K
Konuk Yazar
07 Haziran 2013 · 270 okunma
Taraftarlık vicdanları bastırdı
Hep partileri, hükümetleri, devleti eleştirecek ya da suçlayacak değiliz ya! Bu yazı bir toplum eleştirisi, hatta suçlaması... 8 Temmuz'da "Futbolda Temiz Eller Operasyonu" başladığında "Takım tutar gibi" başlıklı bir ya
Hep partileri, hükümetleri, devleti eleştirecek ya da suçlayacak değiliz ya!
Bu yazı bir toplum eleştirisi, hatta suçlaması...
8 Temmuz'da "Futbolda Temiz Eller Operasyonu" başladığında "Takım tutar gibi" başlıklı bir yazı yazmış ve şöyle demiştim:
"Takım tutar gibi deyimi, siyasette ve fikir hayatında sorgusuz sualsiz sevgi, destek ve bağlılık anlamında kullanılır. İnsanlardan bağlandıkları partileri ya da fikirleri 'takım tutar' gibi tutmamaları, hep eleştirel bakmayı sürdürebilmeleri istenir; böylesinin doğru olduğu söylenir.
Şimdi galiba ilk defa, takımlarına koşulsuz bir sevgiyle bağlı on milyonlarca taraftara şu son operasyona 'takım tutar gibi' bakmamalarını tavsiye edeceğiz. Çünkü pusuda, Türkiye'nin giriştiği ikinci büyük temizlik harekâtını, onların takım sevgisini kalkan yaparak kesmeye çalışan güçler var. (...) İşte bu noktada taraftarların 'takım tutar gibi' davranmamaları; isterse kendi takımları da içinde olsun, yeşil sahaların arka planındaki 'derin futbol'un deşifre olmasını ve temizlenmesini talep etmeleri gerekiyor."
Aldatılanlar aldırmadılar
O günden bugüne yaşananlar, umduğumuzun olmadığını, taraftarların büyük çoğunluğunun takımlarının çıkarları uğruna şikecileri bağrına bastığını, suçu sineye çektiğini ortaya koydu.
Oysa aldatılanlar en başta kendileriydi. İnandıkları, kayıtsız şartsız bağlandıkları takımları onların gözlerinin içine baka baka hile yapmıştı. Onlar statlarda ya da televizyonlarının başında heyecan içinde dokuz doğururken, aslında o maçların sonuçları çoktan belirlenmişti. Kandırılmışlardı, çocuk yerine konmuş, aşağılanmışlardı. Ama onlar buna aldırmadılar. Takımlarına bağlılık uğruna, gözlerini kırpmadan ahlaksızlığa arka çıktılar.
İşin kötüsü, bu durumun sadece şu anda soruşturulan ve yargılanan takımların taraftarları için söz konusu olduğunu düşünmek için hiçbir sebep yok. Yarın öbür gün başka takımlar söz konusu olduğunda onların taraftarlarının da aynı biçimde davranacağını öngörmek zor değil.
Peki sonuçta ortaya çıkan tablo ne? Sonuçta, bütün takımların taraftarlarını topladığınızda ortaya çıkan şey neredeyse bütün toplum değil mi? Demek ki bu toplumun büyük çoğunluğu, güçlü bir aidiyetle bağlı oldukları bir yapıyı korumayı, doğrunun yanında yer almaktan daha fazla önemsiyor. Kendi ahlaki değerleriyle tutum alan özgür bir birey gibi davranamıyor. "Taraftarlık" uğruna, temizliğin değil kirliliğin yanında yer alabiliyor. Ahlaki olanı değil şaibeli olanı seçebiliyor. Hakkaniyet duygusu değil çıkarlar ön planda olabiliyor.
İşte bu tablo da beni fena halde karamsar yapıyor. Çünkü böyle bir toplumsal tabloyla temiz toplum yaratmak, hukukun üstünlüğünü sağlamak, demokrasiyi kurmak o kadar zor ki...
Özgür bireyler topluluğu olabilseydik
Oysa benim hayalimdeki birey, kendi değer sistemini, kendi ahlak anlayışını her türlü aidiyetin üzerinde tutabilen kişidir. Çocuğu sokakta bir başka çocukla kavga ettiğinde bile "tarafsız hakem" olabilendir. Ülkesiyle bir başka ülke arasında anlaşmazlık çıktığında, hiç düşünmeden kendi ülkesinin tarafında yer alan değil, kimin haklı olduğuna bakandır.
Benim özlediğim birey, hiçbir mensubiyetin özgür iradesini askıya almasına izin vermez. Kendi meslek grubunu körü körüne korumaya kalkmaz, meslek dayanışması adı altında suçları, zaafları gizlemeye çalışmaz. Tuttuğu partinin hatalarına karşı körleşmez. Cemaatse cemaatini, partiyse partisini, dernekse derneğini suçlu olduğu noktada korumaya kalkışmaz.
