiş, hatta bunu proje sahibi Oktay Durukan Bey’e de Erciyes Tv.’deki programımda sormuştum. O ise böyle bir sorunun gelmesini bekliyormuş gibi büyük bir doğallıkla, “alsınlar hocam mesele değil, amacımız zaten kitap okutmak değil mi hemşerilerimize, okusunlar da tek evlerinde tutsunlar, sorun değil, bir daha alır, bir daha koyarız” demişti her zamanki tebessümünü eksik etmeyerek.
“Bir bildiği var zahir” diyerek düşünmek yerine, kaygımı yüzüme takınarak sessiz kalmayı tercih etmiştim. Zira el konulan her kitabın yerine yeni bir eser koymanın arkası gelmez, bu süreklilik kazandırabilirdi.
Bu kaygı sadece bana ait değildi elbette, yazar arkadaşların pek çoğunun paylaştığı, sohbet aralarında birbirlerine fısıldadıkları çekingelerdi.
Yetkililere dillendiren yegane kişi bendim belki de...
Cumhuriyet meydanında, programın açılışında o gün oradaydım ve insanların raflara konulan kitapları kapışmasından ürkmüş, kaygımda haklı çıkmaktan dolayı endişelenmiştim. Hatırlıyorum. Açılışa katılan vatandaşlar ücretsiz kitap dağıtım kampanyası olduğunu zannetmiş olmalıydılar ki, birden fazla kitabı çantasına, koltuğunun altına, poşetine yerleştirmeye çalışıyorlardı. Beleş kitap bulamamanın sancısı ile kimi gözleriyle sağı solu tarıyor, kimi boş rafları kontrol ediyor, kimi de diğerinin elindeki kitaplardan birini almaya çalışıyordu. Şahit olduğum manzaralar okumaya olan açlık değildi, raflara konulan eserleri, ücretsiz dağıtıldığını düşünenlerin kitap kapma yarışıydı.
Açılışın hemen sonrasında ortada kitap adına bir şey kalmamış, raflar bir anda bomboş kalmıştı. “Eyvah!” demiştim…
***
Aradan epey zaman geçti, dikkat ediyor musunuz bilmem. Ulaşım için benim gibi toplu taşım aracını, -tramvayı- kullananlar şimdi şimdi kitapların raflarda yeniden yerini aldığını, okuyanların eserleri yerine koyup yenisini aldığını görüyorlardır. Tramvaya binmeden önce mümkünse kitap raflarına bakıyor, projenin nasıl yürüdüğünü, Kayseri halkının kitaplara olan ilgisini ölçmeye, anlamaya çalışıyorum. Biliyorum, içinizden, raykitapa bakarak bir milyon nüfuslu bir şehrin kitap okuma sevgisi ölçülmez, abartma diyeceksiniz. Ama olsun, bir parça da olsa fikir de mi vermez insana. Elbette ufak da olsa bir kanaat oluşturacaktır.
Bakıyorum raflara tek tek, bazen mevcut kitap sayısı artarken, bazense düştüğüne şahit oluyorum. Ama her halükarda az ya da çok da olsa raflarda kitaplar var. Yani, okunanlar yeniden yerine konuyor, farklı kitaplar alınıp götürülüyor, okuma serüveni devam ediyor. Vallahi doğrusunu söylemek gerekir de gerçeği itiraf lüzumluysa eğer, aklımın yeni yeni dank ettiğini, projeyi yeni yeni anladığımı söylemeliyim. İşin başındaki kaygımdan dolayı utanıyor, Kayseri halkını da beni utandırmasından dolayı tebrik ve takdir ediyorum.
Kitapların içindeki, “ Ray kitap projesi, Kayseri Okuyor, Satılamaz” ibaresi, kitapların bir proje dahilinde oraya konduğunu ve okunduktan sonra geri getirilmesi, herkesin faydalanması gerektiği konusunda vatandaşlarda bir bilinç oluşturmuş. Ne güzel…
Takdire değen, yürüyen bir proje.
Yalnız yeri gelmişken gördüğüm iki eksikliği de burada ifade etmek isterim. Birincisi; Kayserili yazar arkadaşların kitapları da raflarda yerini almalı, değil mi? Kayseri halkı birlikte yaşadığı, kimiz zaman komşuluk ettiği, kimi zaman cadde de sokakta karşılaştığı, kimiz zaman akrabalık, hısımlık ettiği fikir insanlarının eserlerinin de tadına bakmalı.
Bir diğer husus zaman zaman raflardaki kitapların çeşitliliği artırılmalı. Zira insanlar hep aynı kitapları okuyacak değil. Çeşitlilik artmalı ki insanlar projeye daha çok sahiplenmeli.
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
