Sanatta Ergenekon.
Önceki günlerde ünlü tiyatrocu ve sinema sanatçısı Ahmet Yenilmez, Haber7 internet sitesine oldukça ilginç bir röportaj verdi. Röportajında öne çıkan ana konu, devlet tiyatrolarına alınacak olan öğrencilerin seçiminde di
Önceki günlerde ünlü tiyatrocu ve sinema sanatçısı Ahmet Yenilmez, Haber7 internet sitesine oldukça ilginç bir röportaj verdi. Röportajında öne çıkan ana konu, devlet tiyatrolarına alınacak olan öğrencilerin seçiminde dikkat edilen en büyük etkenin muahafazakar görüşe sahip olmaması olduğunu söylüyordu. “Bir tane imam hatipli devlet tiyatrolarına giremez. Belli ailelerin çocuklarından ve torunlarından başka şehir ve devlet tiyatrolarına kimse alınmaz.” diyordu. Doğrusu, ben de bu görüşe sahibim. Hatta konuşmasını daha da ileri boyuta taşıyıp şöyle feryat ediyordu YENİLMEZ. “Sanatta da Ergenekon tipi yapılanma var. İşte Gezi Parkı'nda patladı dediklerim. Bunu kimse görmüyor. Yöneticilerimiz dikkate almıyor beni, yıllardır bağırıyorum 'sanatın içinde Ergenekon benzeri yapılanma var' diye. Umurlarında değil. Şu saate kadar biri arayıp da, 'sen ne diyorsun' diye sormadı...”
Hülya KOÇYİĞİT de, “Akil Adamlar grubunda yer aldığımdan beri arkadaşlarımdan kimse arayıp sormadı beni, telefonum hiç çalmıyor.” diye sitem edenlerden bir diğer isim.
Ünlü sinema sanatçısı Halil ERGÜN’de aynı konudan şikayetçi ve, “Oyumu AK partiye verdim diye bu camiadan aforoz edildim.” diyor. Maalesef ki bu listeyi uzatmak, farklı isimlerle örneklendirmek mümkün.
Bir tanıdığım Ankara Üniversitesi ve Gazi Üniversitesi’nin tiyatro seçmelerine başvurmak istediğinde ufak bir araştırma yaptım. Malum, buralar mülakatla ve genel yetenek sınavıyla öğrenci kabul ediyorlar. Ne yazıktır ki kulağıma yetkili ağızlardan gizlice üflenenler şöyleydi. Duyunca hem oldukça şaşırdım, hem de işin boyutunun ne kadar korkunç noktalar ulaştığını fark ettim. “Belli sanatçılar, ‘….Sanat Merkezi’ adı altında kendi adlarına okullar açmışlar, burada öğrencilere en az bir yıllık kültürel, sanatsal ve ideolojik eğitim veriyorlar. Ardından da üniversitelerin adı geçen bölümlerine, mülakatları yapan öğretim görevlileri ile paslaşış öğrencileri yerleştiriyorlar. Bu işten hem yüklüce para kazanıyor, hem de kendi düşüncelerine göre sinemada, tiyatroda veya sanatın diğer dallarında kadrolaşma sağlıyorlar.”
Bir de, bu dönemde sağ görüşlüleri devlette kadrolaşmak ile suçlarlar. Hani, körlerin dolma yemesi hikayesi vardır ya, hatırlarsınız. Gözleri görmeyen amâ, diğerini, dolmaları çift çift yemekle suçlar. İkincisi buna itiraz eder ve der ki, “senin de gözlerin görmüyor, nerden biliyorsun dolmaları çifter çifter yediğimi?”
İlk amâ hemen cevaplar, “çünkü ben de çift çift yiyorum da ondan…”
Mesele bu. Suçüstü yakalanmamak ya da kendi suçunu bastırmak için karşı tarafı işlediği suçla yargılamak.
Yani anlayacağınız, Anadolu’dan giden yetenekli gençlerimizin, sizin-bizim çocuklarımızın bu alanlarda söz sahibi olmaları, “ben de varım” demeleri çok zor. Ya kimlik erozyonuna uğrayacaklar ve beyfendiler tarafından belki(!) kabul edilecekler, ya da gerisin geri dönüp umutlarına, hayallerine veda edecekler.
Eğer ki yetkililer bu cümlelerimi okur da değerlendirmeye değer bulurlarsa, bu milletin bir ferdi, bir düşünürü olarak sözlerimi bir feryat olarak kabul etsinler ne olur. Ne olur, hani,
Necip Fazıl’ın belirttiği gibi bu milletin çocuklarını öz yurtlarında parya, öz memleketlerinde garip olarak görülmelerinin, haksızlığa uğramalarının önüne geçsinler artık. Mısır’daki halk protestolarına karşılık, baltacı denen kesimle birlikte mücadele eden bir sanatçı(!) fotoğrafı vardı, görmüşsünüzdür muhtemelen. Hani, elindeki silahla sırf kendi düşüncesinden değil, karşı taraftan diye halka ateş eden şahsiyet-i fakir tip. Bu yazıyı kaleme alırken bakışlarındaki kin geliyor gözlerimin önüne. İşte çocuklarımızı böyle yapmak, bu tip sanatçı olarak görmek istiyorlar. Biz söylüyoruz, devlet de tedbiri alsın lütfen.
Sesi çok çıkanları değil, haklı olanları görsünler, bize yeter.
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
