Tadı damağımızda…
Yaklaşık bir yıl önceydi “bismillah” dediğimizde… Sizin hiç, ilk günkü heyecanı bugün de hissettiğiniz bir sorumluluğunuz oldu mu bilmem? Bizim oldu… Biliyorduk, bu tür kurslardan, seminerlerden yazar çıkmazdı... Biliyor
Yaklaşık bir yıl önceydi “bismillah” dediğimizde…
Sizin hiç, ilk günkü heyecanı bugün de hissettiğiniz bir sorumluluğunuz oldu mu bilmem?
Bizim oldu…
Biliyorduk, bu tür kurslardan, seminerlerden yazar çıkmazdı...
Biliyorduk, hiçbir yazar kurslardan, seminerlerden yetişmemişti...
Yazarlığın belli başlı bir mesleğinin olmadığını da biliyorduk...
İyi bir yazar olmak için edebiyat okumak da gerekmiyordu.
Ama bildiğimiz bir şey daha vardı ki, bu tür kurslara, seminerlere, içindeki yazma aşkını yüreğinde adeta kor bir ateş gibi taşıyanlar ancak müracaat ederlerdi.
Herkes cesaret edemezdi yazmaya…
Çünkü yazmak, aynı zamanda cesaret sahibi olmak da demekti…
Geçen sene, Türkiye Yazarlar Birliği Kayseri Şubesi olarak “Okur ve Yazar Okulu” açacağımızı söylediğimizde, ruhu eleştiriye abone olmuş bir takım kalemler, oturdukları yerlerden hemen hicve başlamışlardı; “ağır bir işe kalkışmışlar, bilmiyorlar ki yazarlığın kursu olmaz, fena madara olacaklar…”
Evet, biliyorduk…
Konuşulanlar kulağımıza geldikçe yüreklerimiz acırken, yapacağımız işe dört elle sarılmamızı sağlıyordu söylenenler…
***
Hatırlarsınız, ilk dersi, Erciyes Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili Bölüm Başkanı Prof. Dr. Atabey KILIÇ hocamız vermişti.
İlk ders çok önemliydi.
İlk ders ilk izlenim demekti…
İlk ders, ilerleyen süreçte bu işin ne kadar ciddi tutulacağına dair bilgi demekti…
İlk ders, ilk heyecan demekti…
Ve ilk ders, yazmaya, okumaya karşı hissedilen ilk heyecan, ilk kalp kıpırtısı demekti…
Biliyorduk…
O gün katılımcılar ilk derste, Atabey Kılıç Hocamızın o geniş bilgisi, tatlı sohbeti, fark edilir üslubu ile dimağlarına tatlı bir lezzet almışlardı. Edebiyat, kültür ve tarih konusunda şöyle bir gezintiye çıkarmıştı bizleri hocamız. Hafızalarını yoklamalarını, bu kutlu yola çıkarken yüreklerindeki azıklarda nelerin olduğunu, yol boyunca yetip yetmeyeceğini kontrol etmelerini istemişti. Katılımcılar, okur ve yazar olmanın ruhlarında bırakacağı heyecanı o an hissederlerken, bunun meşakkatle ve ancak yorucu bir yolculukla elde edileceğini de öğrenmişlerdi…
Bu başlangıç, bu ilk ders, katılımcıların ağızlarına sunulan bir parmak baldan başka bir şey de değildi aslında. Zira asıl ve kalıcı lezzet gerideydi, ilerleyecek süreçteydi...
***
Düzenlenen sertifika töreni ile okulu sonlandırmıştık. Hicvedenlerin, kursiyerlerin suretlerdeki heyecanları, ruhlarında esen fırtınaları, yüzlerindeki memnuniyeti, gülümsemelerini görmelerini isterdim doğrusu. Yüreklerde hissedilen heyecanları kokladım o salonda. Gözlere baktım, gözlerden yüreklere inip kalp çırpıntılarına ulaşmaya çalıştım. Özellikle lise ve üniversite talebelerinin gözlerindeki ışıltı görülmeye değerdi doğrusu. Belki abarttığımı düşüneceksiniz, biliyorum, ama bunlar benim hissiyatlarım, duygularım, gözlemlerim… Yanılıyor olsam da, belki de gelecek için umutlanmak adına böyle görmek istediğimdendir, kimbilir…
Bizim bu kursla birer yazar, şair, denemeci, hikâyeci, romancı çıkartıp çıkartamayacağımızı kader kâtipleri bilir ancak. Lakin bildiğimiz de şu ki, bu kursla birlikte insanların içlerindeki yazma aşkını körükledik biz. Yüreklerinde sakladıkları cevheri işlenecek hale getirdik, onlara ruh verdik. İçlerinde sakladıkları bu aşkın, yazmadıkça onları iflah etmeyecek hale gelmelerini sağladık…
Bu aşk yüreklerini o kadar çok acıtacak ki, yazdıkça rahatlayacak, rahatladıkça yazacaklar…
***
Ve Allah aynı kursu bu sene, bu cumartesi saat 15.30’da yine Yoğunburç Kültür Evinde bir kez daha açmayı nasip etti bizlere. Ne mutlu. Bu seferki katılımın çoğunluğu edebiyat öğretmenleri.
Yani daha nitelikli.
Allah yar ve yardımcımız olsun diyorum…
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