Özgür bireyin ihanet edemeyeceği tek şey kendi ilkeleri, kendi ahlakı, kendi değer sistemidir.
8 Temmuz'da "Futbolda Temiz Eller Operasyonu" başladığında "Takım tutar gibi" başlıklı bir yazı yazmış ve şöyle demiştim:
"Takım tutar gibi deyimi, siyasette ve fikir hayatında sorgusuz sualsiz sevgi, destek ve bağlılık anlamında kullanılır. İnsanlardan bağlandıkları partileri ya da fikirleri 'takım tutar' gibi tutmamaları, hep eleştirel bakmayı sürdürebilmeleri istenir; böylesinin doğru olduğu söylenir.
Şimdi galiba ilk defa, takımlarına koşulsuz bir sevgiyle bağlı on milyonlarca taraftara şu son operasyona 'takım tutar gibi' bakmamalarını tavsiye edeceğiz. Çünkü pusuda, Türkiye'nin giriştiği ikinci büyük temizlik harekâtını, onların takım sevgisini kalkan yaparak kesmeye çalışan güçler var. (...) İşte bu noktada taraftarların 'takım tutar gibi' davranmamaları; isterse kendi takımları da içinde olsun, yeşil sahaların arka planındaki 'derin futbol'un deşifre olmasını ve temizlenmesini talep etmeleri gerekiyor."
Aldatılanlar aldırmadılar
O günden bugüne yaşananlar, umduğumuzun olmadığını, taraftarların büyük çoğunluğunun takımlarının çıkarları uğruna şikecileri bağrına bastığını, suçu sineye çektiğini ortaya koydu.
Oysa aldatılanlar en başta kendileriydi. İnandıkları, kayıtsız şartsız bağlandıkları takımları onların gözlerinin içine baka baka hile yapmıştı. Onlar statlarda ya da televizyonlarının başında heyecan içinde dokuz doğururken, aslında o maçların sonuçları çoktan belirlenmişti. Kandırılmışlardı, çocuk yerine konmuş, aşağılanmışlardı. Ama onlar buna aldırmadılar. Takımlarına bağlılık uğruna, gözlerini kırpmadan ahlaksızlığa arka çıktılar.
İşin kötüsü, bu durumun sadece şu anda soruşturulan ve yargılanan takımların taraftarları için söz konusu olduğunu düşünmek için hiçbir sebep yok. Yarın öbür gün başka takımlar söz konusu olduğunda onların taraftarlarının da aynı biçimde davranacağını öngörmek zor değil.
Peki sonuçta ortaya çıkan tablo ne? Sonuçta, bütün takımların taraftarlarını topladığınızda ortaya çıkan şey neredeyse bütün toplum değil mi? Demek ki bu toplumun büyük çoğunluğu, güçlü bir aidiyetle bağlı oldukları bir yapıyı korumayı, doğrunun yanında yer almaktan daha fazla önemsiyor. Kendi ahlaki değerleriyle tutum alan özgür bir birey gibi davranamıyor. "Taraftarlık" uğruna, temizliğin değil kirliliğin yanında yer alabiliyor. Ahlaki olanı değil şaibeli olanı seçebiliyor. Hakkaniyet duygusu değil çıkarlar ön planda olabiliyor.
İşte bu tablo da beni fena halde karamsar yapıyor. Çünkü böyle bir toplumsal tabloyla temiz toplum yaratmak, hukukun üstünlüğünü sağlamak, demokrasiyi kurmak o kadar zor ki...
Özgür bireyler topluluğu olabilseydik
Oysa benim hayalimdeki birey, kendi değer sistemini, kendi ahlak anlayışını her türlü aidiyetin üzerinde tutabilen kişidir. Çocuğu sokakta bir başka çocukla kavga ettiğinde bile "tarafsız hakem" olabilendir. Ülkesiyle bir başka ülke arasında anlaşmazlık çıktığında, hiç düşünmeden kendi ülkesinin tarafında yer alan değil, kimin haklı olduğuna bakandır.
Benim özlediğim birey, hiçbir mensubiyetin özgür iradesini askıya almasına izin vermez. Kendi meslek grubunu körü körüne korumaya kalkmaz, meslek dayanışması adı altında suçları, zaafları gizlemeye çalışmaz. Tuttuğu partinin hatalarına karşı körleşmez. Cemaatse cemaatini, partiyse partisini, dernekse derneğini suçlu olduğu noktada korumaya kalkışmaz.
Özgür bireyin ihanet edemeyeceği tek şey kendi ilkeleri, kendi ahlakı, kendi değer sistemidir.
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
