Saflık çocuklukta kalan güzel anılar olmamalı…
Adamın biri ne kadar zengin olduklarını göstermek ve bunun farkına vardırmak için çocuğunu köye gönderir. Çocuk bir hafta köyde kalır. Bir hafta sonra tekrar şehre dönen çocuğa babası sorar; “Eee söyle bakalım köy hayatı
Adamın biri ne kadar zengin olduklarını göstermek ve bunun farkına vardırmak için çocuğunu köye gönderir. Çocuk bir hafta köyde kalır. Bir hafta sonra tekrar şehre dönen çocuğa babası sorar;
“Eee söyle bakalım köy hayatı nasıl evlat?”
“Biliyor musun baba, bizim villada bir tane köpek var, köyde pek çok.”
Baba, “Eeee…”
“Bizim villamızda bir tane havuz var, köyde ise sonu gözükmeyen, ışıl ışıl akarken sesini dinleyerek kendimizden geçtiğimiz, içinde güle eğlene yüzdüğümüz harika bir dere var. Bizim evde her taraf halı kaplı ama köyde gözün alabildiği her yer yemyeşil çimenlerle örülü. O kadar muhteşem ve hem de öyle güzel kokuyorlar ki, onlara kokladıkça nefes aldığımın, yaşadığımın farkına varıyorum.”
“Eeee…”
“Bir de baba, bizim villadan bakınca karşı villaları görüyoruz sadece, ama köydeki evimizden bakınca bütün bir ufku, uçsuz bucaksız gökyüzünü görüyoruz. Ne kadar özgür olduğumuzun farkına varıyoruz. Ben burada hiç yıldız görmemiştim, ama köyde, gökyüzünde düzinelerce yıldız var baba, oturup akşamları yıldız saydık arkadaşlarla…”
Baba şaşkındır, çocuk devam eder…
“Biliyor musun baba, köye gidince ne kadar fakir bir hayat yaşadığımızın farkına vardım, bana, ne kadar yoksul olduğumuzu hatırlattığın için sana teşekkür ederim.”
Şimdi pek çoğumuz yazıyı buraya kadar okuyunca hafifçe tebessüm ediyor ve çocuğun saflığına gülerek, ”Ne kadar safça ve temizce…” diyoruz, öyle değil mi?
Çocuğun hayatı tanımadığını, yaşamın gerçeklerini bilmediğini, ilerde nasıl olsa değişeceğini düşünüyoruz, öyle değil mi?
Bizce, hâlbuki hayatın gerçekleri hiç de çocuğun saf dünyası gibi değil, öyle değil mi?
Bir insan büyüdüğünde hala hikâyedeki çocuğun hissettiklerini hissediyorsa, o saflıktan çok aptallığın belirtisi, öyle değil mi?
Yani, çocuğun hissettikleri, gördükleri, yaşadıkları sadece ve sadece çocuklukta olabilecek saf duygular, öyle değil mi?
Saflık çocuklukta kalan güzel anılar, duygular, öyle mi?
Hayat bizim için çok ciddiye alınacak, duygusallığa, çocukça duygulara yer verilmeyecek kadar ciddi bir iş öyle değil mi?
Hâlbuki hiç de öyle değil…
Hayatı ne kadar da yaşanılmaz, anlaşılmaz, çekilmez karmaşa içine sokuyoruz da, haberimiz yok.
Ya da, o saf ve güzel duygulardan haberimiz var da işimize gelmiyor.
Büyüyüp de hayata atıldığımızda çok para kazansak, zengin olsak bile samimi dostlarımız olmuyor. Zira büyüdükçe safça, çocukça duygularımızı hayatın mücadelesi içinde kaybediyoruz. Aslında hayat bir mücadele bile olmamalı. Birlikte ve insanca yaşamın kurallarının uygulandığı bir alan olmalı sadece. Paylaşmanın, zorda kalana koşulanın, saflığın yaşandığı hayat, ne kadar güzel bir hayat olur, öyle değil mi...
Günümüz dostlukları ne yazıktır ki, “iyi gün” dostlukları. Zira bir çocuğun sahip olduğu duyguları, biz büyürken onu da içimizde büyütmüyor, ne yazık ki öldürüyoruz.
En iyi dostumuz para, en çok paramıza güveniyoruz. Güya hayat bize, paramız olmayınca dostlukların da olmayacağını öğretti, öyle mi?
Bahanemiz hemen hazır, hayatın meşakkatleri…
Cebimizde paramız olduğu sürece kendimizi güçlü ve mutlu hissediyoruz, öyle mi…
Benzer bahanelerimiz bize saf ve insanca duygularımızı unutturdu ne yazık ki.
1998 Depreminde bir arkadaşım bana, “akşam yatağa başımı koyduğumda zengindim, sabah uyandığımda ise fakirdim” demişti.
Ona, “neyse buna şükret, sığınacak dostların var hiç değilse” diye söylediğimde, “Onun da olmadığını depremle anladım” dediğinde şok olmuştum.
Sözü uzatmaya gerek yok.
Bizler çocukken de insandık, büyüdüğümüzde de.
Çocukken yaşadığımız duygular da bizimdi, şimdikiler de.
En çok mutlu olduğumuz zamanlar çocukluğumuzsa eğer, unutmayalım ki bu, o zamanlar sahip olduğumuz ön yargısız/kirlenmemiş duygularımızdan kaynaklanıyordu.
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
