ŞEHİR KİTAPLIĞINDA KAYSERİ
“Heyamola Yayınları” tarafından İstanbul kitaplarıyla başlatılan, arkasından İzmir ve Trabzon illeriyle devam ettirilen “Şehir Kitapları” serisinde, “Bir Nefeste Kayseri” seri başlığıyla 30 kitaptan oluşan Kayseri kitapl
“Heyamola Yayınları” tarafından İstanbul kitaplarıyla başlatılan, arkasından İzmir ve Trabzon illeriyle devam ettirilen “Şehir Kitapları” serisinde, “Bir Nefeste Kayseri” seri başlığıyla 30 kitaptan oluşan Kayseri kitaplarıyla yeni bir ivme kazanmış oldu. İlk üç ilin kitaplarından daha farklı bir formatta, oldukça kaliteli bir baskıyla piyasaya çıkan kitaplar, öyle umuyorum ki, bu şehrin geçmişini kurtarmak açısından çok ciddi bir adım olacaktır.
Bir yılı aşkın bir süre önce başlanılan proje nihayet Mart 2014’te tamamlandı ve 30 kitaplık seri piyasaya çıktı.
Heyamola yayınlarının çıkardığı eserler sırasıyla şunlardır:
[1- Şirvan Erciyes, Argıncık Açık Kapılar; 2- Seyit Burhanettin Akbaş, Bünyan Hamidiye Köyüm Olsa; 3- Vacit İmamoğlu, Büyükbahçebaşı Bir Varmış Bir Yokmuş; 4 Mehmet Kasap, Cırlavuk Yeri Göğü Taştan; 5- Ahmet İlhan, Çifteönü Çavdarcı Sokağında Hayat; 6- Kadir Özdamarlar, Develi Aşağı Everek’ten Hatıralar; 7- Ahmet Sıvacı, Düvenönü Yağız Atlı Faytonlar Durağı; 8- Dursun Çiçek,Erciyes Bir Dağ Bir Tecelli; 9- Güner Dinçaslan, Erciyes Dışı Çiçek İçi Ateş; 10- Hayri Maraşlıoğlu, Erkilet Güneydir Gölge Bürümez; 11- Mustafa Işık, Eski Kayseri Evliya Çelebi’nin Dilinden; 12- Adil Şahin, Eskibedesten Hafızadan Hatıraya; 13- Vedat Ali Tok, Gültepe Parkı Kaldı Yadigar; 14- Ali Aslım, Hacıkasım Adı Kaldı Dillerde; 15- Ali Çavuşoğlu, Hacılar Büyük Dağın Sırları; 16- Hasan Tasacı, İncesu Kasabamız Kimliğimizdir; 17- Sergül Vural, İstasyon Mahallesi Demiryolunda Zaman Yolculuğu; 18- Kemalettin Cengiz Tekinsoy, Kiçikapı İçerişar’dan Erciyes’e Doğru; 19- İsmail Adil, Mancusun Yeşilyurt Köyüm Kalsa; 20- H.Neşe Koçak, Müzikli Semtler İsmail Ediz’le Eski Kayseri; 21- Güner Anasoy, Pınarbaşı Çerkez’in Köstekli Saati; 22- İlkay Karaduman, Sahabiye Çerkez Kültürünün Işığında; 23- Ali Rıza Navruz, Setenönü Aydemir Doğan’ın Şiirleriyle; 24- İlyas Han Şahin, Talas Kayseri’nin Başkenti; 25- Abdullah Ayata, Tomarza Unutulan Hoşgörü Kasabası; 26- Ziya Şahin, Yabanlu Pazarı Geçmişten Günümüze Pazarören; 27- Abdullah Parlak, Yahyalı Obanın Son Türkmenleri; 28- Halil İbrahim Özcan, Yıldırım Beyazıt Erken Elveda Dedi; 29- Muhsin İlyas Subaşı, Gülük’ten Gültepe’ye Yalnız Yürüdüğüm Sokaklar; 30- Kadir Dayıoğlu, Öteki Şehir Eski Kayseri’de Sosyal Hayat]
Burada, bu seri yeni baskısını yapacak ise, ki, Karatepe’nin takdim yazısından bunu anlıyoruz; aşağıdaki dikkate arz ettiğim kitaplar bu listeye eklenmelidir: Kazım Yedekçioğlu’nun “Kayseri Ağzı” kitabından seçmeler yapılıp yer almalıdır. Çünkü bugün o yerel ağız kaybolmaktadır. Muharrem Barut’un “Selam Kayseriliye” kitabı. Abdullah Satoğlu’nun “Kayserinin Ticarette Başarı Sırları”; Halit Erkiletlioğlu’nun “Kayseri Bağcılığı” Nevzat Türkten’in kendi hatıralarına dayandırdığı seksen yıl öncesinin Kayseri’sini anlattığı çalışması; Cavit Yeğenoğlu’nun, “Kayseri Yaşam Kültürü”; Yunus Emre Özulu’nun “Kayserim”ı; Asım Yahyabeyoğlu’nun “Anılarımda Kayseri”si; Mehmet Şahin-Dr. Sait Molu’nun birlikte hazırladıkları, Arif Molu’nun hayat hikayesini ve döneminin sosyal olaylarını anlattıkları “Toprak Ağalığından Sanayiciliğe” kitabı, Emir Kalkan’ın “Kanatsız Kuşlar Şehri”; Ümit Fehmi Sorgunlu’nun “Mazideki Şehir” çalışması ve dikkatimizden kaçmış olabilecek değer çalışmalar bu seriyi bütünlüğe taşıyacaktır.
