Tarih tekerrür ediyor…
Abdülhamit’i hatırlıyorum… En çok mücadele etiği Avrupalılar olmasına rağmen, en çok şikâyet ettiği ise, İttihatçılardı. “Yabancıları anlıyorum, dertleri Osmanlıyı bölerek küçük parçalara ayırmak, sömürmek. Ama şu Jöntür
Abdülhamit’i hatırlıyorum…
En çok mücadele etiği Avrupalılar olmasına rağmen, en çok şikâyet ettiği ise, İttihatçılardı. “Yabancıları anlıyorum, dertleri Osmanlıyı bölerek küçük parçalara ayırmak, sömürmek. Ama şu Jöntürkleri, İttihatçıları anlamıyorum bir türlü. Benim dört duvar arasında, Yıldız’da gördüklerimi onlar dışarıda görüp gelişmeleri anlayamıyorlar.” demişti kaç defa…
Hani bir söz vardır, “düşmanın kılıcı değil, dostun gülü yaralar.” diye. Millet sevdalısı sultan Abdülhamit Han’ın durumu böyleydi. O kadar hizmetlerine rağmen, “evlatlarım” dedikleri İttihatçıların yapılanları göremeyişlerine, derin güçlerle ittifak edişlerine kızardı.
Kürt Milliyetçileri sevmedi onu…
Arnavut Milliyetçileri de sevmedi…
Bulgar, Rum, Sırp, Çingene ve bilumum milliyetçiler de sevmedi.
Hele Ermeniler hiç sevmediler, Doğu’yu kendilerine hediye etmediği için.
Bilirsiniz, Filistin’i satmadı diye Yahudiler de sevmedi onu.
Ama Türk Milliyetçileri onu neden sevmedi, anlamadı sultan, anlayamadı.
Hiç olmaz denilen şey oldu ve bütün milliyetçiler Abdülhamit düşmanlığı ortak paydasında birleşerek, darbeyle yıktılar onu.
33 Yıllık iktidarı boyunca, sadece üç kişinin idamını imzalamasına rağmen, el atından binlerce kişinin katili ilan ettiler onu. Yalanlar, iftiralar attılar yok yere hiç utanmadan. Hırsız dediler, yıldızdaki baykuş dediler, soyguncu dediler, dini kitapları yakıyor dediler. Yetmedi; Avrupa’da en özgürlükçü ülke Osmanlı olmasına rağmen hürriyet düşmanı dediler. Hızlarını alamadılar, bir yandan ondan paye almak için şahsına methiyeler dizip şiirler yazarlarken, diğer yandan da hakaretler yağdırdılar, demedik laf bırakmadılar. Oldukça nazik ve yumuşak huylu olmasına, fena halde kandan çekinmesine, kendi suikastçısını bile affetmesine rağmen, Ermenilerin yakıştırması “kan içici”, “vahşi” suçlamasına sahip çıktılar utanmadan. Makam sahipleri, haklarından fazla nimetlenemedikleri için Alman, İngiliz ve İtalyan beslemesi masonlarla ortak hareket ettiler. Basında gizlice örgütlenerek tebaayı sultanın aleyhine çevirmeye çalıştılar. Bu propagandada o kadar başarılı oldular ki, Bediüzzaman’ı ve Mehmet Akif’i bile kandırmayı başardılar.
Her şeye rağmen Sultan bunlara, şahsına yapılan saldırılara aldırmadı, işine baktı. Milleti adına yapacaklarını yapmaya çalıştı. Bunun bir vebal olduğunu, ahrette yapamadıklarının hesabının bir bir sorulacağı düşüncesiyle hiç durmadan çalıştı, koştu, koşuşturdu. Bir yandan ekonomik manada ülkeyi kalkındırmaya çalışıp, bayındırlık faaliyetlerini hızlandırırken, diğer yandan da yurdun her tarafında, kasabalara, en ücra mahallelere kadar okullar açmaya çalıştı. Osmanlının petrol haritasını çıkarttı, Mekke’ye kadar raylar döşetti, tarihte ilk kez kız mektepleri açtı, Osmanlının tüm tarihi boyunca yapılan okul adedinden daha çok okul yaptırdı, idadiler, darül fünunlar açtı, yine de kendini beğendiremedi İttihatçılara. Çünkü onların gözleri kör, yürekleri mühürlüydü, göremediler, anlayamadılar ona olan hırslarından. Başkalarının uşağı oldular da Abdülhamit’in can yoldaşı, hizmet arkadaşı olamadılar. Onların zihnine önce parti anlayışı hakim olduğu için, milleti gözden çıkartalı çok olmuştu.
Sultan bu hizmetleri yaparken bir yandan da dünyanın her bir tarafına gönderdiği dervişleri vasıtasıyla İslam alemini Osmanlıya bağlamayı, yeniden bir dünya devleti, İngilizlere azılı bir rakip olmayı başardı. İngilter’nin sömürge politikasına dur diyen bir cihan imparatoruydu o. Yanında ise sadece halkı ve dervişleri vardı, onlardan almış olduğu güçle yürüdü tarihte.
Bugün içinde yaşadıklarımız, gelişmeler o döneme nasıl da benziyor değil mi? Batıl bir yanda, hak bir yanda. Tarih tekerrür ediyor…
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
