Savaşın çocukları…
Simsiyah saçları ve kapkara gözleri vardı. Boyu yaşıtlarına göre kısa, cüssesi zayıf, ustasına dönük bakışları ürkek ama adeta geleceğe bakar gibiydi. O küçücük yaşına rağmen yaşadıklarından dersler çıkartmayı başaran gö
Simsiyah saçları ve kapkara gözleri vardı. Boyu yaşıtlarına göre kısa, cüssesi zayıf, ustasına dönük bakışları ürkek ama adeta geleceğe bakar gibiydi. O küçücük yaşına rağmen yaşadıklarından dersler çıkartmayı başaran gözlere sahipti. Duruşundan, diğer çıraktan daha dikkatli olduğu belli oluyordu. Ustasının hiçbir hareketini kaçırmamaya, o daha bir şey istemeden hemen bulup vermeye kurulmuş, adeta tıkır tıkır işleyen bir saat gibiydi. Usta daha, “pense” demeden uzatıyor, bir sonraki adımda kargaburnunun lazım olacağını düşünüp sol elinde hazır bekletiyor, ustasının bir bakışı kâfi geliyor, diğer yandan da tamiratın her bir aşamasını kaçırmamaya çalışıyordu.
O da ne? Şırak sesiyle kendime geldim birden, bütün benliğim açıldı. Sanki, düşüncelerimi dilime yansıtan beynimdeki aynalar ansızın yere düşüp kırılmış ve o sesle ben kendime gelmiştim. Olanları anlamaya, anlamlandırmaya çalıştım. Bütün o uyanıklığına, tamirat sırasında her bir adımı tek tek düşünmesine ve malzemeleri bir bir hazır etmesine rağmen usta yine de çırağın suratına ani bir tokat akşetmişti. Ama neden? Sinirlenmekle beraber merak ettim, belli etmemeye çalışarak biraz daha yanlarına yaklaştım. Usta, çırağa istediği malzemeyi tane tane söylüyordu, “kay-dı-rı-cı- sip-rey” Çocuk yine anlamamış, anlamaya çalışan gözlerle bakıyordu. O kapkara gözleri nemlenmiş, korku bürümüştü bakışlarını. Adeta ruh hali çöken çocuk iyice anlamaz olmuştu söylenenleri. Beni yanlarında görünce usta ikinci tokadı akşetmekten vazgeçti. Kelimeyi yineledi ve spreyi eliyle de tarif etmeye çalıştı. Çocuk şimdi anlamıştı, koptuğu gibi malzeme odasına gitti ve bir çırpıda alıp getirdi.
Acaba çocuk sağır mıydı? Yoksa anlama özürlü mü? Ama biraz önce methime mazhar olan aynı çırak değil miydi bu? Ne olmuştu da usta malzemeyi iki defa tekrarlamasına rağmen ancak anlar hale gelmişti? İyice meraklanmıştım.
Sordum diğer çırağa, “bu çocuk Suriye’li, burada çalışıyor” cevabı, yüreğimi asıl yakandı. Demek çocuk, ustanın istediği spreyi daha önce hiç duymamış ve anlamamıştı. Adını bilemediği her bir parça için bir tokat insafsızlık değil miydi? “Kaç para veriyor usta çocuğa?” soruma, “haftalık on lira” cevabı, hem sinir hem de üzüntü katsayımı artıran sebeplerden oldu. Çocuğun Türkçe anlamadığını bile bile çırak diye yanına al, günlük 1,5 liraya it gibi çalıştır, yetmedi bir de söyleneni anlamadı diye çırağı tokatla, insanlık mı şimdi bu? Gözümün önüne kendi çocuklarım geldi, aynı muamelenin onlara da yapıldığını düşündüm bir an ve adeta çıldıracak gibi oldum.
Sorularıma cevap veren çocuğa, “ustanın nesi olursun sen?” dediğimde, “oğluyum” cevabı alınca, “baban seni de dövüyor mu?” sorusunu sordum ardından. Aldığım cevap ustanın vicdanını çoktan kaybettiğini gösteriyordu. “Ben oğluyum amca, beni neden dövsün ki?”
Boşuna söylememişlerdi atalar, el oğlu ele ucuz gelir, diye. Akşama doğru çocuğun babası geldi dükkâna, sordum, “Türkiye’yi nasıl buldun, memnun musun?” “Pişmanım” dedi, “Ese’din zulmü ile burada gördüğümüz zulüm aynı, karın tokluğuna çalıştırıyorlar ve adam yerine koymuyorlar bizi.” cevabı içimi burktu.
Urfa ve Antep taraflarında bir liraya araba yıkatıyorlardı muhacirlere. Buralarda bir lirayı dilenciye verseniz kabul etmez, “bu kadar mı?” diye bön bön yüzünüze bakar, beğenmez.
Oysa ki peygamber efendimiz muhacirlere iyi davranılması gerektiğini, bakılıp gözetilmesini buyurur. İslam tarihini bilenler hatırlayacaklardır; Mekke’den Medine’ye göç eden muhacirlere Medineli Müslümanlar ikinci eşlerini boşayarak vermişler, böylece bir sosyal denge sağlamışlardı. Söz açılınca bizlerden iyi Müslüman olmaz, ama iş uygulamaya gelince de ne yazıktır ki halimiz ortada. Kabul etmesek de kapitalizm çoğumuzun ruhumuzu işgal etmiş.
İşimiz bitip de Nizip’ten ayrılırken ustaya, “bu çocuğa iyi bak, belki de seni cennete götürecek vesile olabilir, çünkü bunlar garip, öz vatanlarından hürriyet aşkına, her şeylerini memleketlerinde bırakarak kopup gelmişler.” dedim, bilmem anladı mı?
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