Bunu belirttikten sonra, peşinen kabul etmek gerekir ki, Kayseri için bu sayı yeterli değildir. Kayseri, en az 50 kitapla anlatılmalıdır. Mevcut eserler için bir küçük eleştirim, öncelik şehir içi hayata yer verilmeliydi. Mevcut kitapların yarıya yakını ilçe ve köyleri konu alıyor. Aslında ilçeler anlatılacaksa, bütün ilçelerden söz edilmeliydi. Köylere girilmesi ise sıkıntı doğurur. Çünkü köy kültürü bakımından Kayseri homojen değildir. Birini anlatıp diğerini atlamakla Kayseri’nin demografik yapısını tam anlamıyla yansıtamazsınız. Bu hususları geleceğe dönük bir uyarı olarak belirttikten sonra konuya bakabiliriz.
Kitapların arka kabağına konulan tanıtım yazısında dikkate sunulan hususlar ve bu kitapların hayat buluş gerekçesi şöyle anlatılmaktadır:
“21. yüzyılın başında, hızlı dönüşüm geçiren şehirlerin, kültürel mirası, geleneksel yaşama biçimi ve üretim ilişkilerindeki değişim araştırmacı ve yazarların yoğun ilgisini çekiyor. Tarihçi, mimar, coğrafyacı, iktisatçı, sosyolog, edebiyatçı, hukukçu, turizmci ve daha pek çok meslekten araştırmacı ve yazar, şehirlerdeki değişimi farklı bakış açılarından anlamaya ve anlatmaya çalışıyor.
Şehirler ruhu olan canlı organizmalardır. Her şehrin, ruhunu açıklayan kendine göre bir dili vardır. Binlerce yılın birikimini yansıtan bu dili, şehirde büyüyen ve yaşayanlar daha yakından tanır. Hemşerileri şehirlerine gönül gözüyle bakar ve onun dilini yüreklerinde hissederek anlar. Şehirler esrarını en geniş şekilde kendinden hissettiği insanlara açar.
Heyamola Yayınları bu düşünceden yola çıkarak, Kayserili yazarların doğup büyüdükleri eski mahalle ve semtleri, kendi hayatlarında, ailelerinde ve yakın çevrelerinde yaşanmış örneklerle anlattıkları "Bir Nefeste Kayseri" Kitap Dizisi'ni okurlarına sunmaktadır.”
Ayrıca, Kitaplara takdim yazısı yazan Şükrü Karatepe de şu noktalara işaret eder:
“Geleneksel şehirlerin uzun geçmişinden süzülüp gelen ve insanların ilişkilerini biçimlendiren zengin yerel kültürleri vardır. Şehrin tarihine ve tabiat şartlarına bağlı olarak gelişen yerel kültürü, diğer yerleşimlerden farkını ortaya koyan kimliğini belirler. Yerel kültür değerlerini hesaba katmayan ve bu değerleri yenileyerek sürdüremeyen kentsel gelişme, şehirleri kimliksiz mekanlara dönüştürür.”
Bu önemli tespitler ve bunun kaygısıyla ortaya çıkan bu girişim dikkate alınıp bu çerçevede eserler üretilirse, günümüzde şehirlerin ruhunu katleden modernleşmenin doğru anlaşılıp uygulanmasına fırsat verecektir. Geçmişini bilemeyenin geleceğini tayin edemeyeceği gerçeğinin yalın ifadesi olan bu değerlendirme üzerine söylenecek pek fazla bir şey yoktur. Eğer söylenecekse, eskiyi, eski geleneksel yaşama biçimini aşağılık kompleksiyle değerlendirip yıkanların o tahammül edilemez sorumsuzluğuna karşı söylenmelidir. Tarihin tapusu durumunda eserleri gece yıktırarak ortadan kaldıranların vebal kamburu bir günah abidesi gibi gözümüze batacaktır!
Bugün bu kitap girişimiyle, o kaçıştan etrafa dökülüp saçılanlar toplanarak bir medeniyet mirasının parçalarından şehrin geçmişi ihya edilmek istenmektedir.
