Savaş alan=İslam coğrafyası…
Farklı yazarlar köşelerinden fitre ve zekatlar için çağrılar yaptılar. Kimi Suriye için kullanılmasını istedi, kimi Arakan için. Kimi Somali’ye devam dedi, kimi Filistin’e. Afganistan, Pakistan, Afrika… Say gitsin. Nerey
Farklı yazarlar köşelerinden fitre ve zekatlar için çağrılar yaptılar. Kimi Suriye için kullanılmasını istedi, kimi Arakan için. Kimi Somali’ye devam dedi, kimi Filistin’e. Afganistan, Pakistan, Afrika… Say gitsin. Nereye ne yardımı yapacağımızı şaşırmış haldeyiz, en azından ben öyleyim. Şöyle bir bakıyorum, da İslam coğrafyası, Müslümanların yaşadığı bölgeler hep ateş altında, tabiri caizse cayır cayır yanıyor… Hepsi de yardıma muhtaç.
Doğu Türkistan Çin tarafından işgal edilmiş durumda, kimse sesini çıkartamıyor, Çin sömürüye devam ediyor.
Çeçenistan deseniz yine aynı, yer altı ve yer üstü kaynakları hızla sömürülüp Rusların ekonomisine katkı sağlıyor, yine kimse sesini çıkartamıyor.
Afganistan’da dünyanın efendisi(!) ABD var, halkların haricinde “ne işin var burada?” diye soramıyor yetkililer.
Sesini yükseltmesi gereken İslam ülkeleri birbirleriyle kavgalı, iletişim kanalları kapalı. Mezhepsel farklılıklar, Avrupalıların kışkırtmaları, bir diğerini düşman görmeleri için yeterli sebep.
Birinci dünya savaşı sonunda batılıların cetvelle çizdiği sınırlar, uydu ülkelerin doğuşunu ve Müslümanların aralarındaki inanç ve akrabalık bağlarını kopartarak birbirinden habersiz, duyarsız ferdi yaşamları getirdi. Ufuksuz, çapsız, tarihinden habersiz uydu ülkeler sadece kendi istikbalini düşünen, Batılıların çıkarlarını ve değerlerini önemseyen diktatörlerin eline teslim edildi.
Petrolün ve doğalgazın üzerinde oturanlar vur patlasın çal oynasın vaziyetinde, günlerini gün edip Müslüman’ın derdinden bihaber yaşıyorlar. Sanki onlar seçilmiş kavimler ve Allah petrolü, doğalgazı sadece o kavimlerin kullanımına sunmuş, diğer Müslümanların hakkı yok.
İslam coğrafyasının savaş alanı olmasının değişik sebeplerini elbette ki sayabiliriz, ama hiç biri halifeliğin yerini tutmaz, tutmuyor.
Geçtiğimiz günler Halifeliğin Osmanlıya geçişinin 495. Yılıydı. Müslümanlar başsız değildi, her kafadan ayrı bir ses çıkmıyordu, Halifenin dediği geçerliydi, İslam coğrafyası huzur alanıydı, zenginlik alanıydı, barış alanıydı. Bir takım sorunlar elbette ki vardı ama bugünkü kadar içinden çıkılmaz, derin sorunlar değildi. Son iki yüzyıl içinde genelde Batılıların özelde ise İngilizlerin tüm gayesi Halifeliği kaldırmaktı. Biliyorlardı ki halifelik lağvedilince Müslümanlar sömürüye açık olacaktı. Ve oldu da…
Batılı ülkelerden birinin başına bir şey geldiği an hemen tek vücut oluyorlar, karşı koyuyorlar. Çünkü Papa öyle istiyor. Yanı başımızda bu mübarek ayda bile Suriye’de hala Müslüman kanı akmaya devam ediyor, Batılıların umurunda değil, çünkü akan kan başsız kalan Müslüman kanı. Müslümanlar ise onlara göre bu dünyada birer fazlalık.
Ne diyeyim, Allah Müslümanlara akıl, irade ve güç versin…
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