Öncelikle şu hakkı teslim edelim: Böyle bir projenin başında Şükrü Karatepe’nin bulunması önemli bir şanstır. Çünkü Şükrü Karatepe ilim adamlığının ötesinde, sağlıklı muhakemesi olan bir kültür adamıdır da. Büyükşehir Belediye Başkanlığı tecrübesinin şehir kitaplarına yansıtılması Kayseri için bir kazançtır. Ben bu kazancın, Karatepe vasıtasıyla bütün illerimiz için sürdürülmesini diliyorum. Heyamola Yayınevinin sahibi Ömer Asan, Şükrü Bey’in bu gayretini değerlendirirse, Türkiye bu yönde önemli bir kültürel mirası kitaplaştırmış olacaktır.
Ancak bu işin gözardı edilemeyecek bir problemli tarafı da var: Bugün Kayseri’de asıl unsur diyeceğimiz yerli çekirdek aile, mevcut nüfusun yüzde 10’un altına düştü. Böyle bir ortamda bu şehrin demografik haritasını çıkarmak hayli zor olacaktır. Ki, bu zorluk diğer bütün iller için de geçerlidir. Bu yönde ciddi bir ayırt edicilik dikkati olmazsa, yeni gelmiş bir göçmen semtinin farklı davranışı o şehrin asıl kimliğinin bir parçası gibi gösterilebilir. Burada bu tür çalışmayı yapanlar, böyle semtleri o şehrin farklı rengi ve zenginliği olarak kendi motifleri içinde tutarak verirse bu da farklı bir kazanç olabilir.
Heyamola Yayınları, oldukça hacimli bir muhteva ile yayınlanan Hikaye ve Roman dergileriyle (Hikaye ve Roman Kahramanları) yakından takip ettiğim bir yayınevidir. Şehir kitapları serisinden İstanbul, İzmir ve Trabzon kitapları ilginç detayları bir araya getirmiş güzel bir çalışmaydı. Bu seride, bir mahalleyi, bir semti, bir sokağı, hatta bir insanı anlatan kitapların geleceğe taşıdığı monografik malzeme bir asır sonra ve daha ileriki asırlarda altın değerinde başvuru kaynakları olacaktır.
Bir medeniyeti, kültürel birikiminin kalitesi ve niceliği değerlendirir. Bugün biz zengin bir mirasa sahip olmamıza rağmen, geçmişimizden bize intikal eden ciddi eserlerin bu mirası taşıyıcılık görevi yapamadığı için çaresiziz. Bu tür çalışmalar her asırda yapılarak günümüze gelinseydi nelere sahip olmazdık. Ne yazık ki, böyle bir dikkat ve gayreti atalarımız göstermemiş. Bugün, Kanış-Karum’da elli asır önce yaşamış insanların tabletleriyle tarihin izini süren bir medeniyet algısının peşine düştük. Hititlerin Asurluların hayat tarzını toprağın altından çıkarırken, kendimiz için ne yapıyoruz?
İşte bu sorunun cevabını sanırım bu şehir kitapları verecektir.
Türkiye son yarım asır içerisinde ciddi bir kabuk değişim safhasına girdi. Yeterli tarih şuuruna sahip olmayan yerel yöneticiler, eski eserlerimizi hoyratça yok edip ortadan kaldırmaktadır. Bir taraftan bunları kaybederken, öbür taraftan da apartmanlara hapsettiğimiz insanların geçmişini de ellerinden alıp ortadan yok ediyoruz. Bizim bin yıla yakın bir süredir bu topraklarda nesilden nesile aktardığımız geleneksel yaşama biçimi bugün ortadan kalkmış durumdadır. Yaşadıkları mahallede zenginiyle fakiriyle ortak duyarlılık noktalarıyla birbirini ayakta tutan bu toplum, şimdi çok katlı binalarda kendilerine bile yabancılaşır hale geldi. Halbuki, ortak şuur bizim var edici tutkalımızdı. Bugün ondan her gün bir adım daha uzaklaşıyoruz. Sanırım bir yarım asır sonra bu ülkenin insanları geçmişin irfanından habersiz hale gelecektir. İşte bu kitaplar, bu kaybedilen değerleri bir araya toplamayı amaçlayan bir hatıra defteri durumundadır.
Umarım, şehirlerin yöneticileri bu kitapları yeni nesle aktaracak çalışmayı yaparlar ve bütün ilçe kütüphanelerine, liselere, üniversitelerin tarih edebiyat, felsefe, sosyoloji, ilahiyat, eğitim kürsülerindeki kütüphanelere bu eserleri ulaştırırlar. Kültür Bakanlığının bütün iller için planlanan böyle bir çalışmayı il ve ilçelerdeki devlet kütüphanelerine kazandırması, geçmişimizin derin izlerini gelecek kuşakların yol haritasında belirleyici faktör olarak algılamalarına imkan sağlamış olurlar. Attila İlhan’ın dediği gibi “Pigmeler bile kendilerine bir geçmiş oluştururken”, biz binlerce yıllık bir birikimi, kayıtsızca terk edip kaybolmak üzere geçmişin çöp sepetine atmamalıyız…
Bu seri bende bu umudu doğurdu. Umarım devamı gelir…
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
